Özer Hurmacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özer Hurmacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2009 Cuma

Fenerbahçe'nin Yeni Transferleri İncelemesi

Hürriyet Gazetesi Korkut Göze Yeni Transferleri inceliyor.
Mehmet Topuz ,Fabio Bilica ve Özer Hurmacı incelemeleri de ilgi çekici.

MEHMET TOPUZ



Vahşi ve Utangaç

Sahada kazanmak için her yolu dener. Boğuşur ve savaşır. Hırsını sahanın her noktasına taşır. Özel yaşamında suratına bakınca kızarır. Kameralar onun için bir azap. Genelde söyleşilerden de kaçar.

EN çarpıcı özelliği farkedilir fiziğidir. Kafasına döktüğü avuç dolusu jöle ve ensesinde topladığı uzun parlak saçları ile yarattığı tip onu başkalarından hemen ayırır.

İlk bakışta uçarı ve bitirim bir görüntünün yaratıcısıdır. Birkaç kelime konuşunca, para ve şöhretle süslü bu görüntünün arkasında bambaşka bir karekterin belirtileri hemen sırıtır. Uysal, saygılı ve utangaç...

Doğan Haber Ajansı Kayseri muhabiri sevgili Oktay Ensari’nin anlatımına göre, tam bir Anadolu adamı! /_np/8794/8318794.jpg

Kayseri’deki yılları dar bir çevrenin mütevazı sınırları içinde geçti. Alpaslan mahallesindeki, Divan Pastanesi boş saatlerindeki değişmeyen mekanıydı.

Bir-iki bardak çay, kuru bir pasta ile çevresinde hayranları ve yanından hiç ayrılmayan eniştesi... Gün böyle geçerdi. Suratına bakan herkese selam verir. Oturuyorsa, tanıyıp da yanına yaklaşanı ayakta karşılar.

Öyle kasılma filan gibi şeyler yok.

Ancak, iş konuşmaya gelince hemen kabuğuna çekilir, gerçek kimliğine bürünür. Asosyal yönü burada hemen belirir.

O an kaçmak, dünyasına sığınmak ister. Kameralardan da sıkılır. Maç sonrası röportajları var ya, Mehmet için cehennem azabıdır. Bu huyu hiç değişmedi.

Fenerbahçe’ye böyle bir Anadolu adamı geldi. İstanbul’da değişir mi, bilemiyorum!

Unutmadan söyleyeyim, Topuz henüz 26 yaşında ve bekar.

***

YALAN haberden fazlası ile etkilenir. Her sezon sonu derleme haberlerle onu 3 Büyükler’den birine gönderenlere illet olur. Hele, “Topuz imzayı attı” şeklindeki haberler dünyasını alt üst eder. Bunu yazanlarla selamı sabahı keser.

Duygularının coştu var. Buraya Cumhurbaşkanlarının, Başbakanların fotoğrafları asılır. Bir gün orada resmimi görünce şaşırdım. İyice yaklaştım. Bu, ben miyim diye uzun süre baktım. O günü ve mutluluğumu hiç unutamam.

Bu sakin ve uysal adamı çıldırtan bir olayın arkasındaki sır perdesi hala kalkmamıştır. Bir özel turnuvada oynanan Çaykur Rizespor-Kayserispor maçında ufak bir itişme olur. Ve ortalık birbirine girer. Gerisini Topuz’un ağzından dinleyelim...

İki oyuncu itişmeye başladı. Ben kenardaydım, bunu görünce oraya ayırmaya koştum. İş tatlıya bağlandı. Bu sırada Emre Toraman gelip bana vurdu. Ne olduğunu anlayamadım. Ancak, fena bozuldum. Hiç unutmadım bunu. Hala, neden vurduğunu merak ederim.

Görenler anlattı, bu yumruğa fena bozulmuş Mehmet Topuz. 4 kişi zor zaptetmiş. Bu sakin adamı kenara alana kadar akla karayı seçmişler... Bir de yanlış anlaşılan ufak bir tartışmaya açıklık getirdi Topuz...

Fatih Ceylan, Kayseri’de oynarken Gaziantepspor maçının son dakikalarında aramızda ufak bir tartışma geçti. Ve yanlış yorumlandı. Fatih’e bir pas verdim. O da bana kaleye vurmam gerektiğini söyledi. Biraz da kızdı. Bazı kişiler bunu büyüttü. Oysa, her ikimiz de o anda takımımızın çıkarını düşünüyorduk. Bunun tartışmasını yaptık. Bu diyalog kavga gibi algılandı. Ve benim şımarıklığıma verildi.

Çok üzüldüm.

İşte, meslek yaşamında Topuz’u bir çıldırtan bir de üzen iki olay. Başka bir vukuatı yok.

***

GEÇEN sezon toplam 28 maç oynadı. 23 kez pozisyona girdi, 9 gol attı. 3 asisti var. 98 şut attı, 35’i kaleyi buldu.

Şut, Mehmet Topuz’un en önemli silahı. Kaleyi gördüğü an hiç çekinmeden vuruyor. Yer ve mesafe ayırt etmeden...

Her idman sonrası yaklaşık 25-30 dakika şut idmanı yapar Topuz. Duran ve hareketli toplarla tek başına çalışır. Bu arada frikik denemeleri de idmanın ayrı bir bölümüdür.

Kayserispor’da hemen hemen her bölgede oynamıştır. Espri ile karışık der ki...

Sadece kalecilik yapmadım. Ona da fırsat olmadı!

Bir kez de stoper oynamıştır. Yine kendi söylemi ile bayağı başarı da sağlamıştır. Zaten Kayserispor’da oynadığı ilk mevki de sağbektir.

Bir farklılığı da hocasının verdiği her görevi yürekten kabullenmesidir. Önce oynar, sonra tartışır.

Yani, kötü oynadıysa, gider hocasına söyler...

Ben bu bölgenin adamı değilim!

***

Geçen sezonu 4 sarı kart ile tamamladı. Hiç kızarmadı... 46 top çaldı, 23 kez pozisyona girdi ve 9 gol attı. 3 de asisti var.

Topuz’u izlerken, ondaki farklı özellikleri net çizgilerle görmek mümkün...

Uzun fuleli deparları, savaşçı kimliği, taş gibi şutları, frikik atışlarındaki becerisi, sahanın her bölgesini aynı başarı ile kullanması ve hiç düşmeyen temposu...

Topuz’u farklı kılan bu özellikler 3 Büyükler’in her sezon iştahını kabarttı ve onu transfer borsasının gözdesi yaptı.

Her sezon lig biterken sevgili Oktay Ensari’ye şaka ile karışık hep sorarım.

Bu sezon Topuz’u kime pazarlayacaksınız?

Yine sezon sonrası aynı soruyu yönelttim Ensari’ye... Kısa ve kesin bir yanıt verdi.

Topuz, bu kez yuvadan uçuyor. Ama kime verecekler yemin billah ben de bilmiyorum.

Güldüm ve ben de kısa kestim...

Kayserili işini bilir. Kim fazla verirse ona gönderirsiniz!

**********************

FABİO BİLİCA



Popescu'dan Sonra En İyisi



Fenerbahçe’nin stoperi hayatında bir kez kaleye geçti. Venezia forması giyerken, meşhur Shevchenko’nun penaltısını kurtardı. Ve bir iddia: Bilica, kaliteli ve çok iyi bir futbolcu olmasına karşın uzun süre ondan yararlanamazsınız. Çünkü, istikrarlı değil.

YEDİ çocuklu bir aile babası. Üç kez evlendi. Sivasspor’da oynadığı tek sezonu üçüncü eşinden dünyaya gelen çocuğu ile geçirdi.

Sivas halkı ile sıkı bir dostluk kurdu Bilica. F.Bahçe’ye transferini öğrendikten sonra söylediği duygu dolu sözler, bu sevginin samimi bir itirafıydı... /_np/9592/8339592.jpg

Kulübüm istemeseydi, buralardan gitmezdim. Yine de Sivasspor’un bu transferden para kazanması beni mutlu etti!

Bilica boş zamanlarını Sivas sokaklarını arşınlamakla geçirdi. En ücra köşelerine daldı, her caddeyi dolaştı. Bazen bir kafede veya bir restorantta mola verdi Sivas turlarına... Günleri hep böyle geçti.

Evde müzik dinlemeye bayılır. Üstelik bütün mahalleye de dinletir. Setin sesini sonuna kadar açar ve başlar dan setmeye. Hele, kasette bir Latin müziği çalıyorsa...

Bıkmadan-usanmadan aksiyon filmleri izler Bilica. Ve beğendiğini de birkaç kez seyreder. Değişmeyen bir hobisi vardır. Hep İtalyan marka giyinir. Yedek kaleci Akın Vardar, Sivasspor’daki can dostuydu. İbrahim Dağaşan ve Sergio ile iyi bir diyalog kurmuştu.

Zaman zaman F.Bahçeli Alex ve ünlü Ronaldinho ile telefon görüşmeleri yapardı. Sivas’ta geçirdiği tek sezonda bu eski dostlarla ilişkiyi hiç kesmedi. Nereden kaynaklanıyordu bu dostluk?

Bilica, 1998-2000 yılları arasında 16 kez Brezilya U-20 Milli Takım formasını giydi. 2000 Sydney Olimpiyat Oyunları’nda da Ronaldinho, Alex ve Lucio gibi ünlülerle Brezilya Olimpiyat Takımı’nda yer aldı. Sonra her biri ayrı ülkeye gitti. Ancak, dostluklar süregeldi...

BİLİCA, tam 6 yıl İtalya’da oynadı.

Her futbolcunun başaracağı bir iş değil.

Forma giydiği İtalyan takımları sırası ile...

Venezia, Brescia, Palermo ve Ancona.

Ayrıca Avrupa’da, Almanya’nın FC Köln, Fransa’nın FC Istres ve Romanya’nın Cluj takımlarında da yer aldı.

Sivasspor’da geçen sezon müthiş bir grafik çizdi Bilica!

34 maçın tümünde oynadı. Rakipten 92 top çaldı, 15’ini kaptırdı. Attığı isabetli pas sayısı 855. 30 faul yaptı, 78 kez faule maruz kaldı.

Gördüğü sarı kart 6. Tek kırmızı kartı var!

Tam adı: Fabio Alves da Silva Bilica.

Yaşı: 30. Boyu: 1.87. Doğum yeri: Campina Grande (Brezilya)

BILICA’nın meslek yaşamı anılarla dolu.

Ünlü Shevchenko’nun attığı penaltıyı kurtarması anılarının baş köşesini süslüyor.

Venezia’da oynarken, kaleye geçmek zorunda kalır Bilica.

Teknik direktörün bir işareti ile kaleye yönelir. Gerisini Bilica’dan dinleyelim...

Önce irkildim. Ancak, kazağı üzerime geçirdiğim an tüm korkularım bitti. Ve özgüven kazandım.

Bu arada bir başka şanssızlık gelip Bilica’yı yakalar. Milan bir penaltı atışı kazanır. Atışı kullanacak isim de ünlü Shevchenko...

Yine Bilica’ya dönelim ve hikayenin gerisine kulak verelim...

Dikkatle Ukraynalı futbolcuyu izlemeye başladım.

Topa doğru koşarken atacağı köşeyi kestirdim. Ve o yöne doğru uzandım.

Topun elime değdiği an penaltıyı kurtardığımı anladım. Büyük bir mutluluk duydum.

SİVASSPOR’da hep yıldız futbolcu muamelesi gördü. Her futbolcu onu farklı bir yere koydu. Ve yine hiçbiri Bilica’nın değerini inkar etmek gibi bir komplekse girmedi.

Bir röportajda Eskişehirspor’un stoperi El Saka’ya sorarlar...

Türkiye’ye gelen en iyi yabancı stoper kim?

El Saka hiç düşünmeden yanıtlar...

Popescu ve Bilica!

Bunu Bilica’ya anlatırlar. Brezilyalı kısa bir yanıt verir...

Popescu gibi bir futbolcu ile adımın anılması bana gurur verdi!

Yeri geldi hemen söyleyeyim... Ülkemize gelen en mütevazı yabancılardan biri Bilica. Tartışmaya girmeyi hiç sevmez. En önemli özelliğini de şu sözlerle vurgular...

Bir stoper için yeterli tekniğe sahibim. Bu da bana oyunu iyi okumak ve iyi oyun kurmak gibi bir özelliği getirdi. Ayrıca, attığım isabetli pas sayısı bir stoper için bir hayli fazla.

VE bir iddia: BILICA’nın Romanya’dan Sivasspor’a transferi bir hikaye gibi... Rumen teknik direktör Multescu’nun yardımcılığını yapan Yüksel Yeşilova, Bilica’yı Sivasspor’a önerir.

Ancak, bazı şeyleri de söyleme gereğini hisseder. Önce iyi ve kaliteli bir futbolcu olduğunu vurgular. Ardından da çok istikrarlı değildir diye bir not düşer. Ve şöyle tamamlar...

Uzun yıllar yararlanamazsınız. Romanya’dan ayrılışın nedeni de bu!

Oysa Bilica, Sivasspor’da nefis bir portre çizdi. Ligde her maçta görev yaptı. Eski teknik direktörü Bülent Uygun’un da belirttiği gibi yüzde yüz randıman sağladı, arkadaşlarına hep pozitif enerji saçtı.

Ve transferin gözdeleri listesine girdi!

Sivasspor Başkanı sayın Mecnun Odyakmaz’ın, Bilica’nın transferi ile ilgili sözleri adeta beklenmedik bir ayrılığın ezikliğini taşıyor...

300 bin Euro’ya aldığınız bir futbolcu değerini 3-4 milyon Euro’ya yükseltirse, istemeseniz de satmak zorunda kalıyorsunuz!

Doğru söylüyor sevgili başkan... Çark kolay dönmüyor. Bu alemde yaşamak için bazen sevdiklerinizi de gözden çıkartıyorsunuz.

******************

ÖZER HURMACI



Küsmezse Şahane Oynar


Direkt kaleyi hedefler. Kafası hep havadadır. Ve oyunu kelimesi kelimesine okur. Çocukken Zidane hayranıydı. Şimdi, Kaka’yı beğeniyor.

ÖNCE özelliklerinden bir demet sunuyorum Özer’in... Bire birde adamın adeta midesinden geçer. Her iki ayağını da aynı beceri ile kullanır. Beli ve bileği çok esnektir. Çalım atarken bu iki özelliğinden yararlanır. Ve rakibin kafasını karıştırır.
Direkt kaleye oynamayı sever. Oyunda değişik bölgelere koşar. Ve beklenmedik bir yerden çıkıp pozisyon yaratır. Kafa hep havadadır ve oyunu kelimesi kelimesine okur.
Özer‘in diğer yüzünde duygusal alışkanlıkların net çizgileri görülür. İdmanlarda takımın ağabeylerinden biri bağırırsa... İkili mücadelede biri tavır koyar ve işi tartışmaya kadar götürürse hemen alınır.
Böyle ortamlarda keyfi kaçar. Tepki şekli, o andaki duygu alemine bağlıdır. Ya alınarak çeker gider. Ya da işi uzatır.
Başına dertler açacak, hatta belaya sokacak kötü bir huyunu daha söyleyeceğim. Maça kendini öyle kaptırır ki... Ters bir karar veya harekette hakeme agresif bir tavır takınır. Bu huyu hiç değişmedi.
Özer, 1986 doğumlu. 20 Kasım’da 23’üne basacak. 1.74 boyunda, Almanya doğumlu. Yani, gurbetçilerimizden biri.
Dayısı Başbakan lakaplı Trabzonspor’un eski futbolcularından Lemi Çelik... Eniştesi, Trabzonspor ve G.Birliği’nde bir zamanlar teknik direktörlük yapan Sadi Tekelioğlu.
Çocukluğu Trabzonspor maçlarını izleyerek geçti. Hangi takımı tuttuğunu soranlara herkesi güldüren bir yanıt verirmiş...
Lemi’yi tutuyorum!
* * *
ŞİMDİ hemen gerilere dönüyorum. Ve Özer’in bilinmeyen yönlerini onu en yakından tanıyan Hürriyet Ankara spor muhabiri sevgili Özgür Şahiner’in notları ile sunuyorum.
Futbol, Özer için adeta bir oyundu. Bacak arası yapmak, topuk atmak gibi... İşin gerçeğini geç anladı. Almanya’da yetiştiği takım Kasseyl’de oynarken hocası Wolfgaug Zieuaeck, Özer’e öyle bir makas atar ki...
6 ay takımın yüzünü göremez!
Bu eylem Özer’i tüm kötü alışkanlıklarından kurtarır. Ona yeni bir kimlik getirir. Artık takımın 10 numarası ve kaptanıdır...
Bir ara Türkiye’ye gelmeyi kafasına koyar. Ankaraspor’daki ilk idmanında eli ayağı birbirine dolaşır. Karşısında Yusuf Şimşek, Ümit Karan gibi ünlüleri görünce bir korku tüm benliğini sarar.
O da ne? Biraz ileride Vederson, Tita, Jaba pas idmanı yapıyor.
Morali iyice bozulur. Yine de yetenekleri ile farklı kimliğinden örnekler sunar idmanda. Ama bir sürpriz Özer’in tüm umutlarını alıp götürür... Kısa bir dönem Keçiörenspor’a kiralanır. Kimselere söyleyemez bu işi. Hele Almanya’daki arkadaşlarına lafını bile etmez...
Duyarlar diye ödü kopar!
Onun Ankaraspor’daki çıkışı ve şöhreti Aykut Kocaman ile başlar. Ve Aykut Hocası ile ilgili küçük bir anısı var Özer’in...
Trabzonspor’un F.Bahçe’ye yenildiği ve şampiyonluğu kaçırdığı bir maç var ya... O maçta Aykut Hoca’nın golünden sonra hüngür hüngür ağladım.
Yıllar sonra Aykut Hoca Ankaraspor’un başına gelince, hemen ağabeyime haber verdim. 10 yıl önce beni ağlatan adam, şimdi benim hocam oldu. O zaman ağlattı, şimdi güldürsün deyince, ağabeyim de çok duygulandı.
Bu ikili Ankaraspor’dan sonra şimdi de F.Bahçe’de buluştu.
* * *
HOBİLERİNDEN bir kaçı... Hızlı araba kullanmaktan nefret eder. Böyle kullananlara da gördüğü yerde kızar. Ters ters bakar. Özellikle Almanya’daki eski arkadaşları ile telefon görüşmesi yapmaktan keyif alır.
İçki, sigara gibi alışkanlıkları yoktur. İki gün ayağı topa değmesin huzursuzluk başlar. Tavlada çok iddialıdır. Herkese meydan okur. Fırsat yakalarsa, bowling oynar.
Az daha unutuyordum... Liseyi Almanya’da bitirdi. Almanca, Fransızca ve İngilizce konuşur.
Onun için favori ligler İngiltere ve İspanya’dır. Pek söylemez ama bu iki lig hep aklında ve gönlündedir.
Hayatında en çok duyduğu iki kelime vardır Özer’in. Her antrenöründen işittiği iki kelime...
Çok yeteneklisin!
Çocukken Zidane hayranıydı.
Şimdi Kaka’yı beğeniyor.
İki yıl önce Özer G.Saray’ın da gündemine geldi. Feldkamp kesinlikle alınmasını önerdi. Para konusunda anlaşamadılar. İş yattı.
O artık Fenerli!
Özer’i tanımayanlar veya izlemeyenler için ben de iki kelime ekleyeceğim...
Keyif alacaksınız!

BEKİR İRTEGÜN

Bu savaşta o da var


24 yaşındaki futbolcu sezgilerinin çok güçlü olduğunu söylüyor. Süper Lig’de korktuğu santrfor yok. Ancak, Nobre ile uğraşmanın zorluğunu da hatırlatmadan yapamıyor.

ESKİ hocası Nurullah Sağlam’ın söylediği gibi adamlığı birinci sınıf. Huyu suyu da dört dörtlük.
İstanbul bozar mı Bekir’i bilemem... Söyleşimin ilk sorusu da buydu. Tok bir yanıt verdi. Azarlar gibi...
Bir sorumluluk yüklendim ihanet edemem. Kolay değil F.Bahçe’de oynayacağım!
Yine de ısrar ettim. Biraz daha kurcaladım...
Üstelik 24 yaşındasın ve evli de değilsin.
Bozulmam için bir neden mi?
Bekir İrtegün ile böyle başladı söyleşimiz. Gaziantepspor’un alt yapısından yetişti. A takıma alan da Nurullah Hoca.
Öyleyse sözü Nurullah Sağlam’a bırakıyorum. Anlatsın Bekir İrtegün’ü...
Çabuk, süratli ve dayanıklı. F.Bahçe’de direkt oynayacağına inanıyorum.
Eksik, henüz istenilen düzeye gelmeyen tarafı nedir?
Sadece zaman zaman topu oyuna sokmakta zorlanır. Bunun dışında iyi ölçekli bir oyuncu.
Bekir’in bu yönünü kendine de sordum. Bakın ne dedi?
Bu sadece kişiden kaynaklanan bir sorun değil.
Seçenek sunulursa, yani, sağın solun iyiyse, orta alanda iyi diyalog kuracağın kişiler varsa... Topu oyuna da sokarsın, oyunu da yönlendirirsin.
Teknik açıdan en beğendiğin yönün nedir?
Sezgilerim. Gerçekten bu yönüm çok güçlüdür. Bir de stoperde olması gereken özellikler vardır.
Örnek aldığın bir futbolcu var mı?
Hayır kimseyi örnek almadım.
Mevkinde beğendiğin isimler?
Süper Lig’de Servet Çetin ve Lugano.
Yabancılardan?
Barcelona’da oynayan Pique ve Juventus’ta oynayan Cannavaro.
Süper Lig’de en korktuğun santrfor?
Korktuğum yok. Ama çok uğraştıran biri var.
Kimdir o?
Mert Nobre. Bir dakika boş durmaz. Oraya buraya koşar. Sırtına çıkar. Uğraştırır...
* * *
HOBİLERİNE gelince, Bekir’in bu yönlerini Doğan Haber Ajansı muhabiri Ahmet Kaya’dan aldım.
Sohbetli kahvaltılar Bekir için büyük bir keyif. Kebap çeşitleri elbette favori yemek... Evin tadını iyi çıkartır Bekir. Yalnızlık onu hiç bozmaz. Müzik dinler. Özellikle slow parçaları seçer.
Bekir, Gaziantep’i özleyeceğini ama İstanbul’da yabancılık çekmeyeceğini söylüyor.
Sordum Bekir’e... Tanıyor musun İstanbul’u?
15 yaşından bu yana milli takımlara gider gelirim. Bu nedenle İstanbul’a yabancı değilim.
Antep’in nesini özlersin?
Arkadaşlık ortamı Gaziantep’in en büyük artılarından biridir. Hani, kolej havası derler ya... Böyle bir ortam vardır.
Tam 55 kez milli formayı taşıdı Bekir. 26 kez A Genç Milli, 26 kez 21 Yaşaltı Milli Takım ve 3 kez de A Milli Takım...
1.85 m boyunda ve 76 kilo. Futbol yaşamında sadece bir kez kırmızı kart gördü. Onu da kendinden dinleyelim...
Ankaragücü ile oynadığımız maçlardan biriydi. Hatırladığım kadar ilk 5 dakika içindeydik. Rakiple birlikte bir topa girdik ve yere yuvarlandık. Vedat Yüksel düdüğünü çaldı. Faul yaptığımı söyledi. Sonra da kırmızı kartını çıkardı. Pozisyonumu son adam gibi değerlendirdi.
* * *
BEKİR’i F.Bahçe’nin dışında iki büyük kulüp daha istemiş. G.Saray ve Trabzonspor. Ancak, konuşmalara göre, o F.Bahçe’ye gideceğini biliyormuş.
Peki, transfer haberini alınca, yani, seni istediklerini duyunca neler hissettin?
Kendimi bu transfere hazırlamıştım. Ocak ayından beri F.Bahçe’ye transferim konuşuluyordu. Yine de heyecanlandım.
F.Bahçe’de büyük bir olasılıkla Bilica ile yan yana oynayacaksın. Ne diyeceksin?
Orada Önder Turacı da var.
Doğru söylüyorsun. Yine de Bilica ile birlikte oynarsanız, gerekli uyumu sağlar mısınız?
Kesinlikle. Birbirimizi tamamlayan özelliklerimiz var. Bir sorun yaşamayız.
Bilica’yı nasıl tanımlarsın?
Kısacası, kalite bir oyuncu.
* * *
GAZİANTEPSPOR’da 125 Süper Lig maçı 27 kez de Türkiye Kupası maçı oynadı Bekir İrtegün... Böylesine uzun maratonun sadece tek maçı Bekir’de derin izler bırakmış. Bu kötü günü Bekir’in ağzından dinleyelim...
Geçen sezon Konyaspor maçında solbek oynadım. Solbek yoktu, zorunluluktan bu bölgede görev yaptım. Herkes bilir, benim solbekle yakından uzaktan bir alakam yoktur. Üstelik kötü de oynamadım. Ancak, bir-iki pozisyonda taraftarın “Bekir dışarı” şeklindeki sözleri beni bir hayli üzdü.
Bekir, her şeye karşın bu kötü anıyı unuttuğunu söylüyor. Ve Gaziantep’ten sevgi dolu duygularla ayrılıyor.
Sana son bir temenni sevgili Bekir... Dilerim F.Bahçe’de uzun yıllar oynarsın. Ve bu arada bir imza da nikah masasında atarsın.
İstanbul’a evlenmeye değil F.Bahçe’de oynamaya geldim. Önce jübilemi yapar sonra nikah masasına otururum. Acelem yok. Daha 24 yaşındayım sevgili ağabeyciğim!




24 Haziran 2009 Çarşamba

Şok !!!!! Özer 3 Ay yok !!!!!!!!!!


4 yıllık sözleşmeye imza attığı gün ‘basit bir operasyon geçireceği´ açıklanan Özer Hurmacı´nın ayağına vida takıldı. Genç oyuncunun sahalara dönüşü 3 ayı bulacak.

Sarı-Lacivertliler’de Özer Hurmacı şoku yaşanıyor. 4 yıllık sözleşmeye imza attığı günün akşamında ‘basit bir operasyon’ geçireceği açıklanan başarılı oyuncunun ayağına vida takıldığı ortaya çıktı. Özer Hurmacı’nın durumunun, Galatasaraylı Servet Çetin’inkine benzer olduğu ve sahalara dönmesinin 3 ayı bulabileceği belirtildi. Görüşüne başvurduğumuz Ümit Milli Takım Doktoru Asım Baykan, “Ameliyatı ben yapmadım. Ancak sol ayak tarak kemiği kırılmış ve bir operasyon yapılmıştı. Büyük olasılıkla kırık kaynamadığı için vida takıldı. Vida takılan yerin iyileşmesi, kaynaması ve ardından vidanın sökülmesi yaklaşık 2 ayı alır. Bundan sonra hemen fizik tedaviye başlanır. Çok iyi bir rehabilitasyon süresi sonrası tekrar sahalara sorunsuz olarak dönebilir. Ancak kırık çok hassas noktada. Futbolcunun rehabilitasyon süresini çok iyi çalışarak geçirmesi ve bölgeyi güçlendirmesi gerekir” ifadesini kullandı.

Çok maç kaçıracakBu durumda Özer Hurmacı’nın sezon açılışında yer alması, sezon öncesi Beşiktaş’la yapılacak Süper Kupa finalinde oynaması ve Avrupa Ligi ön eleme maçlarında da forma giymesinin zor olduğu ifade edildi.

Yusuf Dursun - Fanatik

*********

Hemen QTM Sallaması denilecek ama bu beklenen bir şey.

Ben burada yazmıştım bizim Sağlık heyetinin 3 hafta dediği sakatlık 3 Ay'ı bulur diye.

Üzücü bir durum ama ne yazık ki doğrudur.

Bir an önce iyileşmesini dileyip Acil Şifalar dilemekten başka bir şey yok.

22 Haziran 2009 Pazartesi

Özer Hurmacı Resmen Fenerbahçe'de !!!!



Fenerbahçemizin Ankaraspor'dan transfer ettiği Özer Hurmacı, kendisini 4 yıllığına Kulübümüze bağlayan resmi sözleşmeye imza attı. Özer Hurmacı, Fenerbahçe gibi büyük ve büyük hedefler içinde olan bir camiaya geldiği için mutlu olduğunu söyledi.
Özer Hurmacı için Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı 1907 Tribünü'nde düzenlenen imza töreninde Sportif Direktörümüz Aykut Kocaman da hazır bulundu. Törende ilk olarak konuşan Aykut Kocaman, "Özer Hurmacı'nın Fenerbahçe'ye transferini sonlandırmak için buradayız. Kendisiyle Ankaraspor'da uzun zamandır birlikteydik. Özer, son derece başarılı bir oyuncu. Zaten bunu da Fenerbahçe'ye transfer olarak ispatladı" diye konuştu.

ŞAMPİYONLUĞA KATKI YAPACAĞIM

Özer Hurmacı ise, "Büyük bir camiaya geldim. Transferimde emeği geçen büyüklerime, Sayın Başkanımıza, Ankaraspor'a teşekkür ediyorum. Büyük hedefler içindeki bir camiaya geldiğim için mutluyum. Ben de büyük hedefleri olan bir futbolcuyum. Mehmet Topuz'un dediği gibi. Ben de Fenerbahçe'nin şampiyonluklarına katkı sağlamak istiyorum. Tüm camiamız için hayırlı olsun. Sakatlığım normalde geçti. Ancak sağlık kontrollerinden geçtiğimde, bu sakatlığın bir daha nüksetmemesi için küçük bir operasyon daha geçireceğim. 3.5 hafta sonra yeniden antrenmanlara başlayabileceğim" dedi. Törende son olarak konuşan Aykut Kocaman ise, "Transferden sonra, sakatlığın nüksetme tehlikesi bulunduğu söylendi. Bu riski minimuma indirmek için küçük bir operasyon geçirecek. Belirli bir süre sonra, 3-4 hafta sonra antrenmanlara başlayacak. Fenerbahçe'ye çok iyi bir oyuncu kazandırdığımızı düşünüyorum" diye konuştu.
İmzaların atılmasından sonra Fenerbahçe formasını giyerek Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nın çimlerine çıkan Özer Hurmacı, burada basın mensuplarına pozlar verdi.

FENERBAHÇE FORMASI ONUR

Özer Hurmacı, imza töreninden sonra FB TV'nin canlı yayınında Yasir Kaya'nın sorularını cevaplandırdı. İlk olarak Fenerbahçe'ye imza atmasının ne gibi duygular doğurduğunun sorulması üzerine Özer Hurmacı, "Fenerbahçe'de olmak çok güzel bir duygu. Fenerbahçe formasını taşımak benim için büyük bir onur . İnşallah bunu en üst düzeyde başarabilirim Bunu taraftarlarımıza göstermek istiyorum. Şu anda en çok beni Kadıköy ve stadı heyecanlandırıyor. Anadolu takımlarında oynarken, aslına bütün bir yıl boyunca oynadığımız tek bir maç vardı. O da Kadıköy'de oynadığımız maçtı. Bunu arkadaşlarla konuşurduk. Şimdi bu statta çok maç oynayacağım. Bununu için çok heyecanlıyım" dedi.

HAYALLERİMİN TAKIMINDAYIM

Kendisi ve futbol kariyeri hakkında bilgiler veren Özer Hurmacı, "Almanya'da doğdum ve büyüdüm. 17 yaşıma kadar altyapı eğitimini burada aldım. Burada değişik amatör takımlarda oynadım. Almanya'daki sistem buradakinden farklı. 17 yaşımdan sonra Ankaraspor'a geldim. ilk sene PAF takımında oynadım. Daha sonra Keçiörengücü'ne geçtim. Sonra Aykut hocanın Ankaraspor'a gelmesiyle yeniden Ankaraspor'a döndüm ve 3 yıldır orada oynadım. Şimdi de Fenerbahçe'deyim. 22-23 yaşında Fenerbahçe'de oynamak çok önemli, hayallerini kurduğunuz takıma geliyorsunuz" dedi.

DEĞERİMİ 3-4 KATINA ÇIKARMAK İSTİYORUM

Hedeflerini de açıklayan Özer Hurmacı, "Uzun yıllar burada oynamak istiyorum. Fenerbahçe beni çok ciddi bir rakama transfer etti. İnşallah bu rakamı 3-4 katına çıkararak, Avrupa'nın başak büyük bir takımına transfer olurum. Gelecekteki hedefim, İngiltere veya İspanya ligindeki bir takıma transfer olmak. Milli Takımda da hedeflerim var. Artık Ümit Milli Takıma yaşım tutmuyor. Artık A Milli Takıma gitmek için çabalayacağım. Fenerbahçe forması altında, Fenerbahçe'ye önemli getireler getirerek oynamak ve yükselmek, zaten bazı şeyleri de kendiliğinden getiriyor. İlerleyen yıllarda A Milli Takıma yükselmek istiyorum. A Milli Takım hedefim var" dedi.

3 YABANCI DİL BİLİYOR

Kendisine Barselona orta sahasında oynayan Xavi ve İnniesta'yı örnek aldığını söyleyen Özer Hurmacı, kendisini geliştirip efsanevi futbolcu Zinedine Zidane gibi olmak isteğini söyledi. 3 dil bildiğini belirten Özer Hurmacı, "Almanya'da doğup büyüdüğüm için Almanca'yı biliyorum. Ayrıca burada aldığım eğitim sırasında İngilizce ve Fransızca da öğrendim. Almanya'da 8 sene İngilizce, 6 sene de Fransızca gördüm. Yabancı dil bilmem burada oynayan yabancı futbolcularla iletişim kurmamda ve yurt dışı seyahatlerinde büyük fayda sağlıyor" diye konuştu.

AYKUT HOCA İLE YENİDEN BULUŞMAMIZ KADER

Sportif Direktörümüz Aykut Kocaman'la Ankaraspor'dan sonra Fenerbahçe'de yeniden bir arada olmasını da değerlendiren Özer Hurmacı, "Öncelikle Aykut Hoca, Fenerbahçe ile birlikte efsane olmuş bir isim. Onunla çalışmak apayrı bir deneyimdi. Onun Fenerbahçe'ye gelip sportif direktör olması ve benim de Fenerbahçe'ye transferime kader diyelim. Böyle olmasından çok mutluyum. Size güvenin birinin olduğunu bildiğiniz zaman performansınız otomatikman bir üst seviye çıkıyor" dedi.

SAHADA GÖSTERECEĞİM

Fenerbahçe'de tüm oyuncuların kaliteli olduğunu belirten Özer Hurmacı, "Fenerbahçe'de tüm oyuncuların ayrı bir yeri ve önemi var. Hepsiyle de oynamak istiyorum. Küçüklükten beri izlediğim Raberto Carlos'un yanı sıra Alex, Deivid ve Mehmet Topuz gibi futbolcularla birlikte oynamak bana da katkı yapacak" dedi. Nasıl bir futbolcu olduğunu sahada göstermek istediğini belirten Özer Hurmacı, "Nasıl bir futbol oyduğumu anlatmak değil de göstermek istiyorum. Çünkü söylediğiniz sözleri sahada yansıtamıyorsunuz. Ben sahaya çıkayım ve tanımı taraftarlarımız kendisi yapsın" diye konuştu.

BİRLİK OLARAK BAŞARACAĞIZ

Futbol dışında nasıl zaman geçirdiğini de anlatan Özer Hurmacı, "Futbol dışı yaşamımda takım arkadaşlarımla ve arkadaşlarımla gezmeyi, bowling oynamayı severim. Spor aktiviteleri ve okumayı severim. Türkçe konuşmayı okuyarak ilerlettim. Ailemle birlikte olmayı seviyorum. Ailem Almanya'da ancak annem yanıma gidip geliyor. Yani emin ellerdeyim. O konuda bir sıkıntı yok" diye konuştu. Son olarak taraftarlara seslenen Özer Hurmacı, "İnşallah onların desteğiyle birlikte, Başkanımız verdiği sözleri, mücadele ederek, iletişim kurarak ve birlik olarak başarırız" dedi.























******************
Hayırlı Uğurlu Olsun.
Başarılar kendisine.
Nihayet O da sonunda gelebildi.
Sözde Fenerbahçe'li Melih Gökçek bin bin takla attı oğlu ile beraber ve
kendileri açısından çok iyi şartlara verdi Özer'i.
4.2 m.avro + İlhan Parlak + Özgür Çek.
Para iyi.2 genç oyuncunun bonservisini aldı.
Özgür'ü hemen 5 yıllığına imzayı attırdı.Nasıl olsa 2-3 yıl sonra 5-6 m.avro'ya
gene Fenerbahçe'ye satar.
Böyle alış veriş nerede görülmüş bilmiyorum.
Başkan Aziz Yıldırım ve Yönetim ''En İyisini Bilir '' (!) nasıl olsa.
Özer Hurmacı elbette katkı verir ama çok büyük beklentiye girmemek lazım.
Öyle Ronaldo'ya benzetiliyor falan filan uçmamak lazım.
Yayıncı Kuruluşa abone olmadığım için maçlarını izleyemedim.
Sadece özet görüntülerden izlediklerimden hakkında bir fikrim var.
Bir kere Almanya'da Alt yapısını aldığı için fundemental'i iyi.
Dayısı eski Trabzonspor'lu Lemi Çelik.Lemi'den de gelişiminde yararlandığı biliniyor.
Ayrıca Trabzonspor Teknik Direktörlerinden Sadi Tekelioğlu da Eniştesi.
Tekniği ve Pas Yüzdesi yüksek.Asist özelliği ,oyun görüşü iyi.
Araya ve uzun nokta paslar atabiliyor.Hırslı,mücadeleci,agresif bir oyuncu.
Orta Sahanın her yerinde oynayabiliyor.Kanatlar ve iç'te de iyi.
En iyi performansı orta sahanın sağında gösteriyor.

Yalnız sakatlığı ile ilgili yeni üçük operasyon geçireceği ve 3-4 hafta sonra çalışmalara
başlayabileceği haberi can sıkıcı.
Biliyorsunuz FB'de en basit 1 hafta denilen sakatlık 2-3 Ay'dan önce iyileşmiyor.
Artı inşaallah sakatlığı kronik değildir.


Kısa Özgeçmişi ;

Özer Hurmacı, 20.11.1986 Almanya Kassel doğumlu.
Eski Trabzonspor'lu Lemi Çelik dayısı ve teknik direkter Sadi Tekelioğlu ise eniştesidir.
Almanya'da Hermania Kassel, Türkgücü Kassel, KSV Baunatal takımlarında oynadıktan sonra Ankaraspor ile anlaştı. Oradan 2005 yılında Keçiörengücü'ne kiralık giden Özer, 2006 yılında Ankaraspor'a geri döndü.
2006-2007 sezonundan bu yana Ankaraspor forması giydi.İlk yılında 31 maçta 2117 dk.
oyunda kalırken ,2 gol attı.Bir sonraki sezon 27 maçta 1812 dk.forma şansı bulan Özer
bu sezon ise 23 maçta 1796 dk.3 gol,... asist ile oynadı ve sakatlığı nedeniyle çok
maçta oynamamasına rağmen sezonun asist kralı seçildi.(11 Asist)
Ankaraspor'da 97 maçta forma giyen genç futbolcu 8 kez fileleri havalandırdı.
2007-2008 sezonunda ise Emre Aşık, Orhan Ak ve EUR 750.000- karşılığında Galatasaray ile ön protokol imzalayan Özer Hurmacı, artık büyük bir takıma gideceğinden çok mutluydu fakat Galatasaray'ın transfer şartlarını yerine getirmemesinden dolayı ilerleyen günlerde sözleşme fesh edildi.
1.72 cm boyunda olan Özer aynı zamanda Türkiye U21 takımınında formasını giymektedir.
Bu sezon Ankaraspor formasıyla Kayseri ve Hacettepe takımlarına 1er gol attı. Türkiye U21 formasıyla da Ermenistan'a 1 gol attı.

Videosu :

http://www.youtube.com/watch?v=0qzOkcei8GI


15 Haziran 2009 Pazartesi

Özer Hurmacı Fenerbahçe'de !!!!!!!!!!!

Özer Hurmacı aday kadrodan çıkartıldı

Fenerbahçe Profesyonel Futbol Takımı kadrosunu, Türk futbolunda geleceğin yıldızlarından biri olarak kabul edilen Ankaraspor'dan Özer Hurmacı'yı transfer ederek güçlendirdi. Fenercell abonelerinin herkesten önce duyduğu transfer haberi camiamızda sevinçle karşılandı. 20 Kasım 1986'da Almanya'nın Kassel kasabasında dünyaya gelen Özer 1.74 boyunda ve 70 kilo ağırlığında. Trabzonsporlu eski futbolcu Lemi Çelik'in yeğeni olan genç yetenek, Almanca, İngilizce ve Fransızca biliyor. Orta sahada görev yapan, futbolun hem defans hem de hücum yönünü çok iyi kullanabilen başarılı oyuncu Almanya'nın amatör küme takımlarından Hermania Kassel, Türkgücü Kassel ve Baunatal'da forma giydikten sonra 2005 yılında Büyükşehir Belediyesi Ankaraspor'a transfer olarak profesyonelliğe ilk adımını attı.

Başkent ekibinde 2 sezon forma giydikten sonra 3. lig takımlarından Keçiörengücü'ne kiralanan Özer 29 maçta 3 gol atarken bir sene sonra Ankaraspor'a gelerek Turkcell Süper Lig'de forma giymeye başladı.

Ankaraspor'da 97 mücadelede formasını ıslatan genç futbolcu 8 kez fileleri havalandırdı.

Yetenekli futbolcu forma giydiği ekiplerde gösterdiği başarılı performansla 23 kez milli olurken 2007 yılında Fatih Terim tarafından 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası grup eleme maçında Norveç'e karşı da Milli formayı ilk kez giyme hakkını kazandı. Özer Hurmacı artık Fenerbahçe forması için ter dökecek. Hurmacı'nın imza töreni ile ilgili detaylar daha sonra resmi yayın organlarımızdan açıklanacak.

http://www.fenerbahce.org/fb2008/detay.asp?ContentID=16058

*************

Hayırlı Olsun.
Beklediğimiz bir transferdi.
Melih Gökçek az çektirmedi .
Transferin ayrıntıları belli değil ama

2.200 bin euro + İlhan + Özgür Çek veya 4.200+ İlhan+ Özgür Çek
söylentileri var.
Ne olursa olsun umarım Özgür Çek bonservisi ile değil kiralık verilmiştir.
Bonservisi ile verildiyse kocaman bir Yuhhhh çekeceğim .
Yıllar sonra ilk kez Alt yapıdan esaslı bir yetenek çıkarıyorsun onu da
takasla veriyorsun.

**********

Özer Hurmacı'nın TFF'nin Tam Saha Dergisi'nden Barış Tarık Mutlu ile yaptığı röportaj ;

Kendi dilinden futbol geçmişi, zevkleri, hedefleri vs.

Ankaraspor'daki çıkışıyla kendisini Ümit Milli Takım'da buldu. Almanya doğumlu bir Trabzonlu. Küçükken hokey, basketbol, voleybol, masa tenisi oynamış ama Lemi Çelik dayısı, Sadi Tekelioğlu da eniştesi olunca doğal olarak futbolda karar kılmış. En ilginç anısı, 1996'da Trabzonspor'u şampiyonluktan eden golü atıp gözyaşı dökmesine neden olan Aykut Kocaman'la 10 yıl sonra hoca-öğrenci ilişkisi yaşaması.

Röportaj: Barış Tarık Mutlu

Bu sezon Ankaraspor'daki performansınla sivrildin ve Ümit Milli Takım formasını giymeye başladın. Bize Özer Hurmacı'yı anlatır mısın?

Almanya'da Essen Eyaletine bağlı Kassel'de 20 Kasım 1986'da doğdum. Ailem Trabzon'dan gelip Kassel'e yerleşmiş. Ben 9 aylıkken babamı kaybetmişiz, kalp krizinden. İki ağabeyimi ve beni annem büyüttü. Ona çok şey borçluyum. Çok zor bir şey başarmış. Ailem halen Almanya'da yaşamını sürdürüyor.

Alman takımında kaptanlık yaptım

Futbola ilgin nasıl başladı?

Bu ilgi ailemden kaynaklanıyor. Trabzonsporlu Lemi Çelik dayım. Benim için dayıdan da ötedir insan olarak. Küçüklüğüm Trabzonspor'un maçlarını seyrederek geçti. Kendimi bildim bileli top peşinde koşuyorum. Daha ufacıkken ağabeylerim bana topla hareketler yaptırır, çalım attırırdı. 5-6 yaşındayken annem evimize en yakın kulübe yazdırdı beni. İlk idmanı çok iyi hatırlıyorum. Salondaydı ve diğer çocuklar benden 1-2 yaş büyüktü. İtalyan bir antrenör vardı. İlk molada yanıma gelip, 'Sen büyük takımlarda oynayacaksın' dedi. 3 yıl Hermania Kassel adlı kulüpte oynadım. Sonra Türkgücü Kassel'den beni istediler. Tamamen Türk futbolculardan kurulu Türkgücü Kassel, annemi ikna ederek beni aldı. Kassel'in üst ligde temsilcisi yoktu. Altyapıda yapılabilecek her türlü şeyi yaptık, ulaşılacak tüm başarılara ulaştık. Essen Eyelet karmasına Türkgücü'nden giden tek futbolcu oldum. Eyalet karmasında Almanya'nın büyük kulüplerin altyapılarından gelen futbolcular vardı çoğunlukla ve tek Türk bendim. Kulüp başkanımız o zamanın parasıyla 3 bin marka bir üst ligde oynayan KSV Baunatal takımına verdi. 4 sezon bu takımda top koşturdum. Her yıl şampiyonluk yaşadık, en üst kategorilere çıktık. Altyapı takımı olarak tüm Almanya'ya kendimizi tanıttık. Bu takımda 3 yıl kaptanlık yaptım.

Alman futbolunun içinde yetişmek sana neler kattı?

Oradaki mantalite ve hocamın öğrettikleri, yeteneğimi geliştirmekte çok etkili oldu. KSV Baunatal'daki hocam Wolfgaug Zieuteck'in katkısı çok büyüktü. Daha önce futbol benim için bir oyundu. Gol at, bacak arası yap gibi gösteri kısmıyla ilgileniyordum. Onunla tanıştıktan sonra ilk başlarda çok zorlandım. Zieuteck gençliğinde orta sahada oynayan, teknik bir oyuncuymuş. İlk 6 ay beni oynatmadı. İdmanlarda tüm takım serbest oynuyordu, bana "kontrol-pas" oynatıyordu. "Benimle ne alıp veremediği var?" diyordum içimden. Sonuç olarak ben de çalım atmayı bıraktım ve paslaşmaya başlayınca da onun 10 numarası, takım kaptanı oldum. 4 yıl birlikte çalıştık, bana çok güveniyordu. 84 doğumlularla birlikte oynatırdı beni. Futbolumda katkısı büyüktür.

Eğitim çok önemli

Almanya ve Türkiye'deki altyapıları karşılaştırdığında nasıl bir sonuca varıyorsun?

12-13 yaşındayken 4-4-2 oynamasını öğrendim. Kaymaları, kademeleri hafızama yerleştirdim. Buraya PAF takıma geldiğimde 3-5-2'den 4-4-2'ye yeni geçiliyordu. O yönden biraz eksiğimiz var diyebilirim. Altyapıda en önemli gördüğüm sorun da eğitim. PAF'ta oynayan arkadaşların çoğu okula gitmiyor. Bu çok büyük bir eksik. Almanya'da "Önce okul, sonra futbol" diyorlar bize. Liseyi bitirdim, İngilizce ve Fransızca öğrendim. Zaten Almancayı biliyordum. Hocam diyordu ki, "Büyük takıma gideceksen okulda da iyi olmalısın." Burada "Ya futbol ya okul" gibi bir düşünce var gençlerin kafasında. Bu konuda çok acil önlem alınmalı. Oyuncu en azından liseyi bitirmeli ve üniversiteyi kazanıp kendisine güvenini sağlamalı. Buradaki PAF maçlarında çocuklar sanki ölüm-kalım mücadelesine çıkmış gibiydi. Topu ayağımda durdurmaya korkuyordum, arkadan gelip biri biçer diye. Keşke bu çocukların hayatta futboldan başka alternatifleri de olsa. "Futbol benim ekmeğim" deyip hırsla saldırıyorlar ve bu onların gelişimini de eğitimini de olumsuz etkiliyor.

Türkiye'ye gelişin nasıl oldu?

KSV Baunatal PAF takımdaydım ve 4. Lig'e çıkacaktım. Ama hedefim çok daha büyüktü. Hep amatörlerden teklifler geldi. Ben de Lemi dayımla ve buradakilerle konuştum. Buraya gelmek istediğimi, kendime güvendiğimi söyledim. Lemi dayım ve eniştem olan Sadi Tekelioğlu yardımcı oldu. Direkt Ankaraspor'a geldim. Samet Hoca vardı o zaman Ankaraspor'da. Küçüklüğümden beri hedefim Trabzonspor'du ama Ankaraspor oldu. İlk idmanda Yusuf ağabey (Yusuf Şimşek) çıktı karşıma. Sonra Brezilyalıları gördüm. Baktım ki burada iyi futbolcular var. İlk antrenmanda başarılı bir grafik çizdim. PAF takımla maçlara çıktım, ardından bir Fenerbahçe maçında oynadım. Ümit Ağabey (Ümit Karan) bizdeydi o zaman. Sonra yaz kampına katıldım ve ardından Intertoto maçlarında oynadım.

Kiralık gidince depresyona girdim

Keçiörengücü'ne gidişin nasıl oldu? Neler yaşadın 3. Lig'de?

"Kiralık gideceksin" dediklerinde depresyona girdim. Lig A takımına gideceğimi sandım ama 3. Lig'de Keçiörengücü'ne gönderildim. "Takımı 2. Lig'e çıkaracaksınız" denildi. Almanya'da arkadaşlara söylesem gülerlerdi, "Ne işin var, geri gel" derlerdi. Ama orada çok iyi iş çıkardık ve takımı şampiyon yaptık. Almanya'ya tatile gittiğimde kafamda "Seneye ne olacak?' sorusu vardı. Tekrar Keçiörengücü'ne gönderilmekten korkuyordum.

Tekrar Ankaraspor'a dönüşünü anlatır mısın?

Tatildeyken takımın başına Aykut Kocaman geldi. Hemen 1996'daki maçı hatırladım. Hasta bir Trabzonspor taraftarıydım ve Avni Aker'deki maçı Aykut Kocaman'dan yediğimiz golle 2-1 kaybedip şampiyonluktan olmuştuk. Çok kızmış, çok ağlamıştık. Aykut Hoca'nın takımın başına geldiğini öğrenince, ağabeyime 'Aykut Kocaman 10 yıl önce bizi ağlattı, şimdi güldürecek umarım' demiştim. Kampa çağrıldık ve Aykut Hoca ile ilk kez orada karşılaştım. Yeniden Keçiörengücü'ne gönderilirim korkusuyla kampa çok iyi hazırlanmıştım. İlk hazırlık maçında oyuna sonradan girdim. İkinci maçta ise oyundan alındım. "Eyvah gidiyorum" korkusuyla daha da hırslandım ve çok çalıştım. Aykut Hocam da "Çok yeteneklisin, ama daha hırslı oynamalısın, dediklerimi de yapmalısın" uyarısında bulundu. Sonraki dört hazırlık maçında da 90 dakikka oynadım. Herkes şaşırdı "Neden Özer oynuyor" diye. Ama herkese güven verdim, hocama da.

İlk maçım Galatasaray'a karşıydı

İlk maçın nasıldı?

İlk Galatasaray maçıyla çıktım sahaya. Kimse bunu beklemiyordu. Ağabeyim soruyor telefonda, 'Kadroya alındın mı?' diye. 'İlk onbirdeyim' deyince çok şaşırdı.

Büyük takım gibi oynuyoruz

Peki, Ankaraspor'u nasıl değerlendiriyorsun futbol bakımından?

Ankaraspor deyince biraz hafife alıyorlar. Küme düşmez, üst sıralarda da yer almaz diye. Bunu değiştiriyoruz. Şu an bence Ankaraspor, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın oynadığı futbolu oynuyor. Defanstan çıkıp eze eze oyunu rakip sahaya yıkmak ve gol atmak. Bunu büyük takımlar oynuyor ve biz de bunu oynar hale geldik.

Kolay yenilmiyorsunuz ve en çok beraberlik alan takımsınız.

Bu stilimize iyi yönden de kötü yönden de bakılabilir. Yenemiyorsan, yenilmeyeceksin. İnsan yenilmemeye alıştığı zaman kazanmaya o kadar yakın oluyor ki. Sahaya "Yenilmeyeceğiz, burası kesin de, biz bu takımı yeneriz' diyerek çıkıyorsun. Hem iyi savunma yapıyoruz hem de atak futbol oynuyoruz. Zaten iki işi bir arada yapan oyuncu iyi oyuncudur. Ama Türkiye'de hâlâ 'Geri gelmesin, önde iş yapsın' anlayışı var.

En iyi orta sahanın sizde olduğunu söylemiştin.

Adem ve Volkan ağabeyler Avrupa'da oynayacak düzeyde. Adem ağabeyi Trabzonspor bize nasıl vermiş bilmiyorum ama çok da iyi olmuş.. Hürriyet Ağabey ve Anıl da çok yetenekli. Takımdaki rekabet de kaliteyi artırıyor.

Aykut Hoca Türk futbolu için çalışıyor

Aykut Kocaman'ın gençlere yaklaşımı nasıl?

Aykut Hocam Türk futbolunu ilerletmeye çalışıyor. Öncelikle bize futbol oynatmayı öğretiyor. "Şu maçı alalım da haftaya bakarız" değil, futbolumuzu nasıl oturturuz, geliştiririz diye bir anlayışı var. Türk futboluna yeni futbolcular ve yeni bir takım kazandırıyor.

Kamp döneminde ondan korkuyordum. İdmanlarda ikili mücadelede falan tecrübeli ağabeylerden biri bağırsa çok alınırım. Duygusalım, keyfim kaçınca çok kötü oluyorum. Bir kaç idmanda bana değil ama diğer genç futbolculara bağırmalar oldu. Aykut Hocam hemen toplantı düzenledi ve 'Gençlerin kılına zarar gelsin istemem' dedi. İşte o an benim içime soğuk sular serpildi, rahatladım. Aykut Hoca beni kendime kazandırdı, yeteneklerime inanmamı sağladı.

Ankaraspor'da istediğin futbolu ortaya koyabildin mi?

Futbolumun yüzde 30'unu oturttum diyebilirim. Takım arkadaşlarıma ve hocama güven verebildiğim için çok mutluyum. Ama yapacak çok şeyim var daha. Sezonun ilk yarısı ile ikinci yarısı arasında çok fark var performansımda. İkinci yarıya süper başlamayı bekliyordum. Ancak Galatasaray maçını kaybetmemiz ve sonra 4 haftalık periyot iyi değildi. Saha şartları çok kötüydü. Bu beni güvensizliğe itti. Saha şartları kötü olunca benim motivasyonum bozuluyor. Sahada istediklerimi yapamayınca topla kendimi kuvvetsiz hissediyorum. Kuvvetsiz insan ne yapar, agresif olur. Rize maçında yedek kaldım. Moralim bozulmadı değil ama daha da hırslandım ve maça girip bir de gol atınca güvenim dörde katlandı. Sonraki maçlarda da performansım yükseldi ve Gaziantep maçında da gol attım.

Agresiflik deyince, 6 sarı kart gördün bu sezon, fazla değil mi?

Evet, biraz tecrübesizlik aslında. Adam beni geçtikten sonra, bile bile sarı kart gördüm. Benim yüzümden gol yemeyelim diye. Kendine güvenin eksilince böyle oluyor. Çaylaklıktı açıkçası. Tecrübeyle aşılacak bir şey.

"Zidane'ı bırak, kendin ol"

Oyun biçimini anlatır mısın biraz?

Küçükken örnek aldığım futbolcular Davids ve Zidane'dı. Davids gibi hırslı ve defansta güçlü, Zidane gibi ön tarafta etkili olmak istiyordum. Hatta Zidane'a öyle kilitlenmiştim ki, idmanda onun gibi oynamaya çalışıyordum. Almanya'daki hocam ikinci idmanda beni uyardı, 'O Zidane, onun gibi olmaya çalışma, kendin gibi ol' diye. Ama örnek aldığım futbolcular onlardı. Kendi futbolumu onlara örnek alarak anlatmak isterim. Defansif yönde takımı rahatlatıp, ofansif yönde de katkı sağlamak istiyorum.

Şu an beğendiğin futbolcu kim?

Kaka. En çok beğendiğim tarafı yeteneklerini şov için değil, takımı için kullanması.

Ligde en çok etkilendiğin maç hangisi oldu?

Fenerbahçe maçı beni çok etkiledi. Bu sezon cezalar yüzünden pek çok maçı seyircisiz oynadık. Fenerbahçe'nin stadındaki maç atmosferi müthiş geldi. Avrupa'da oynanan maçlar gibi bir hava veriyor. Tribünler dolu, saha güzel. Benim için özeldi.

Turkcell Süper Lig'de oynanan futbolu nasıl değerlendiriyorsun?

Ligde kalite çok yükseldi. Rahatlıkla 8 tane iyi oynayan takım sayılabilir. Kayserispor mesela rahatlıkla izlenir. Antalyaspor'u da hiç sıkılmadan izlerim. Halkımız hep dört büyük olsun, devamı arkadan gelir diye bakıyor. Bu anlayış değişiyor ve değişecek. Sonuncu durumdaki takım kadrosunda yıldız futbolcular olmadan, taktik disiplinden kopmadan zirvedeki takımdan puan alabiliyor, Bunun en iyi örneğini Yunanistan Avrupa Şampiyonası'nda gösterdi. Takım oyunuyla şampiyonluğa ulaştı.

İki kere U-20'de, 6 defa da Ümit Milli Takım'da oynadın.

20 yaşaltına iki kere Keçiörengücü'nden gittim. 3. Lig'den gitmek gurur vericiydi. Ümit Milli Takım'da Danimarka maçına ilk 11'de çıktım ve devamı geldi. Sonraki maçlarda da iyi oynadığımı düşünüyorum. Eskiden gazetelerde "Ümitler Azerbaycan'la berabere kaldı" gibi haberler okurdum. Bana dokunuyordu, bu takımlara karşı nasıl böyle sonuçlar alırız diye. O yüzden milli maça büyük bir ciddiyetle çıkıyorum.

A Milli Takım'da ne zaman göreceğiz seni?

Kendime güveniyorum, oynarım diyorum. Ama her şeyin bir zamanı var. Basamakları teker teker çıkmak lazım. Bir gün A Milli Takım'da olacağım. Zamana bırakıyorum.

Futboldaki hedeflerin neler?

Geçen sezon Keçiörengücü'nü şampiyon yapıp Ankaraspor'a dönmek, banko futbolcu olmaktı hedefim ve gerçekleşti. Şimdi de hedefim UEFA Kupası ya da Şampiyonlar Ligi'ne Ankaraspor'la katılmak. Ardından Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası'nda Milli Takım'ın değişmez futbolcusu olmak. Bir diğer hedefim de Avrupa liglerinde oynamak. İngiltere veya İspanya Ligi'nde oynamak istiyorum.

Türkiye'de oynamak istediğin kulüp var mı?

Türkiye'de genelde futbolcuların üç büyüklere gitme sevdası var. Benim İstanbul aşkım yok. Ama sonuç olarak profesyonel futbolcuyum ve kendimi nerede daha rahat geliştirme olanağı bulursam oraya gitmek isterim.

"Trabzonspor'u şampiyon yapacağım" diye ağlardım

Trabzonspor senin için hâlâ özel sanırım?

Trabzonspor aşkı küçüklüğümden beri var. Orada oynayıp şampiyonluk yaşamak istiyorum. Almanya'da kahvelere gidip tüm maçlarını seyrederdik. Lemi dayımı izlerdik. Trabzonspor yenilince, 'Görürsünüz, oraya gidip şampiyon yapacağım' diye ağlayarak çıkardım. Tatillerde Akçaabat'a geldiğimizde, en çok sevdiğimiz şey Trabzonspor'un tesislerine gidip oynamaktı. En güzeli de o zamanlar Trabzonspor'da oynayan futbolcuların çoğuyla tanıştım. Ünal Hoca Ümit Milli Takım'da hocam, Tolunay Hoca yine Genç Milli Takımlarda. Onlarla birlikte çalışmak onur veriyor.

Almanya'dan sonra Ankara'ya yerleştin. Alışabildin mi?

Almanya'dan Ankara'ya, Keçiören'e yerleştim. Tabii zorlandım ilk başlarda. Ama zamanla alıştım. Almanya'daki arkadaşlarımı özlüyorum. Ailem gidip geliyor zaten sık sık.

Futbol dışında ilgilendiğin sporlar var mı?

Küçükken hokey, basketbol, voleybol, masa tenisi gibi birçok sporla uğraştım. Çoğunun okul takımındaydım. Eğer futbolda yetenekliysen diğer sporlarda da başarılı olursun. Akıl ve uygulama hepsine ortak yansıyor. Bir futbolcu farklı dallarla da ilgilenmeli.

01.06.2007


12 Aralık 2008 Cuma

Transferin Gözdesi Özer Hurmacı röportajları










"Alex ve Lincoln seviyesindeyim" (06 Aralık 2008)

Ankaraspor tesislerinde Mehmet Çakır'ın ardından Özer Hurmacı ile röportajlarımıza devam ediyoruz. Tekniği ve futbol zekası ile dikkat çeken genç oyuncu Ankaraspor'un yanı sıra Ümit Milli Takımımız'ın da en önemli oyuncuları arasında yer alıyor.

Bu sezon Başkent ekibinin çıkışında en büyük pay sahiplerinden olan Hurmacı, kendi yeteneğinin farkında olduğunu ve takımını daha da iyi yerlere getirmek için elinden gelen tüm gayreti göstereceğinin altını çiziyor.

Geçtiğimiz sezon Galatasaray ile imza aşamasına gelen ancak son anda bu transferi gerçekleşmeyen Hurmacı'nın bu sezon da adı özellikle Fenerbahçe ile anılıyor. Özer, sezon başında Trabzonspor'dan teklif aldığını ancak bonservis bedeli nedeniyle bu transferin gerçekleşmediğini de açıkladı.

ÖZER HURMACI RÖPORTAJINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN…

http://www.sporx.com/video/tv.php?frm_id=12182

Genç oyuncunun en büyük sıkıntısı ise yabancı oyunculara verilen değerin Türk oyunculara verilmemesi. Yetenekli futbolcu Alex, Delgado ve Lincoln'ün kendisinden artı yönleri olduğunu ancak kendisinin de bu oyunculardan öne çıkan özelliklerini olduğunu sözlerine ekledi.

İşte Özer Hurmacı röportajından satır başları:

“ANKARASPOR’A PARA KAZANDIRIP GİTMEK İSTERİM”
“İMZA ATMADIĞIM SÜRECE TRANSFER BİTTİ DİYEMEM”
“ÇIKIŞIMIZ SÜRECEK”
“HEDEFİMİZ İLK 3'Ü ZORLAMAK”
“AYKUT HOCA’YLA BİRLİKTE HAYATIM DEĞİŞTİ”
“TRABZONSPOR’DAN TEKLİF ALDIM”
“İSMİM ÖZER DEĞİL DE MOUTİNHO OLSA DEĞERİMİZ KAT KAT ARTAR”
“AVRUPA ŞAMPİYONASI’NA ÇOK KOLAY GİDEBİLİRDİK”
“HİÇ BİR FUTBOLCU VAGEÇİLMEZ DEĞİL”
“KENDİMİ ALEX, LİNCOLN VE DELGADO SEVİYESİNDE GÖRÜYORUM”

Röportaj: Hilmi SEVER


Bir de daha eski Eylül 2007'de TFF'nin Tam Saha Dergisi'nden Barış Tarık Mutlu ile yaptığı röportaj var.










Ankaraspor'daki çıkışıyla kendisini Ümit Milli Takım'da buldu. Almanya doğumlu bir Trabzonlu. Küçükken hokey, basketbol, voleybol, masa tenisi oynamış ama Lemi Çelik dayısı, Sadi Tekelioğlu da eniştesi olunca doğal olarak futbolda karar kılmış. En ilginç anısı, 1996'da Trabzonspor'u şampiyonluktan eden golü atıp gözyaşı dökmesine neden olan Aykut Kocaman'la 10 yıl sonra hoca-öğrenci ilişkisi yaşaması

Bu sezon Ankaraspor'daki performansınla sivrildin ve Ümit Milli Takım formasını giymeye başladın. Bize Özer Hurmacı'yı anlatır mısın?

Almanya'da Essen Eyaletine bağlı Kassel'de 20 Kasım 1986'da doğdum. Ailem Trabzon'dan gelip Kassel'e yerleşmiş. Ben 9 aylıkken babamı kaybetmişiz, kalp krizinden. İki ağabeyimi ve beni annem büyüttü. Ona çok şey borçluyum. Çok zor bir şey başarmış. Ailem halen Almanya'da yaşamını sürdürüyor

Alman takımında kaptanlık yaptım

Futbola ilgin nasıl başladı?

Bu ilgi ailemden kaynaklanıyor. Trabzonsporlu Lemi Çelik dayım. Benim için dayıdan da ötedir insan olarak. Küçüklüğüm Trabzonspor'un maçlarını seyrederek geçti. Kendimi bildim bileli top peşinde koşuyorum. Daha ufacıkken ağabeylerim bana topla hareketler yaptırır, çalım attırırdı. 5-6 yaşındayken annem evimize en yakın kulübe yazdırdı beni. İlk idmanı çok iyi hatırlıyorum. Salondaydı ve diğer çocuklar benden 1-2 yaş büyüktü. İtalyan bir antrenör vardı. İlk molada yanıma gelip, 'Sen büyük takımlarda oynayacaksın' dedi. 3 yıl Hermania Kassel adlı kulüpte oynadım. Sonra Türkgücü Kassel'den beni istediler. Tamamen Türk futbolculardan kurulu Türkgücü Kassel, annemi ikna ederek beni aldı. Kassel'in üst ligde temsilcisi yoktu. Altyapıda yapılabilecek her türlü şeyi yaptık, ulaşılacak tüm başarılara ulaştık. Essen Eyelet karmasına Türkgücü'nden giden tek futbolcu oldum. Eyalet karmasında Almanya'nın büyük kulüplerin altyapılarından gelen futbolcular vardı çoğunlukla ve tek Türk bendim. Kulüp başkanımız o zamanın parasıyla 3 bin marka bir üst ligde oynayan KSV Baunatal takımına verdi. 4 sezon bu takımda top koşturdum. Her yıl şampiyonluk yaşadık, en üst kategorilere çıktık. Altyapı takımı olarak tüm Almanya'ya kendimizi tanıttık. Bu takımda 3 yıl kaptanlık yaptım.
Alman futbolunun içinde yetişmek sana neler kattı?

Oradaki mantalite ve hocamın öğrettikleri, yeteneğimi geliştirmekte çok etkili oldu. KSV Baunatal'daki hocam Wolfgaug Zieuteck'in katkısı çok büyüktü. Daha önce futbol benim için bir oyundu. Gol at, bacak arası yap gibi gösteri kısmıyla ilgileniyordum. Onunla tanıştıktan sonra ilk başlarda çok zorlandım. Zieuteck gençliğinde orta sahada oynayan, teknik bir oyuncuymuş. İlk 6 ay beni oynatmadı. İdmanlarda tüm takım serbest oynuyordu, bana "kontrol-pas" oynatıyordu. "Benimle ne alıp veremediği var?" diyordum içimden. Sonuç olarak ben de çalım atmayı bıraktım ve paslaşmaya başlayınca da onun 10 numarası, takım kaptanı oldum. 4 yıl birlikte çalıştık, bana çok güveniyordu. 84 doğumlularla birlikte oynatırdı beni. Futbolumda katkısı büyüktür

Eğitim çok önemli

Almanya ve Türkiye'deki altyapıları karşılaştırdığında nasıl bir sonuca varıyorsun?

12-13 yaşındayken 4-4-2 oynamasını öğrendim. Kaymaları, kademeleri hafızama yerleştirdim. Buraya PAF takıma geldiğimde 3-5-2'den 4-4-2'ye yeni geçiliyordu. O yönden biraz eksiğimiz var diyebilirim. Altyapıda en önemli gördüğüm sorun da eğitim. PAF'ta oynayan arkadaşların çoğu okula gitmiyor. Bu çok büyük bir eksik. Almanya'da "Önce okul, sonra futbol" diyorlar bize. Liseyi bitirdim, İngilizce ve Fransızca öğrendim. Zaten Almancayı biliyordum. Hocam diyordu ki, "Büyük takıma gideceksen okulda da iyi olmalısın." Burada "Ya futbol ya okul" gibi bir düşünce var gençlerin kafasında. Bu konuda çok acil önlem alınmalı. Oyuncu en azından liseyi bitirmeli ve üniversiteyi kazanıp kendisine güvenini sağlamalı. Buradaki PAF maçlarında çocuklar sanki ölüm-kalım mücadelesine çıkmış gibiydi. Topu ayağımda durdurmaya korkuyordum, arkadan gelip biri biçer diye. Keşke bu çocukların hayatta futboldan başka alternatifleri de olsa. "Futbol benim ekmeğim" deyip hırsla saldırıyorlar ve bu onların gelişimini de eğitimini de olumsuz etkiliyor.

Türkiye'ye gelişin nasıl oldu?

KSV Baunatal PAF takımdaydım ve 4. Lig'e çıkacaktım. Ama hedefim çok daha büyüktü. Hep amatörlerden teklifler geldi. Ben de Lemi dayımla ve buradakilerle konuştum. Buraya gelmek istediğimi, kendime güvendiğimi söyledim. Lemi dayım ve eniştem olan Sadi Tekelioğlu yardımcı oldu. Direkt Ankaraspor'a geldim. Samet Hoca vardı o zaman Ankaraspor'da. Küçüklüğümden beri hedefim Trabzonspor'du ama Ankaraspor oldu. İlk idmanda Yusuf ağabey (Yusuf Şimşek) çıktı karşıma. Sonra Brezilyalıları gördüm. Baktım ki burada iyi futbolcular var. İlk antrenmanda başarılı bir grafik çizdim. PAF takımla maçlara çıktım, ardından bir Fenerbahçe maçında oynadım. Ümit Ağabey (Ümit Karan) bizdeydi o zaman. Sonra yaz kampına katıldım ve ardından Intertoto maçlarında oynadım.

Kiralık gidince depresyona girdim

Keçiörengücü'ne gidişin nasıl oldu? Neler yaşadın 3. Lig'de?

"Kiralık gideceksin" dediklerinde depresyona girdim. Lig A takımına gideceğimi sandım ama 3. Lig'de Keçiörengücü'ne gönderildim. "Takımı 2. Lig'e çıkaracaksınız" denildi. Almanya'da arkadaşlara söylesem gülerlerdi, "Ne işin var, geri gel" derlerdi. Ama orada çok iyi iş çıkardık ve takımı şampiyon yaptık. Almanya'ya tatile gittiğimde kafamda "Seneye ne olacak?' sorusu vardı. Tekrar Keçiörengücü'ne gönderilmekten korkuyordum.

Tekrar Ankaraspor'a dönüşünü anlatır mısın?

Tatildeyken takımın başına Aykut Kocaman geldi. Hemen 1996'daki maçı hatırladım. Hasta bir Trabzonspor taraftarıydım ve Avni Aker'deki maçı Aykut Kocaman'dan yediğimiz golle 2-1 kaybedip şampiyonluktan olmuştuk. Çok kızmış, çok ağlamıştık. Aykut Hoca'nın takımın başına geldiğini öğrenince, ağabeyime 'Aykut Kocaman 10 yıl önce bizi ağlattı, şimdi güldürecek umarım' demiştim. Kampa çağrıldık ve Aykut Hoca ile ilk kez orada karşılaştım. Yeniden Keçiörengücü'ne gönderilirim korkusuyla kampa çok iyi hazırlanmıştım. İlk hazırlık maçında oyuna sonradan girdim. İkinci maçta ise oyundan alındım. "Eyvah gidiyorum" korkusuyla daha da hırslandım ve çok çalıştım. Aykut Hocam da "Çok yeteneklisin, ama daha hırslı oynamalısın, dediklerimi de yapmalısın" uyarısında bulundu. Sonraki dört hazırlık maçında da 90 dakikka oynadım. Herkes şaşırdı "Neden Özer oynuyor" diye. Ama herkese güven verdim, hocama da.

İlk maçım Galatasaray'a karşıydı

İlk maçın nasıldı?

İlk Galatasaray maçıyla çıktım sahaya. Kimse bunu beklemiyordu. Ağabeyim soruyor telefonda, 'Kadroya alındın mı?' diye. 'İlk onbirdeyim' deyince çok şaşırdı.

Büyük takım gibi oynuyoruz

Peki, Ankaraspor'u nasıl değerlendiriyorsun futbol bakımından?

Ankaraspor deyince biraz hafife alıyorlar. Küme düşmez, üst sıralarda da yer almaz diye. Bunu değiştiriyoruz. Şu an bence Ankaraspor, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın oynadığı futbolu oynuyor. Defanstan çıkıp eze eze oyunu rakip sahaya yıkmak ve gol atmak. Bunu büyük takımlar oynuyor ve biz de bunu oynar hale geldik.

Kolay yenilmiyorsunuz ve en çok beraberlik alan takımsınız.

Bu stilimize iyi yönden de kötü yönden de bakılabilir. Yenemiyorsan, yenilmeyeceksin. İnsan yenilmemeye alıştığı zaman kazanmaya o kadar yakın oluyor ki. Sahaya "Yenilmeyeceğiz, burası kesin de, biz bu takımı yeneriz' diyerek çıkıyorsun. Hem iyi savunma yapıyoruz hem de atak futbol oynuyoruz. Zaten iki işi bir arada yapan oyuncu iyi oyuncudur. Ama Türkiye'de hâlâ 'Geri gelmesin, önde iş yapsın' anlayışı var.

En iyi orta sahanın sizde olduğunu söylemiştin.

Adem ve Volkan ağabeyler Avrupa'da oynayacak düzeyde. Adem ağabeyi Trabzonspor bize nasıl vermiş bilmiyorum ama çok da iyi olmuş.. Hürriyet Ağabey ve Anıl da çok yetenekli. Takımdaki rekabet de kaliteyi artırıyor.

Aykut Hoca Türk futbolu için çalışıyor

Aykut Kocaman'ın gençlere yaklaşımı nasıl?

Aykut Hocam Türk futbolunu ilerletmeye çalışıyor. Öncelikle bize futbol oynatmayı öğretiyor. "Şu maçı alalım da haftaya bakarız" değil, futbolumuzu nasıl oturturuz, geliştiririz diye bir anlayışı var. Türk futboluna yeni futbolcular ve yeni bir takım kazandırıyor.

Kamp döneminde ondan korkuyordum. İdmanlarda ikili mücadelede falan tecrübeli ağabeylerden biri bağırsa çok alınırım. Duygusalım, keyfim kaçınca çok kötü oluyorum. Bir kaç idmanda bana değil ama diğer genç futbolculara bağırmalar oldu. Aykut Hocam hemen toplantı düzenledi ve 'Gençlerin kılına zarar gelsin istemem' dedi. İşte o an benim içime soğuk sular serpildi, rahatladım. Aykut Hoca beni kendime kazandırdı, yeteneklerime inanmamı sağladı.

Ankaraspor'da istediğin futbolu ortaya koyabildin mi?

Futbolumun yüzde 30'unu oturttum diyebilirim. Takım arkadaşlarıma ve hocama güven verebildiğim için çok mutluyum. Ama yapacak çok şeyim var daha. Sezonun ilk yarısı ile ikinci yarısı arasında çok fark var performansımda. İkinci yarıya süper başlamayı bekliyordum. Ancak Galatasaray maçını kaybetmemiz ve sonra 4 haftalık periyot iyi değildi. Saha şartları çok kötüydü. Bu beni güvensizliğe itti. Saha şartları kötü olunca benim motivasyonum bozuluyor. Sahada istediklerimi yapamayınca topla kendimi kuvvetsiz hissediyorum. Kuvvetsiz insan ne yapar, agresif olur. Rize maçında yedek kaldım. Moralim bozulmadı değil ama daha da hırslandım ve maça girip bir de gol atınca güvenim dörde katlandı. Sonraki maçlarda da performansım yükseldi ve Gaziantep maçında da gol attım

Agresiflik deyince, 6 sarı kart gördün bu sezon, fazla değil mi?

Evet, biraz tecrübesizlik aslında. Adam beni geçtikten sonra, bile bile sarı kart gördüm. Benim yüzümden gol yemeyelim diye. Kendine güvenin eksilince böyle oluyor. Çaylaklıktı açıkçası. Tecrübeyle aşılacak bir şey.

"Zidane'ı bırak, kendin ol"

Oyun biçimini anlatır mısın biraz?

Küçükken örnek aldığım futbolcular Davids ve Zidane'dı. Davids gibi hırslı ve defansta güçlü, Zidane gibi ön tarafta etkili olmak istiyordum. Hatta Zidane'a öyle kilitlenmiştim ki, idmanda onun gibi oynamaya çalışıyordum. Almanya'daki hocam ikinci idmanda beni uyardı, 'O Zidane, onun gibi olmaya çalışma, kendin gibi ol' diye. Ama örnek aldığım futbolcular onlardı. Kendi futbolumu onlara örnek alarak anlatmak isterim. Defansif yönde takımı rahatlatıp, ofansif yönde de katkı sağlamak istiyorum

Şu an beğendiğin futbolcu kim?
Kaka. En çok beğendiğim tarafı yeteneklerini şov için değil, takımı için kullanması.

Turkcell Süper Lig'de oynanan futbolu nasıl değerlendiriyorsun?

Ligde kalite çok yükseldi. Rahatlıkla 8 tane iyi oynayan takım sayılabilir. Kayserispor mesela rahatlıkla izlenir. Antalyaspor'u da hiç sıkılmadan izlerim. Halkımız hep dört büyük olsun, devamı arkadan gelir diye bakıyor. Bu anlayış değişiyor ve değişecek. Sonuncu durumdaki takım kadrosunda yıldız futbolcular olmadan, taktik disiplinden kopmadan zirvedeki takımdan puan alabiliyor, Bunun en iyi örneğini Yunanistan Avrupa Şampiyonası'nda gösterdi. Takım oyunuyla şampiyonluğa ulaştı.

İki kere U-20'de, 6 defa da Ümit Milli Takım'da oynadın.

20 yaşaltına iki kere Keçiörengücü'nden gittim. 3. Lig'den gitmek gurur vericiydi. Ümit Milli Takım'da Danimarka maçına ilk 11'de çıktım ve devamı geldi. Sonraki maçlarda da iyi oynadığımı düşünüyorum. Eskiden gazetelerde "Ümitler Azerbaycan'la berabere kaldı" gibi haberler okurdum. Bana dokunuyordu, bu takımlara karşı nasıl böyle sonuçlar alırız diye. O yüzden milli maça büyük bir ciddiyetle çıkıyorum.

A Milli Takım'da ne zaman göreceğiz seni?

Kendime güveniyorum, oynarım diyorum. Ama her şeyin bir zamanı var. Basamakları teker teker çıkmak lazım. Bir gün A Milli Takım'da olacağım. Zamana bırakıyorum.

Futboldaki hedeflerin neler?

Geçen sezon Keçiörengücü'nü şampiyon yapıp Ankaraspor'a dönmek, banko futbolcu olmaktı hedefim ve gerçekleşti. Şimdi de hedefim UEFA Kupası ya da Şampiyonlar Ligi'ne Ankaraspor'la katılmak. Ardından Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası'nda Milli Takım'ın değişmez futbolcusu olmak. Bir diğer hedefim de Avrupa liglerinde oynamak. İngiltere veya İspanya Ligi'nde oynamak istiyorum.

Türkiye'de oynamak istediğin kulüp var mı?

Türkiye'de genelde futbolcuların üç büyüklere gitme sevdası var. Benim İstanbul aşkım yok. Ama sonuç olarak profesyonel futbolcuyum ve kendimi nerede daha rahat geliştirme olanağı bulursam oraya gitmek isterim.

Almanya'dan sonra Ankara'ya yerleştin. Alışabildin mi?

Almanya'dan Ankara'ya, Keçiören'e yerleştim. Tabii zorlandım ilk başlarda. Ama zamanla alıştım. Almanya'daki arkadaşlarımı özlüyorum. Ailem gidip geliyor zaten sık sık.

Futbol dışında ilgilendiğin sporlar var mı?

Küçükken hokey, basketbol, voleybol, masa tenisi gibi birçok sporla uğraştım. Çoğunun okul takımındaydım. Eğer futbolda yetenekliysen diğer sporlarda da başarılı olursun. Akıl ve uygulama hepsine ortak yansıyor. Bir futbolcu farklı dallarla da ilgilenmeli.

Etiketler