Hasan Ali Atasoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasan Ali Atasoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2010 Salı

Yok Saymak - Hasan Ali Atasoy

Yok saymak

Stoch eğer bir sistem tercihinin işaret fişeği değilse yandı gülüm keten helva.

Kaybederek öğrenmek gibisi yoktur derler. Kadıköy yakası oldum olası bu sözden muaftır benim bildiğim. Kaybetmesine kaybeder de, öğrenme konusunda hep sınıfta kalır.

Fenerbahçe’nin coşkusunu kaybedeli yıllar olmuştu, şimdi umut da giderek tükeniyor. Bunun öncelikli ve temel nedeni, yönetimin her transfer sezonunda milyonlarca taraftarı yok sayan tutumudur. Kimse kusura bakmasın; bunun adı gizlilik mizlilik değil alenen yok sayan bir suskunluktur.

Bu hoyrat ve gergin iletişimsizlik kulüpte öyle kök salıp gelenekselleşti ki, herhalde absürt bir espri olarak ‘kurumsal iletişim’ yaftası verildi. Sizin anlayacağınız göz göre göre maskeli balo.

Yahu “şunlarla ilgileniyoruz, bunlara teklif yaptık, onların da peşindeyiz” diye bir şey bekleyen yok ki sizden sayın yönetim. Belli aralıklarla en azından kulübün kendi televizyonuna çıkıp insanların gazını alacak, yüreğine su serpecek, umudunu diri tutacak açıklamalar yapın. Kimsenin detay ya da isim istediği falan yok. Sadece bu gergin saklambacı bırakın da, milyonlarca taraftar kitlesini adam yerine koyun. En azından “hiç kimsenin kuşkusu olmasın, gerekli çalışmalar yapılıyor” deyin.

Bunu farkında olarak yapıyorsanız vahim, yok farkında değilseniz o çok daha vahim. Tek bildiğiniz iletişim yolu resmi siteden ya gergin ya alaycı yalanlamalar geçmek mi? Siz sustukça, Fenerbahçeliler’in belirsizlikten ruhu kararıyor. Şüpheler daha da büyüyüp derinleşiyor ve insanlar bezginliğe, yılgınlığa kapılıyor. Kulüple taraftar arasındaki uçurumlar büyüyor. Fenerbahçeli artık Fenerbahçe’den konuşmuyor, farkında değil misiniz?

Gelelim şu transfer meselesine. Ortada uçuşan isimlere bakınca da çelişkinin ötesinde çelişkiler var. Yalanlanan ve yalanlanmayanlar üzerinden açılan papatya falları bu vehameti gösteriyor. Portakal kalmadı kıyma verelim hesabı. Aynı mevkiye taban tabana zıt futbolcuların adı geçiyor. İnşallah öyle değildir demekle yetinelim.

İşte Dünya Kupası ortada.. Sistemin zaferidir bu. Sadece İspanya değil, yarı finale kalan bütün takımlar sistem takımıydı. Stoch eğer bir sistem tercihinin işaret fişeği değilse yandı gülüm keten helva. Unutmayın ki Rebrov ondan 5 gömlek üstün futbolcuydu. Sistemsizliğin içinde murdar oldu gitti.

Fenerbahçe’nin önce bir sisteme, sonra o sistemi yıldızlaştıracak futbolculara ve o sistemde yıldızlaşacak futbolculara ihtiyacı var. Yoksa bu devran böyle döner durur.

13 Temmuz 2010 - Fanatik

http://fanatik.ekolay.net/Fenerbahce-Yok-saymak_6_YazarDetay_184852_17.htm

 ****************

Üstadın eline,yüreğine sağlık.Duygularımıza tercüman oluyor her yazısında ve bizi zahmetten kurtarıyor sağolsun.Mükemmel tespitler bulunan bir yazı olmuş.Tabii anlayana.... 

6 Temmuz 2010 Salı

Geç olmadı mı? - Hasan Ali Atasoy

Geç olmadı mı?

Kaç kere tekrarlandı bu garabet? Ve daha kaç kere tekrarlanması gerekiyor?
Taraftar futbolda bir hareket bekliyor ama bombalar basketbol ve voleybolda patlıyor. Sinir bozucu bir soğukkanlılık ve suskunluk.


Amatör şubeler ne kadar profesyonelce iş yapıyorsa, profesyonel şube de o kadar amatörce davranıyor. Herhalde Şampiyonlar Ligi ön elemesinin sonucu bekleniyor kadroya takviye için. Tıpkı daha önce de olduğu gibi... Sonra öfkeyi yatıştırmak için panik transferleri patlar yine art arda.


Kaç kere tekrarlandı bu garabet? Ve daha kaç kere tekrarlanması gerekiyor?


Anlaşılan hatalardan, yanlışlardan ve dolayısıyla yıllardır ağır bedeller ödemekten sıkılan yok. Eğer ortada gerçekten bahsedildiği gibi bir ‘sistem’ olsaydı, hocanın da, transferlerin de geçen sezon bitmeden belirlenmiş olması gerekirdi.


Başka derin maliyetleri de oluyor bu sistemsiz ve rastgele transferlerin. Bu kez de “bu kadar büyük paralar ödedik, pazarını düşürmeyelim” mantığıyla kumara dönüyor iş. Ve sonucu çok önceden belli olan bir kumara hem de. Şampiyonluklar feda ediliyor bu gereksiz ısrarla.


Kadıköy’de geçerli tek sistem sistemsizlik. İstikrarla inat kavramı da birbirine karıştırılmış vaziyette. Buna sitem edene de tahammül yok. Peki biraz geç kalmadılar mı?


Yahu şu ‘çift haneli’ yılların, transfer ve maliyeti açısından ‘en zor yıllar’ olduğunu öğrenemez mi bir türlü futbolu yönetenler? Vitrine çıkma, vitrine sürme meselesi yüzünden hem transfer bir türlü sonuçlanamıyor, hem de fiyatlar fahiş seviyelere sıçrıyor.


Devler Ligi kapıya dayandı. Kimler alınacak da, takıma, hocaya ve sisteme ne zaman uyum sağlayacak? Adaptasyon sorunu yaşamamaları için insanüstü yaratıklar olması gerek bunların. Peki fatura kime kesilecek bu durumda? Bin yıldır alıştığımız ve alıştırıldığımız üzere, elbette ve her koşulda sorumluluğu ve günahı en az olan kişilere... Bu ülkenin en fedakâr taraftarları da, en çok bedel ödetilen kulübü de şu olan biteni hiç hak etmiyor.


Futbolda beklenen atağın ne zaman gerçekleşeceği merak konusu. Fenerbahçeliler şu sorunun cevabını arıyor: “Yarım yamalak ve kırılgan santrforlarla, çakma ve devşirme kanat oyuncularıyla, kırılgan ön liberolarla mı yola devam edilecek?”


Umut giderek daha da törpüleniyor! 
Hasan Ali Ataoy - 6 Temmuz 2010

http://fanatik.ekolay.net/Fenerbahce-Gec-olmadi-mi_6_YazarDetay_183829_17.htm

**************************
  Günlerdir sabrediyorum şu transfer konusunda bir şey yazmamak için.Ağır yazacağım çünkü.
Yazınca da Aziz Yıldırım muhalifi oluyoruz.Bugün Aziz Yıldırım'ın yıllardır en büyük destekçisi ama
bu sezon başı eleştirdiğimiz Papermoon yemeğini kendisi de yaptığı için haklı olarak kendisini eleştiren bir yazı yazdı diye Aziz Yıldırım'ın hışmına uğrayan ve kara listesine girdiğinden bu yana yıllardır bilinen gerçekleri  sık sık yazmaya başlayan (eskiden çok az ve üstü kapalı eleştirirek yazardı) Hasan Ali Atasoy içimi okumuş gibi tüm düşündüklerimi yazmış sağolsun.
 O yüzden yazısını buraya aldım.Bire bir her harfine katılıyorum.
 Aynı tas aynı hamam.Hiç bir beklentim yok futbol takımı ile ilgili.
Kazım döndü nasıl olsa Sağ açık almaya gerek yok derler.Semih kaldı,Guiza var,Gökhan var nasıl olsa diye Santrfor da almazlar.Bu takımda 3,5 kaliteli oyuncu var. - Alex-Lugano,Emre ve buçuk Gökhan Gönül - Gerisi vasat ve vasat altı oyuncular.Kaliteli oyuncu sayısını arttırın ,revizyon yapın diye yazıyoruz ama nafile.Alınan adamlar ya tutarsa.Şimdi de gene bir lanet olası Brezilyalı Grafite gelecekmiş.Yakışır valla.O da ne de olsa Guiza gibi 28 golle Bundesliga Gol Kralı olmuştu.
Guiza'dan 50 kat iyidir o ayrı mesele.Guiza yerine genç Furkan oynasaydı geçen sezon Şampiyonduk.
Brezilya sevdası nedir yahu ?
 Neyse boşa yazıyoruz zaten.
Vizyon meselesi.

18 Mayıs 2010 Salı

KALK AYAĞA - HASAN ALİ ATASOY


Olayın en çıplak ve en kestirme özeti şu: 

Bukalemungiller ittifakı kazandı‚ Sarı-Lacivert kaybetti.

Pazar akşamki çoluk çocuğu bile terörize eden‚ zaten bunun için yıllardır fırsat kollayan hazımsız güruhun saldırgan zavallılığını bir yana bırakın. Fırsat bu fırsat yılların kinini kustular. Büyüklük hem yenilgiyi hem de zaferi kabullenebilmekten geçer.

Olayın en çıplak ve en kestirme özeti şu: Bukalemungiller ittifakı kazandı‚ Sarı-Lacivert kaybetti. Ortalık rahatladı. Futbolun toplu tecavüze uğrayan onuru Kadıköyde kurtuldu. Bu kulüp ne kimseyle ittifak yaptı‚ ne de pusu kurdu. Ne kardeşlik ucuzluklarına saptı ne de kalleş tezgahların kumpasına alet oldu. Alçakça saldırılara rağmen iki kulvarda da en sonuna kadar yürüdü. Bu sonuç sadece Fenerbahçeyi aklar‚ o kadar.

Haftalardır komplo senaryolarıyla kin ve nefret üreten onursuz‚ omurgasız ve yüzsüz medyabazlar ve onlara dalkavukluk için yarışanlar apaçık deşifre oldu. Hz. Ali Her derde çare bulunur ama ahlaksızlık illetini iyi edecek bir ilaç yoktur demiş yüzyıllar önce... İnanılması en zor dedikodular‚ aptalların belleğinde en uzun süre kalanlardır diye tamamlamış Delavigny. Değişen bir şey yok.

Fenerbahçe‚ taraftarına yine acı yaşattı ama başlarını öne eğdirecek hiçbir utanca ortak olmadı. O yüzden taraftarları dimdik durmalı‚ hatta bu gururuyla boyun eğdirmeli. Engizisyon cinnetiyle darağaçları kurup cadı avına çıkmak sadece o provokatörleri eğlendirmeye hizmet eder. Gevşek kahkahalar attırır.

Fenerbahçenin üzüntüsünü yaşayacak zamanı bile yok. Rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu hemen uyanmaktır‚ kabusu sonlandırmanın da tabii ki... Bahane ve mazeretle oyalanmadan‚ hataları çok iyi saptamalı sonra bir daha asla ve hiç tekrarlanmaması için en radikal tedbirleri almalı. Sen neye hazırsan‚ o da sana hazırdır deyişinden hareketle kötü sonucu üreten kötü sebepler ortadan kaldırılmalı.

Çok basit bir beyin jimnastiği: Mesela Fenerbahçe sezon başından bu yana son maçtakinin yarısı kadar üretken oynasaydı bu sonuç yaşanır mıdı? Mesela Güizanın yerine Kamanan veya Makukula oynasaydı kim şampiyon olurdu? Mesela evindeki Kasımpaşa maçından en azından beraberlikle çıksa sıralama ne olurdu?

Ve çok basit birkaç soru; bu kulübün gelecek sezonun transfer politikası Bursasporla son maça kadar yarışmak üzerine mi kurulacak? Yoksa Barcelonayı alt edemese de en azından baş edebilme vizyonuyla mı şekillenecek? Bu sorulara devrim güzergahına uygun yanıtlar verilseydi‚ aynı yol kazası tekrarlanmazdı.

Dünyada her şey yıkılsa bile gelecek hep yerli yerinde durur. O halde sızlanmayı bırak ve ayağa kalk! Olanca heybetin‚ cesaretin ve gücünle yeniden meydan oku‚ yeniden dikil karşılarına! 

http://fanatik.ekolay.net/Fenerbahce-Kalk-ayaga_6_YazarDetay_176952_17.htm

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Fenerbahçe Transferde Geç Kalıyor.


Kim ne derse desin Fenerbahçe transferde geç kalıyor.
Başkan Aziz Yıldırım'ın ''15 Haziran'da her şey bitmiş olacak'' sözü her zaman
olduğu gibi havada kaldı.
Bir kez olsun FB Hazırlık çalışmalarına tam kadro çıksın dişimizi kıralım.
Bu takımın sezona havlu attığı bitime 2 Ay önceden belli değil miydi ?
Kongre bahane edildi.Aziz Yıldırım'ın kazanacağını doğmamış bebek bile biliyordu.
Ne beklendi ? Hiç.
Her zamanki gibi plansız,programsızlık.Lafta olan Kurumsallık naneleri bunlar.
Sezon bitti.Tatil bitti.Yeni Sezon Hazırlıkları başladı.2 hafta oldu ilk etap çalışmaları.
O da bitti,takım Almanya'ya gidecek hala bekliyoruz.
29 Temmuz'da ilk Avrupa Kupası maçı var.2 Ağustos'ta büyük prestij maçı Süper Kupa
var,ondan sonra lig başlıyor taraftar hala uyutuluyor,yok büyük isimler peşindeler,
yok şu yok bu,gelmek istemeyen adamlara - Poulsen,Hamit v.s gibi - haftalarca yalvarmalar.
Bu nedir ya ?
Üstelik bahsi geçen isimlerin hiç bir biri ile alakası yok.Birbirinin alternatifi olmalarına
imkan yok.
Daum'da tekrar böyle ballı kaymak bir kulüpte çalışmanın zafer sarhoşluğu ile başı
dönmüş,onu da kafalamışlar,O da gidişattan memnunmuş.(!)

Şöyle diyor ;

Aynı zamanda transfer içinde uğraşıyoruz. Mutlaka birkaç transfer yapmalıyız. Ama yapınca tabii herhangi biri değil, net olan bizim işimizi yapacak düşüncelerimize layık olan bir transfer olacak. Bizim düşüncemiz belli. Aykut ile birlikte çalışıyoruz; aynı isimleri konuşuyoruz. Devamlı olarak bu konuda çalışıyoruz.
Sezonun başlangıcı çok önemli, Ağustos sonuna kadar zamanımız var. Hiçbir isme yanıt vermem. Prensibim belli. Sözleşmede atılan imzanın mürekkebi kurumadan yanıt vermem.

Ağustos sonuna kadar zamanımız var diyor.Dedik ya,transferi son günde bitirmeyi
prensip edinmiş yönetim Onu da kafalamış diye.
Allah muhabbetlerini bozmasın ne diyelim.

Bakın Aziz Yıldırım'ın en büyük destekçisi Hasan Ali Atasoy bile dün şu yazıyı yazmış ;

Geç Olmadı mı ?

Fenerbahçe daha önce yaşadığı müsibetlerden ders çıkarmayı hâlâ başaramamış. Kaç kez ağır bedeller ödediği halde, transferlerde bir kez daha geç kalındığı su götürmez bir gerçek.
Başkan Aziz Yıldırım’ın “3 yıl üst üste şampiyonluk” sözünün, bir motivasyonu ve iddayı ortaya koymak amaçlı olsa da amacını çok aşan, sıkıntılı bir söylem olduğunu bir kez daha tekrarlıyorum. Tıpkı “yürüye yürüye şampiyon olmak” gafı gibi! Bunları kendi aranızda konuşabilirsiniz ama kamuoyu ile paylaşmak son derece sakıncalı... O zaman mayıncıların eline koz vermekten öteye geçmez bu tür sivri sözler. Camiayı manüple etmek isteyen, rövanş duygularıyla yanıp tutuşanlara altın tepside bir fırsata dönüşür.
Başkan, 15 Haziran’da transferler dahil, her şeyin bitmiş ve hazır olacağını söylemişti. Açıkçası herkes bütün bağlantıların yapılmış ve bitmiş olduğunu, bu kez her şeyin tereyağdan kıl çeker gibi hallolacağını düşünüyordu. Neredeyse verilen tarihin üzerinden 1 ay geçti. Hâlâ belirsizlik hakim. Hiçbir rahatlatıcı ya da taraftarın gazını alacak açıklama da yapılmıyor. Bu gerçekleşmeyince, diğer sözlerin inandırıcılığını da erozyona uğratıyor kaçınılmaz olarak. Yıldırım’ı kendi sözleri üzerinden infaz etme ve karalama kampanyası şimdiden başladı bütün platformlarda...
“Hırs, yelkeni şişiren rüzgara benzer, azı yerinde saydırır, çoğu da tekneyi batırır” demiş Voltaire... Fenerbahçe bir türlü arasını bulamadı. Bir ara dengeyi tutturur gibi olsa da, gene kaybetti.
Kurumsallık iddiasında olan bir kulüp günlük taktiklerle değil, her alanda uzun yılları kapsayan planlı stratejilerle ilerlemek zorundadır. A planının yanında, B, C hatta D ve E planları olur. Biri olmadığında diğeri devreye sokulur. Pehlivan tefrikalarına, yılan hikayelerine, yalanlara, fırsatçılara zemin hazırlamaz.
Ne diyelim, dertlerin en iyisi kişinin alıştığı dertmiş ya, o minvalden devam herhalde...

30 Mart 2009 Pazartesi

Siz, kimin askerisiniz ?

Hasan Ali Atasoy hatasoy@fanatik.com.tr
FATASOY yaz boşluk bırak yorumunu ekle 3270'e gönder detaylı bilgi

Devlete ‘terörist’ derken zerre kadar tereddüt etmeyen ama bebek katili teröristlere terörist dememek için bin dereden su getiren zihniyet.
Tarikatları cumhuriyet gibi gören, cumhuriyetten rövanş almaya çalışan her türlü oluşumun kuyruğuna takılıp kolkola giren, gaz veren, kutsayan mandacı liboş anlayış.
Devrimin değil de devrin adamı olmayı seçtiler her zaman. Cumhuriyet karşıtı, Mustafa Kemal karşıtı, devrim düşmanı kimler ve neler varsa onların yörüngesinde yaşadılar.
“Bitaraf olan bertaraf olur” sözüne ne itibar ederim ne de inanırım. Bunların neyin ‘Taraf’ında olduklarını bilmesem de, neyin karşısında olduklarını çok iyi biliyorum. Atatürk diyene ‘faşist’ damgası yapıştıran ama İmralı’daki haine ‘Atakürt’ sıfatı yakıştırırken gözleri yaşaranlar işte...
Şimdi bu malum gazetenin manşeti “Ergenekon Fenerbahçe’de” şeklinde dizayn edilmiş. Dert değil, bütün takımların tribünlerinde mafya, çete, tarikat uzantılı rant çeteleri var. Bazen yönetimle, bazen muhalefetle açık artırma usulü çalışan ve statta terör estiren rant çeteleri bunlar. Her zaman bunlara karşı durdum, durmaya da devam edeceğimden kimsenin kuşkusu olmasın.
Ancak burada olay farklı... Bu beyler pankartı astırandan değil, “Mustafa Kemal’in askerleri” sözünden rahatsızlar. Özellikle de ‘Mustafa Kemal’ kısmından... Belki sadece “Mustafa” yazsaydı, ya da “Fetullah’ın askerleri” olsaydı gözleri yaşarırdı.
Dini cemaatlere ve masonik cemiyetlere taparlar da, cumhuriyete ve kurucularına oldum olası, en az Çanakkale’de yenilenler kadar mesafeli ve garezlidirler.
Eğer derdiniz futbolun altında Ergenekon aramaksa; önce hangi cemaatlerin hangi kulüplere ve tribünlere nasıl çöreklendiğini, hangisine de neden bir türlü sızamadığını iyice araştırın. Hangi kulüplere hangi olanakların sağlandığına, hangi transferlerin yapıldığına bir bakın. Çeteden yargılanan federasyon üyeleri, kulüp başkanları var mı, çete liderini peygamber zanneden teknik direktörler var mı onu araştırın. Altın tespih kardeşliğini araştırın.
“Asla düşmeyen ve düşürülemeyecek tek kale” manifestosundan ne kadar rahatsız olmuşsunuz. Haber maskesiyle kurnazca müttefiklerinize hedef gösteriyorsunuz!
Bir yerlerinizi yırtsanız da bu sosyolojik gerçeği asla değiştiremeyeceksiniz. Çünkü sadece tribündekilerle sınırlı değil o askerler.
“Mustafa Kemal” kargaları kovalardı eskiden, şimdi o kargalar; saksağanlar, kuzgunlar, çaylaklar, akbabalarla birlikte O’nu kovalamaya çalışıyor.
Ben yönetimin yerinde olsam, bu pankartı tişört yaptırır, ilk maçta 50 bin tane dağıtırdım. Ama altına da bir soru eklerdim: “Siz kimlerin askerlerisiniz?”

http://fanatik.ekolay.net/fanatik/index.aspx?aType=YazarDetay&catid=34&articleid=129173&authorid=57

*****************
Yüreğine,beynine sağlık Üstad.
Sen de Olmasan ..............

10 Mart 2009 Salı

O İnsan Üstü bir Varlık : KrAlex De Souza !!!!!!!!!!!



Ne zamandır Alex ile ilgili bir yazı yazmayı düşünüyordum.
Sağolsun Hasan Ali Atasoy bugün öyle güzel bir yazı yazmış ki onunla ilgili,
aynen alıyorum valla.

Adamlar haklı ! Hasan Ali Atasoy

5 milyon dolar bonservis bedeliyle alınalı 4.5 sene olmuş. Bu zaman diliminde takımı Avrupa, lig ve kupada tam 244 resmi maç yapmış. Bunların 209’unda forma giymiş. 35 maçta da rotasyon, sakatlık ve kart cezası yüzünden oynayamamış.
Geldiğinden beri sadece 1 kez (yazıyla bir) kırmızı kart görmüş; Schalke maçı... Türkiye’de 27, Avrupa’da ise (45 maçta) 3 kez sarı kart görmüş.
Takımın beyni olmanın dışında, 244 resmi maçta toplam 99 gol, 86 da asiste imza atmış. 185 golde imzası duruyor. Bunların çoğu da birbirinden fantastik-estetik, şapkadan tavşan çıkaran, futbolseverlere de şapka çıkarttıran yeteneği ile gerçekleşmiş. Avrupa kupalarında 45 maçta 11 gol, 11 asist istatistiği yakalamış.
Duran topları bir mühendis zekâsıyla ‘vuran toplar’a dönüştürmüş. Pek umursanmayan kornerlerin bile, aslında ne kadar stratejik bir silah olduğunu ispatlamış.
Asla çirkefleşmemiş, nazlanmamış, rakibin boğazına sarılmamış, kasaplığa ve sahtekarlığa soyunmamış. En gaddar ve yaptırımsız darbeleri bile yüzünü sitemkarca ekşiterek geçiştirmiş.
Hangi hoca gelirse gelsin, yalnızca futbolunu oynamış.. Çenesi düşmemiş, kimseye saygısızlık yapmamış. Maç içindeki bütün hareketleri zekâ fışkıran, mesleğine tapan bir ‘futbol düşünürü’ kendisi...
Gelmiş geçmiş en efektif ‘yabancı’ performansına rağmen, sürekli tartışılmış, ıslıklanmış, yuhlanmış, kendi stadında bile insafsızca infaz edilmiş.
Pekii, O’nu aşağılama ve küçümseme yarışına girenler kimler? “Aurelio da topçu mu” kıtırını atanlar kimlerse onlar işte! Hani Servet’i, Tomas’ı, Nobre’yi hedef gösterip, forma değiştirince de yere göğe sığdıramayan güruh... Sorun onlarda değil, oltalarına lapin ferahlığıyla atlayanlarda...
Bu futbol profesörünü, öncelikle kendi taraftarı nezdinde murdar etme yarışına girenler ve müridlerine çarpıcı bir istatistik daha verelim:
Lig ve Kupa’da; Galatasaray’a karşı 11 maç: 3 gol-1 asist, Beşiktaş’a karşı 12 maç: 5 gol-3 asist, Trabzonspor’a karşı 8 maç: 3 gol-3 asist. O geldiğinden beri bu takımlarla oynanan maçların galibiyet-mağlubiyet tablosunu da göz önünde bulundurun.
Eee, adamlar kendi takımlarını bile aşağılama pahasına “küçük maçların büyük oyuncusu” diye yırtınıyorlarsa, bir bildikleri vardır kardeşim! Gerçekten ‘küçük maçlar’ın büyük oyuncusu bu Alex! Öyle olmasa Mehmet Topuz’un bonservisi bile O’nun 3 katından fazla (12 milyon Euro) olabilir miydi?
Kovun artık bu ‘illüzyonist sömürgen’i de, rakipler de, onların yazarları da rahatlasın! ‘Pankart Üçüzleri’ gittiği günü ‘gayrıresmi bayram’ ilân etmezse, ben de bir şey bilmiyorum.

http://fanatik.ekolay.net/fanatik/index.aspx?aType=YazarDetay&catid=34&articleid=127566&authorid=57

****************

Alexsandro de Souza (d. 14 Eylül 1977, Curitiba) Brezilyalı Milli Futbolcu.

Çocukluğu Kolombo şehrinde geçen genç futbolcu profesyonel futbol hayatına erken atıldığı için liseyi son sınıftan terk etmek zorunda kaldı. 1997 yılında tanıştığı Daiane ile 9 Mart 2000 tarihinde evlenmiştir. 25 Nisan 2004'te çocukları olan Mario Eduardo dünyaya geldi.

Alex 20 Haziran 2004 tarihinde Brezilya'nın Cruzeiro Esporte Clube takımından Fenerbahçe ile 3 yıllık sözleşme ve 5 milyon dolar bonservis ile yapılarak transfer edildi.[1] Temmuz 2004'de Copa América'yı kazanan Brezilya Millî Futbol Takımı'nın kaptanlığını yaptı.[1] 2006-2007 sezonunda Türkiye Süper Ligi'ni 19 golle tamamlayarak, Fenerbahçe SK tarihinde gol kralı olan ilk yabancı futbolcu olma (TSL'de 3.) onuruna erişti. 66 kez Brezilya Millî Futbol Takımı'nda oynadıktan sonra 2004'de Fenerbahçe takımına gelmesinin ardından ulusal takıma 2 kez daha çağrıldı. Fenerbahçe'nin 2007 sezonunda kaptanlığını üstlendi. 2008-09 sezonundan itibaren 10 numaralı formayı giymeye başlamıştır.

Kişisel Bilgiler
Tam adı: Alexsandro de Souza
Takma adı: Kralex
Doğum tarihi: 14 Eylül 1977 (31 yaşında)(1977-09-14)
Doğum yeri: Curitiba Brezilya
Boyu: 1,76 m (5 ft 9+12 in)
Mevkii: Ofansif Orta Saha
Kulüp Bilgileri
Bulunduğu kulüp: Fenerbahçe S.K.
Numarası: 10
Profesyonel Kariyeri
Yıl Kulüp Maç (gol)
1995-1997
1997-2001
2001
2002
2002-2004
2004-
Coritiba FC
Palmeiras
Parma F.C.
Flamengo
Cruzeiro
Fenerbahçe
12400(32)
24100(78)
005000(2)
012000(3)
12100(64)
2040(102)
Milli Takım Kariyeri
1999- Brezilya Brezilya 06800(21)
Son güncelleme: 3 Kasım 2008
Copa América
Ülke Brezilya Brezilya Milli Futbol Takımı
Erkekler Futbol
Altın 1999 Paraguay takım müsabakası
Altın 2004 Peru takım müsabakası

BAŞARILARI

Kişisel

  • 1994 - Gençler Parana Şampiyonluğu en iyi oyuncu
  • 1998 - Güney Amerika'nın en iyi ortasaha oyuncusu
  • 2003 - Brezilya Ligi Bola de Ouro (Altın top)
  • Turkcell Süper Lig Asist Krallığı : 2004/05, 2005/06, 2006/07, 2007/08
  • Turkcell Süper Lig Gol Krallığı : 2006/07
  • UEFA Şampiyonlar Ligi Asist Krallığı : 2007/08
  • Dünyanın En İyi 2.Orta Saha oyuncusu olarak tanımlanmıştır.

Sportif Durumu


Sportif durumu
Önce gelen
Brezilya Kaká
Bola de Ouro Kazananı
2003
Sonra gelen
Brezilya Robinho
Önce gelen
Gökhan Ünal
Türkiye Süper Ligi Gol Kralı
2006-2007
Sonra gelen
Semih Şentürk
Önce gelen
Ümit Özat
Fenerbahçe Kaptanı
2007-devam
Sonra gelen
-
FENERBAHÇE İSTATİSTİKLERİ


(Resmi Sitesinden)

Futbol Maçlar Galibiyetler Beraberlikler Maglubiyetler Goller Asistler

760 436 167 157 292 237

Yari Maçlar Galibiyetler Beraberlikler Maglubiyetler Goller Asistler
UEFA Champions League 24 13 3 8 9 13
Superliga Turca 2004-05 31 24 1 6 24 16
Libertadores da América 46 24 11 11 15 16
Campeonato Brasileiro 165 86 33 46 57 40
Copa da Turquia 17 7 5 5 5 6
Copa América 13 9 2 2 3 7
Copa do Brasil 42 20 13 9 12 15
Torneio Rio-São Paulo 33 18 9 6 12 9
Camp. Paranaense 69 44 11 14 21 0
Campeonato Paulista 48 20 17 11 18 9
Campeonato Mineiro 27 20 3 4 23 15
Copa da UEFA 9 3 2 4 2 4
Superliga Turca 2005-06 31 22 5 4 15 24
Superliga Turca 2006-07 30 17 10 3 19 11
Superliga Turca 2007-08 23 17 4 2 13 11
Supercopa da Turquia 2007-2008 1 1 0 0 0 1

Kulübler / Brezilya seçmeleri Maçlar Galibiyetler Beraberlikler Maglubiyetler Goller Asistler
Fenerbahçe (Turquia) 189 120 35 34 93 101
Seleção Brasileira 49 32 13 4 12 11
Seleção Olímpica 19 13 4 2 8 1
Cruzeiro 121 77 19 25 64 61
Parma (Itália) 5 4 0 1 2 7
Flamengo 12 3 1 8 3 0
Palmeiras 241 119 67 55 78 56
Coritiba 124 68 28 28 32 0



Kafası rahat olduğunda,sakatlık,hastalık gibi herhangi bir sorunu olmadığında onu izlemek
büyük keyif olduğu gibi takımın sonuca gitmesinde en büyük güç.
Aksi olduğunda ise zaman zaman biz de söylendik ,kendisinden beklentilerimiz büyük olduğu için ve eleştirdik.Hatta bu şekilde oynayacaksa sözleşmesi yenilenmeyebilir dediğimiz oldu.Bu asla nankörlük değildi.
Çünkü bu formaya büyük hizmetleri olduğu gibi karşılığında

7 sülalesine ömür boyu bakabilecek büyük paralar da kazandığını yazdık.
G.Amerika ekolünden vazgeçilmesini hep savundum ve savunuyorum.
Alex gibi oynayacaksa sadece O kalmalı görüşündeydim.
Elbette istekli olmasına rağmen TSL'de kendisine özel önlem alacağız diye bazı hocaların kasaplar görevlendirdiğinde verimi vermediği maçlar da oldu.
Ne yazık ki TSL'de hakemlik nedir bilmeyen şahıslar yıldız futbolcuların korunması gerekirken adeta her maç dayak yedirdiler.Çıldırttılar.Haklı itirazlarına
hemen sarı kartları yapıştırdılar.

(Şu anda 3 sarı kartla kart sınırında)
Bütün bunlara rağmen tarihe geçecek istatistik ve verim verdiği rakamlarla sabittir.
Sözleşmesini uzattıktan sonra daha rahatlamış olarak işe dört elle sarıldığını görüyoruz.Bilen,bilmeyen çok şey yazdı.çizdi.Koşmuyor dendi,Türkiye'de var,Avrupa da yok dendi.
Halbuki Avrupa Kupalarında da gördük.CL asist kralı da oldu.
O kendisini forvet oyuncusu olarak tanımlıyor.Orta Saha oyuncusu değilim diyor.
Bizim Qtm'deki çok bilmişler hala defansif orta saha gibi koşmasını,mücadele etmesini bekliyorlar.Ki zaman zaman bunları da yapıyor.Kafa toplarına bile çıkıp alıyor.
Ne söylenirse söylensin O sahada konuşuyor ve FB Tarihine adını Altın Harflerle yazdırıyor.Aktif futbol yaşantısı bittikten sonra da bu külüpte farklı bir görev ile hizmet etmeye devam edeceğine inanıyorum.
Devam et KrAlex.
Teşekkürler yaşattıkların ve yaşatacakların için ..................

16 Ocak 2009 Cuma

Hasan Ali Atasoy'dan bir kapak yazı daha : Hortumlama Rekabeti

Hasan Ali Atasoy hatasoy@fanatik.com.tr

Hortumlama Rekabeti


Tarih: 16 Kasım 2008, Fanatik Gazetesi yazarı Oğuz Dizer’in Özhan Canaydın röportajı. Bir kez daha hem öğrenelim, hem masum mini sorular soralım.
1- “Büyük bir vergi anlaşması yaparak, birikmiş vergi ve cezalar nedeniyle 30 milyon Dolara yaklaşan borcumuz, uzlaşma sonucu 5 trilyon 400 milyona indirilip, tamamı ödenmiştir.” (25 milyon Dolar ve uzlaşma)
2- “Florya arazisinin trilyona varan kira borçları, açtığımız hukuksal mücadele sonunda, tek rakamlı milyarlara indirilmiştir.” (E süper, Florya arazisinin kaçta kaçı işgal?)
3- “Riva’daki bin 200 dönüm arazi, insan boyundaki makilerle tamamen kaplanıp, orman arazisi statüsüne girmek üzereyken, 2 ay boyunca gece 24’ten sonra insanüstü gayretlerimizle kurtarılmıştır.” (Zifiri karanlıkta yapılan yeşil katliamı bu kadar süslü anlatılabilirdi.)
4- “Florya’yı en iyi şekilde değerlendirebilmemiz için Büyükçekmece Belediyesi tarafından 94 dönümlük arazi kulübümüze verilmiştir. İstimlâk çalışmaları bittiğinde tarafımıza devredilecek arazinin boyutu 231 dönüm olacaktır.” (Milletin 137 dönümlük arazisi de belediye kasasından para ödenerek istimlâk edilecek.)
5- “Aslantepe evladım gibidir. Galatasaray’ın 100 yıldaki en büyük yatırımıdır. Çok iyi mukaveleler yapıldı. Ali Sami Yen’deki tüm haklarımız fazlasıyla mevcuttur. 32 dönüm karşılığında 120 dönüm araziye kullanma hakkı verilmiştir.” (10 numara işbitiricilik! Sahi bu yatırım TOKİ’nin değil miydi?)
6- Ali Sami Yen Stadı’nın ödenmemiş kira borçları, faiziyle birlikte ne kadardı? Silinen borcun miktarı nedir Sayın Canaydın? (Ayrıca yeni stada kira ödenmeyeceğini de belirtelim.)
7- Peki herkesin cevabını çok iyi bildiği şu soruyu da soralım: Telekom sponsorluğu siyasi midir, ticari midir?
8- Olimpiyat Stadı’na Büyükşehir Belediyesi ve devlet tarafından Galatasaray için harcanan ve boşa giden paranın toplamı ne kadardır? (Merak işte!)
9- Haluk Bey’in evine geceyarısı ısmarlama şaraplı gaza ziyaretlerinin içeriğini, üçüz ve centilmen pankartların gazabı konusundaki tavrınızı da bilsek, öğrensek.
10- Vatan Gazetesi’nde 2 gün önce çıkan ve davulcu yellenmesi gibi arada kaynatılan bir haberi de ekleyelim: “Maliye, kulüplerin vergi borçlarını 10 yılda 120 eşit taksitte ödemesinin yolunu açtı. Bir vatandaşın ya da şirketin yüzde 30 faiz ödemek zorunda olduğu vergi borçları için kulüplere yıllık yüzde 4 gibi çok düşük faiz uygulanacak. Kulüplerin, vergi borcunun yüzde 70’i Galatasaray’a ait. Fenerbahçe, Beşiktaş ve Ankaraspor’un borcu bulunmuyor.”
Kapanışı Sayın Canaydın’ın aynı röportajından yapalım: “Galatasaray’ın örf, adet ve gelenekleri içinde görevini yapmış bir başkanı olmaktan onur duyuyorum.”
Ben de bu adil ve eşit(!) rekabet anlayışıyla, medyadaki şakşakçılarıyla ve yardakçılarıyla accaayip gurur duyuyorum!

*******************
Beynine,yüreğine sağlık cesur ve muska yürek Üstad.
Malum camia için ise diyecek kelime bulamıyorum.
Yatacak yeriniz yok beeee.
Ahiret te iki elim yakanızda.

23 Aralık 2008 Salı

Bu harika yazıyı buraya almazsam vicdanım rahat etmezdi.
Arşivlik,ibretlik bir yazı.
Eline,beynine,yüreğine sağlık ''Muska Yürek'' Hasan Ali Atasoy.


Hasan Ali Atasoy hatasoy@fanatik.com.tr
FATASOY yaz boşluk bırak yorumunu ekle 3270'e gönder detaylı bilgi

Allahın Sopası !!!!!!!!!!

Olan biteni izleyen Fenerbahçeliler’in eminim içlerinin yağı eriyordur. Kulüplerini, taraftarlarını ve misyonlarını inkâr edip, yıllardır kendilerini Galatasaray’ı şampiyon yapmaya adayanların başına gelenler ilahi komedya gibi...
Bu Demirören, “Amacımız Fenerbahçe’yi 100. yılında şampiyon yapmamak” diye sezon başında ‘büyük ve ulvi’ hedefler koyan başkan değil miydi?
Şampiyonun belli olacağı kritik Beşiktaş-Galatasaray maçı öncesi Adnan Polat ile sofraya oturup, sonrasında “Galatasaray şampiyon olsun, biz de kupayı alalım” açıklamasıyla, maçın uluslararası bahis sitelerinden çıkarılması gibi bir utanca imza atan da yine kendisi değil miydi?
Şike konuşmaları hafızalarda taptaze duran Sergen’in, o derbi maçta gole giderken aniden topa basıp geri dönme nedeni de başkanının estirdiği rüzgardan olmasın sakın!
Ya Fenerbahçe ve Kayseri Erciyesspor ile oynanan kupa finallerinde yaşanan ama hak görülen hakem rezaletleri ve ardından hastanelere taşınan kupa?
Baroş geldiğinden beri kaç sarı kart gördü elle oynama yüzünden? Kaç golünde ve pozisyonunda el-kol imzası var? Anelka faulle atınca ‘üçüz pankart’ yaptırıp Galatasaray ve Trabzonspor’un da eline tutuşturan Beşiktaş Yönetimi’nin neden gıkı çıkmaz?
Galatasaray’ın hazırladığı bildirinin rengini değiştirip, eşzamanlı olarak resmi sitesine koyanların, hemen ertesi günü nasıl suçüstü ve suspus olduklarını biliyorsunuz. Peki bu maçtan sonra neden “Perşembe günü açıklama yapacağım” diyor? Bilmediğimiz bir özel anlamı mı var perşembenin?
Tabii bir de onlarla aynı dramatik kaderi paylaşan Trabzonspor var; varlığını, tarihini ve misyonunu Galatasaray’ın kıyısında, yamacında, yörüngesinde arayan. Kendini onların mutluluğuna adayan, kapalı tribününün ortasında Sarı-Kırmızı bayrak açılan. Şampiyonluk duygusunu Fenerbahçe’nin mutsuzluğu ya da onu yenmek zanneden.
Fenerbahçe tarafından futbolcularına teşvik primi gönderildiği karalamalarına ve aşağılamalarına bile sırf aynı nedenle sessiz kalan... Ali Sami Yen’de loca sahibi fanatik Galatasaraylı Ulusoy tarafından, hemşehricilik zokasıyla yıllarca ‘iktidar aracı’ olarak kullanılan...
Kıyakçılığın sonu işte! İşbirlikçiliğine soyundukları ‘gazâ’ düzeni ve düzeneği onları kendileriyle de böyle yüzleştiriyor. Galatasaraylı Ali Aydın’ın ipini hangi kulüp çektiyse, renktaşı Kuddusi Müftüoğlu’nun ipini de yine o kulüp çekecektir göreceksiniz.
Hem maçın skoru, hem sonrası tribündeki Haluk Bey’i çocuk gibi sevindirmiştir eminim! ‘Nostalji’ yemeğinin üzerine ısmarlanan nefis bir kahve gibi gelmiştir çünkü!

17 Ekim 2008 Cuma

Cesur Yürek Hasan Ali Atasoy'un sorularına cevap verebilecek bir delikanlı çıkacak mı ?

FB Tribünlerinden gelme,usta Gazeteci,Cesur Yürek Hasan Ali Atasoy 2 gündür Fanatik
Gazetesindeki köşesinden Futbol Camiasına bazı sorular soruyor cevaplanması için.
Pek çok sorunun cevabı sorunun içinde gizli.Genede şu kirli düzenden birileri çıkıp
delikanlı gibi cevap verebilecek birileri çıkar mı ?
Hiç sanmıyorum.
Ben de tıpkı kendisi gibi kayda geçirmek üzere buraya sorularını alıyorum.
Türkiye de futbolu asıl yönetenler (Sadece Federasyon değil) belli.Bir avuç çığırtkan
kanaat önderiymiş gibi Türk Futboluna yön veriyorlar.
İsimleri de belli.Sorulardaki muhataplar.Futbolun F'sinden anlamayan,analiz yeteneği
olmayan,şovmen,polemik ustaları,egosantrik adamlar ne yazık ki hem cukkaları götürüyorlar
hem egolarını tatmin ediyorlar,hem de futbolu yönetiyorlar.
Yıllardır her tarafı kirlenmiş bu düzen ne zaman değişecek bilmiyorum.

NOT: Hasan Ali Atasoy'un bu düzenin başındaki isimlerden biri tarafından zamanında çalıştığı
Skytürk'ten kovdurulduğunu da hatırlatalım.

Soruları alalım buraya.

Merak ettiğim sorular (1)

14.10.2008

1- Ahmet Çakarı kim neden öldürme kastıyla vurdu veya vurdurdu? Tetikçisi ya da azmettireni kimdir? Sayın Cerrah o günden bugüne hangi bulgulara ulaşabildi? Çakarın elinde 13 sayfalık bir el yazısı itiraf var mı? Varsa kendi gazetesi bile neden yayınlayamadı? Aynı tehdit günümüzde de geçerli mi? Sayın Zekeriya Öz‚ bu konuda ne düşünmektedir?

2- Ertuğrul Sağlam‚ Beşiktaşa nasıl getirildi? Eğer öyle değilse Başbakan ve Cumhurbaşkanı kendisini niçin arar? Peki ya aynı makamlar Hakan Şükürü niçin kabul ederler? Onu alkışlayan gazetecilerin konumu‚ durumu ve gerekçeleri nelerdir?

3- Sinan Engin ile Çakıcı görüşmeleri ayan beyan ortalığa saçılmışken‚ Lucescu hangi gasptan söz edebiliyor? İki şampiyonluğunda da yaşanan rezaletler gün gibi ortadayken‚ kendisi mağdur mudur‚ gasp edenlerin tarafında mıdır? Çalıştığı kulüpler Onun şampiyon yaptığına zerre kadar inansaydı‚ bu kadar kolay gönderilebilir miydi?

4- Rahmetli Hasan Doğanın siyasetle geldiğini haklı olarak söyleyenler‚ Mesut Yılmaz ve Mehmet Ağarı hl apolitik bir esnaf mı zannediyorlar? Sami Yende loca sahibi olan Ulusoyun kestirdiği kurbanları‚ Çakıcının şoförünün hem poliste hem savcılıkta hem de mahkemede itiraf ettiği el yazısı talimatı nereleriyle sindiriyorlar?

5- Çıkar amaçlı suç çeteleri futbolun‚ kulüplerin‚ tribünlerin‚ menacerlik kurumunun ve federasyonların içine ne kadar sirayet etmiş durumdadır? Cemaat ve tarikat futbolculara‚ hocalara ve spor medyasına ne ölçüde hakim durumdadır?

6- Galatasaray ile sözleşme imzalayıp antrenmana çıkan İlhan Mansız‚ nasıl bir gecede Beşiktaşlı olmuştur? Galatasaraydan neden en küçük bir tepki yükselmemiştir?

7- Teknik direktör tercihleri ağırlıklı olarak liykate mi‚ siyasete mi‚ tarikat telkinine mi‚ ucuz banka kredisi şartına mı‚ federasyona mı‚ kumar borçlarına mı‚ yoksa yayıncı kuruluşa şirin görünme kriterine göre mi işlemektedir?

8- Fenerbahçe Başkanı‚ ilk istifasını kendisi bile bilmezken‚ bazı gazeteciler nereden ve nasıl bilmiştir?

9- Canlı‚ yanlı ve zanlı yayında‚ kameralara parmak sallanarak iln edilen medya getirir‚ medya götürür‚ ona göre haa! felsefesinin dayanağı nedir? Çakıl taşlarını temizlemek onların görevi midir?

10- Demirören grubuna ait iki tüpgaz firmasının sponsorluğunda TV programı yapıp keseyi doldurmak‚ sonrasında da güya önceden muhalif olduğu bir federasyon başkanının emri altındayken eski gizli patronuna bodoslama sallamak nasıl bir duygudur?

11- Başkan adayı bir muhalifin radyosuna doluşup‚ maaş karşılığı mevcut yönetime aralıksız sallamak etik bir duruş mudur? Patronları‚ kendi saflarındaki bazı gazetecileri bu yolla doyuracağını çete davası dosyasındaki dinleme kayıtlarında‚ Tahir Kıran Beye 4 yıl öncesinden söylemiş midir?

12- Bir tribün grubu kulübün kalbi olabiliyorsa‚ istisnasız bütün organları hangi kişi ve kurullara denk düşmektedir? Yöresel keriz dalgalarından sonra duruş/kuruş paritesi hangisinin lehinde abartılı bir şekilde açılmıştır?

http://fanatik.ekolay.net/fanatik/De...33&authorid=57

Cevabını arayan sorular (II)

17.10.2008

Kaldığımız yerden soruları sormaya devam ediyoruz. Cevap gelmeyeceğini ve gelse de kimse tarafından umursanmayacağını bile bile‚ sadece tarihe kayıt düşmek adına ve de başımızı belaya sokma pahasına sormaya devam ediyoruz.

1- Gazeteci Feridun Niğdelioğlu kendisini kimin‚ neden bıçakladığını bilmekte midir? Engin Verel kendisini yaralayan kişiyi ya da bunu yaptıranı adı gibi tanımakta mıdır? Abdullah Çevrim abimize saldıran kişi kimdir? Yoksa yanıtları bilmiyormuş gibi yaparak‚ tıpkı Rüştü olayında olduğu gibi‚ ihaleyi Aziz Yıldırımın üzerine yığmak daha mı karizmatik bir durumdur?

2- Deniz Derinsu‚ Gürcan Bilgiç‚ Feridun Niğdelioğlu ve İbrahim Seten ile Tahir Kıran ve Sadettin Saran arasındaki ilişkinin derinliği‚ sığlığı ya da sıklığı ne boyuttadır? Tahir Kıran Bey bu isimlere kontr haber yaptırmaktan kimselere söz etmiş midir?

3- Fenerbahçe Kulübü Başkanı bir yerlere spor müdürü ya da muhabir atamış mıdır? Onlara daire‚ araba vs almış mıdır? Herhangi bir spor müdürünün ya da muhabirinin işinden atılması ya da yükseltilmesi için‚ gazete genel yayın yönetmenleri veya patronlarından ricada bulunmuş mudur? Peki‚ diğer kulüp başkanları ve yöneticileri böyle işler yapmış mıdır‚ yapmakta mıdır?

4- Serhat Uluerenin Ahmet Çakarı diz çöktürüp geri püskürttüğü kaset nerede‚ ne zaman çekilmiştir? Kasette Ersin Düzen ve Güntekin Onay da var mıdır? Kendi işyerinde‚ mahiyetinde çalıştırdığı kişilerin şakalaşmasını gizli kamera ile kayda almak adamlığın‚ delikanlılığın‚ gazeteciliğin ve ahlkın neresine denk düşer?

5- Futbolcu Hakan Şükür‚ sadece birkaç medya sitesinde yer alan ve asla yalanlanmayan iddiadaki gibi‚ Sabah Gazetesi sahibi Ahmet Çalık ile Serhat Uluereni spor müdürü yapması için görüşmüş ve ricada bulunmuş mudur? Öyleyse bunu hangi sıfatla yapmıştır? Uluerenin aynı cemaate yakın duran Kanaltürkte görev almasında benzer faktörler rol oynamış mıdır?

6- Hakan Bilal Kutlualpi yeşil-siyah giyinecek kadar dolduruşa getirme ayinleri hangi Fenerbahçelinin evinde gerçekleştirilmiştir? Baron lakaplı büyüğümüz bu yemekli toplantıların kaçında yer almıştır?

7- Fenerbahçe-Everton maçında‚ bir kişinin yaralanması ve kulübün saha kapatma cezası almasıyla sonuçlanan olayda‚ patlayan silah kimindir? Balistik raporları ve soruşturma ne aşamadadır?

8- Son olarak meslektaşlara yönelik bir uzman ve hatta azman sorusu: Bu satırların meczup ve amigo yazarı‚ kimin tetikçisi veya beslemesidir? Medyaya kim tarafından sokulmuş‚ hangi güç tarafından kollanmaktadır? Mevl ile meblğ arasında ne tür bir tercih yapmıştır? Derdi mevt olmak mıdır? Kalemini‚ vicdanını‚ aklını ve ahlkını kaç paraya satmış veya kiralamıştır? Bunu da tarifeyi ve rayici iyi bilip‚ bu kurallara bağlı çalışanlar yanıtlasın. Nokta!

http://fanatik.ekolay.net/fanatik/De...24&authorid=57

Cevabını arayan sorular (III)

28.10.2008

Cep telefonum susmadı. Hiçbirine de geri dönmedim. Çünkü kimseyle kayıkçı ya da ‘kayıtçı’ kavgası yapmak niyetinde değilim. Bakkal Mehmet Efendi’yi ya da Emekli Ayşe Teyze’yi değil, elinde kalem tutan, gazetede köşesi, televizyonda ve radyoda programı olan kişileri muhatap alan sorular bunlar. Önce cevaplar gelsin, sonra ‘somut’ üzerinden yürüyelim. Kimseyle kişisel bir meselem yok.

1-) Beşiktaşlı bir gencin, Vietnam usulü infaz edilmesinin altında yatan ‘tamamen duygusal’ neden, takım sevgisi midir? Hangi tribünlerde, hangi organize suç çetelerinin ve cemaatlerin uzantıları vardır? Yönetim destekleme veya yıldırmanın, yıllık rantı ne kadardır? Silah taşıyan ve ‘profesyonel taraftar’ olan amigoların, hayatları ne kadar lükstür?

2-) Fenerbahçe, TMSF yönetimindeyken Adnan Sezgin üzerinden İstanbulspor’a teşvik primi vermiş midir? İddia doğruysa, Sezgin bugünkü göreve neden getirilmiştir?

3-) Ömer Güvenç ve Ferhan Tezcan, Sinan Engin’in cep telefonundan Alaattin Çakıcı’ya, “Bize sağlıklı bir Alaattin abi lazım abi!” demiş midir?

4-) Televoleci Ferruh Taşdemir, Sedat Peker’den Şansal Büyüka için ‘altın tesbih’ dilenmiş midir? Bu girişim Büyüka’nın bilgisi dışında mı gerçekleşmiştir?

5-) Taşdemir’e ait ve adının baş harflerini taşıyan FT Produksiyon ile Büyüka ve Serhat Ulueren’in bir bağı var mıdır? Cihan Oskay’ı Star TV’ye getiren 34 FT 655 plakalı siyah lüks Mercedes Vito minibüsün FT Prodüksiyon adına kayıtlı olması tesadüf müdür?

6-) Serhat Ulueren’in beden eğitimi öğretmeni eşinin, Adnan Polat’ın başında olduğu Seramikçiler Federasyonu’nun resmi yayın organı Seramik Türkiye’nin Genel Yayın Yönetmenliği’ne atanmış olması, hangi mesleki birikimin sonucudur? Eşinin bu göreve 1 Ocak 2005’te getirilmiş olması ile Ulueren’in Polat’ın bağış kampanyası için özel program yapmasının, aynı tarihlere denk gelmesi ilahi bir tesadüf müdür?

7-) 2005-2006’da Fenerbahçe açık ara öndeyken; Büyüka, Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan’ın oğlu Sacit Aslan ile Balıkçı Kahraman’da, Prada takım elbisesine iddiaya girmiş midir?

8-) Reha Muhtar, 2004’te kendisinin davetlisi olarak gittiğimiz Reina’da, eski MHK Başkanı Bülent Yavuz’un, Ulusoy Federasyonu’nun Fenerbahçe’ye karşı tavrı konusunda “Ben olmasam daha beterlerini yaparlardı, bir çoğunu engelledim” sözlerini yazmayı düşünür mü?

9-) TMSF’nin, yönetimine el koyduğu Kanal 1’i, kamu adına minimum masrafla yönetmesi gerekirken, Serhat Ulueren’i 25 bin YTL maaşla transfer etmesi normal midir?

Doğru sorular duvarları bile yıkar! Şimdi geldik, her yıl tekrarlanan ve aylarca Türkiye’yi geren o meşhur soruya:
10-) Fenerbahçe mi şampiyon olur, Galatasaray mı, Beşiktaş mı, Trabzonspor mu?
Şimdiye kadar sorduğumuz sorular cevabını bulmadıktan sonra, bu son sorunun bir tek karşılığı vardır; Bana ne, size ne, kime ne?

http://fanatik.ekolay.net/Fanatik/Default.aspx?aType=Column&catid=34&articleid=118051&authorid=57

Etiketler