ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2011 Cumartesi

29 EKİM CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN !!!!



Etnik bölücülüğün,hainliğin yükselen değer olduğu,prim yaptığı,takiyyecilerin,2.Cumhuriyetcilerin,
her devrin adamları liberallerin,ver kurtulcuların cirit attığı şu günlerde Cumhuriyetimizin 88.yılını
ne yazık ki buruk kutluyoruz.
 Umarım gelecek yıl 89.yıldönümünde bundan daha kötü manzaralarda kutlamayız.
(* Bu sene kutlamamızı güya engellediler)
Son 20 yıldır geldiğimiz nokta facia.TÜRK'üm demenin,TÜRK olmanın ,ATATÜRK demenin,CUMHURİYETdemenin vatana,millete sahip çıkmanın suç olduğu
günlerdeyiz ne yazık ki.
      Bizi bu duruma düşüren gafiller,aymazlar,takiyyecileri TARİH ASLA AFFETMEYECEKTİR.
   SON VATANSEVER KALINCAYA KADAR ATATÜRK VE DEVRİMLERİNİN,CUMHURİYETİN İZİNDE VE BEKÇİSİYİZ.

Bu vesile ile bu mukaddes vatanı bize emanet eden başta ULU ÖNDER ATATÜRK olmak üzere,silah arkadaşlarını,tüm şehit ve gazilerimizi minnetle,saygıyla anıyorum.
  Şehitlerimize rahmet ,gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ !!!!!!!

EY TÜRK GENÇLİĞİ  !!!!!!!!!! 

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; 
Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! 
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
    
MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK

20 Ekim 1927

********************************************************
   Geçen yılki başlığı aynen kopyaladım.
Ne yazık ki değişen hiç bir şey olmadığı gibi şartlar 1 senede daha da kötüye gitti.
Ayrılıkçı nankör hainler açıkca özerklik istediler.Karşı devrimciler iyice azıttılar ve mevzii kazandılar.Milliyetçiler,Ulusalcılar,Cumhuriyetiler ise sindirildi,korkutuldu.
Gelecek sene ömrümüz  yeterse gene bu başlığı çıkaracağım bakalım daha neler olmuş.
 Vesile ile bize bu vatanı hediye eden başta BÜYÜK ÖNDER GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK olmak üzere ,silah arkadaşlarını ve Aziz Şehitlerimizi ve Gazilerimizi minnetle,şükranla anıyorum. 
 CUMHURİYETİMİZİN  88.YILI KUTLU OLSUN. 

NOT : 1-Dediğim gibi geçen yıl ki başlığı aynen sadece rakamları değiştirerek kopyaladım her sene yaptığım gibi.Her sene ne kadar kötüye gittiğimizi böylelikle daha iyi görebiliyoruz.
   Devletin hainlerle müzakere masasına oturduğu ,seçimlerden önce kaç kez pazarlık yaptığı açıkca ortaya çıktı.Terör örgütü kan dökmeye devam ediyor.
NOT : 2-Şimdi de deprem bahane edilerek Cumhuriyet Bayramı törenleri hükümet tarafından iptal edildi.Sanki davul,zurnalarla kutlanıyormuş gibi.Bahane ile içlerine sinmeyen törenlerden kurtulmuş oldular.

9 Kasım 2010 Salı

Büyük TÜRK Milliyetçisi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü Özlemle Anıyoruz.


Vatanımız TÜRKİYE CUMHURİYETİ (İNADINA!!!!)'ni kurup bizlere armağan eden BÜYÜK TÜRK MİLLİYETÇİSİ  GAZİ  MUSTAFA KEMAL  ATATÜRK'ü özlemle,minnetle anıyor,aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.Mekanı Cennet Olsun.Rahat  Uyusun.

KURTULUŞ SAVAŞININ ÖNDERİ  BÜYÜK BOZKURT MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK'ÜN  PEK BİLİNMEYEN 30 ÖZELLİĞİ :

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ.

"Atatürk" lafını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında
kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine
"Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDİĞİ YEMEK

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI.

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU.

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü
"Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKİ AT YAVRUSU.

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BİR SALON ADAMI.

En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI.

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU.

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım
giymeyi sevmezdi.

9.ÖLÇÜLERİ.

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan
ayakkabı giyerdi.

10.RUMELİ ŞİVESİ.

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli
şivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZİN BİR HİKAYE.

Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBAŞKANLIĞI'NDAN SIKILIYORDU.

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE.

Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI.

Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DÜZEN TAKINTISI VARDI.

Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER.

Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye
çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize
doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17.SİGARA PAZARLIĞI.

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde
bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:
"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle
yapacağım".

18."BU NASIL HALKÇILIK?"

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR !!!!"

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye
vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir
hocam, adam olmak!"


20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI.

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz
böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DİL'E MERAKI.

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de
eklerdi.

22.FASULYESİNE POKER.

Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun
sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI.

Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ.

Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının
duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı:
"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR.

Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız
Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar mısın?" diye sormuştu. Kadın
bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BİLARDO VE YÜZME.

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BAŞARILI DERS.

Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayatı boyunca sürdü.

28.YAĞCILARA GEÇIT YOK.

Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBAŞI GECESİ.

1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.

30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK.


Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği
güvercinliği vardı.

ata3z.jpg

 ETNİK BÖLÜCÜLERE, HAİNLERE, 2.CUMHURİYETÇİLERE,KARŞI DEVRİMCİ TAKİYYECİLERE,SEVR ÖZLEMCİSİ SOROS ÇOCUKLARINA,ENTEL DANTEL LİBOŞLARA,
BİLUMUM NANKÖRLERE  İNAT !!!!!!!!!!!!!!

29 Ekim 2010 Cuma

CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN !!!!

cumhuriyet.jpg

Etnik bölücülüğün,hainliğin yükselen değer olduğu,prim yaptığı,takiyyecilerin,2.Cumhuriyetcilerin,
her devrin adamları liberallerin,ver kurtulcuların cirit attığı şu günlerde Cumhuriyetimizin 86.yılını
ne yazık ki buruk kutluyoruz.
 Umarım gelecek yıl 87.yıldönümünde bundan daha kötü manzaralarda kutlamayız.
 
Son 20 yıldır geldiğimiz nokta facia.TÜRK'üm demenin,TÜRK olmanın ,ATATÜRK demenin,CUMHURİYET demenin vatana,millete sahip çıkmanın suç olduğu
günlerdeyiz ne yazık ki.
      Bizi bu duruma düşüren gafiller,aymazlar,takiyyecileri TARİH ASLA AFFETMEYECEKTİR.
   SON VATANSEVER KALINCAYA KADAR ATATÜRK VE DEVRİMLERİNİN,CUMHURİYETİN İZİNDE VE BEKÇİSİYİZ.

Bu vesile ile bu mukaddes vatanı bize emanet eden başta ULU ÖNDER ATATÜRK olmak üzere,silah arkadaşlarını,tüm şehit ve gazilerimizi minnetle,saygıyla anıyorum.
  Şehitlerimize rahmet ,gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ !!!!!!!


EY TÜRK GENÇLİĞİ  !!!!!!!!!!


Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; 
Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! 
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
     
MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK

20 Ekim 1927

********************************************************
   Geçen yılki başlığı aynen kopyaladım.
Ne yazık ki değişen hiç bir şey olmadığı gibi şartlar 1 senede daha da kötüye gitti.
Ayrılıkçı nankör hainler açıkca özerklik istediler.Karşı devrimciler iyice azıttılar ve mevzii kazandılar.Milliyetçiler,Ulusalcılar,Cumhuriyetiler ise sindirildi,korkutuldu.
Gelecek sene ömrümüz  yeterse gene bu başlığı çıkaracağım bakalım daha neler olmuş.
 Vesile ile bize bu vatanı hediye eden başta BÜYÜK ÖNDER GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK olmak üzere ,silah arkadaşlarını ve Aziz Şehitlerimizi ve Gazilerimizi minnetle,şükranla anıyorum. 
 CUMHURİYETİMİZİN  87.YILI KUTLU OLSUN. 

10 Kasım 2009 Salı

Sevgi ve Saygıyla RUHUN ŞAD OLSUN ATATÜRK !!!!

ata2.jpg

'Büyük ölülere matem gerekmez

Başlığa aldığımız sözler Mustafa Kemal Atatürk'ün. Devamı ise 'Fikirlerine bağlılık gerekir'. Türkiye'nin içine sokulduğu 'Sözde Açılım'ın evrelerini izledikçe Ata'nın büyüklüğünü daha iyi anlıyoruz. Yüzyıllara hakim olmuş büyük bir imparatorluğun çöküşü, ardından parçalara bölünüşünü unutmamalıyız. Milleti uyandırıp, kendilerini dünyanın efendisi zannedenlere şamarı patlatan lideri ebediyete uğurladığımız gündeyiz. 1938 Yılının 10 Kasım Günü'nü şimdilerde onun vasiyetine uygun şekilde, yas tutmadan geçiriyoruz. Yazdığı Nutuk, kara günlerde rehberimiz olmaya devam edecek. 'İki Mustafa Kemal vardır. Biri ben, et ve kemikten oluşan geçici Mustafa Kemal. İkinci Mustafa Kemal, onu 'Ben' kelimesiyle ifade edemem. O ben değil, bizdir. O memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan, aydın, savaşçı bir topluluktur. Ben onların rüyasını temsil etmekteyim. Benim çabalarım, onların özlemini çektikleri şeyleri temin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz. Hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal işte odur!'
Her cümlesi, hatta her kelimesi bu kadar yol gösterici olan başka lider tanıyor musunuz? Onca uyarısı arasından bir tanesinin ön plana çıktığını görmekteyiz. Hangisi mi? Harici ve dahili düşmanlar. Bunlar, gemi iyice azıya aldılar. Ellerinde her türden matkap, 'Devlet Gemisi'ni delik deşik etmekle meşguller. Onlara da Atatürk'ün şu vecizesini hatırlatacağız:
'Benim naçiz vücudum bir gün elbette toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır'.
...
Türk Tarihi, Türk Milleti'ne kendi ırkının askerlikte, yönetimde, politikada olduğu kadar, ilimde, teknolojide, edebiyatta, resim ve müzikte eşsiz yeteneklere sahip olduğunu yazar.
Türk Tarihi, Türk Milleti'ne başka olayların tek örneğiyle övündükleri devletlerin en büyüklerinden daha önemlisini kurduğunu şan ve şeref kaynaklarından kana kana içmiş soydan geldiğini anlatır.
Fakat Türk Tarihi, Türk Milleti'ne kendi ırkını binlerce yıllık aşamayla ulaştığı bilgi ve medeniyetin zirvelerinden gericiliğin batağına düştüğü zamanları da anlatır. Bu durumun kolay kolay geçiştirilemeyeceğinin belgelerini sunar. Özellikle de 'Teokratik kafaların' yönetiminde isek...
Burhan Ayeri -  Akşam

KURTULUŞ SAVAŞININ ÖNDERİ  BÜYÜK BOZKURT MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK'ÜN 
PEK BİLİNMEYEN 30 ÖZELLİĞİ :

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ.

"Atatürk" lafını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında
kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine
"Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDİĞİ YEMEK

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI.

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU.

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü
"Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKİ AT YAVRUSU.

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BİR SALON ADAMI.

En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI.

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU.

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım
giymeyi sevmezdi.

9.ÖLÇÜLERİ.

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan
ayakkabı giyerdi.

10.RUMELİ ŞİVESİ.

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli
şivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZİN BİR HİKAYE.

Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBAŞKANLIĞI'NDAN SIKILIYORDU.

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE.

Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI.

Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DÜZEN TAKINTISI VARDI.

Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER.

Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye
çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize
doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17.SİGARA PAZARLIĞI.

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde
bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:
"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle
yapacağım".

18."BU NASIL HALKÇILIK?"

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR !!!!"

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye
vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir
hocam, adam olmak!"

20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI.

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz
böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DİL'E MERAKI.

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de
eklerdi.

22.FASULYESİNE POKER.

Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun
sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI.

Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ.

Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının
duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı:
"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR.

Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız
Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar mısın?" diye sormuştu. Kadın
bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BİLARDO VE YÜZME.

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BAŞARILI DERS.

Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayatı boyunca sürdü.

28.YAĞCILARA GEÇIT YOK.

Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBAŞI GECESİ.

1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.

30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK.


Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği
güvercinliği vardı. 


**************
  Ölümünün 71.yılında seni her sene giderek artan bir özlem ve ihtiyaç ile sevgi,saygı ve minnetle anıyoruz.
Şimdilerde emanet ettiğin bu aziz vatanı bölmek isteyenlere,hainlere,2.Cumhuriyetçilere,mandacılara,
liboşlara,satılmışlara İNAT DEVRİMLERİNİN VE CUMURİYETİNİN BEKÇİSİYİZ.
RUHUN ŞAD OLSUN !!!!!!!!!!!!
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYEBİLENE !!!!!!!!!!!!



ata3z.jpg
atam4.jpg

29 Ekim 2009 Perşembe

CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN !!!!

cumhuriyet.jpg

Etnik bölücülüğün,hainliğin yükselen değer olduğu,prim yaptığı,takiyyecilerin,2.Cumhuriyetcilerin,
her devrin adamları liberallerin,ver kurtulcuların cirit attığı şu günlerde Cumhuriyetimizin 86.yılını
ne yazık ki buruk kutluyoruz.
 Umarım gelecek yıl 87.yıldönümünde bundan daha kötü manzaralarda kutlamayız.
Son 20 yıldır geldiğimiz nokta facia.TÜRK'üm demenin,TÜRK olmanın ,ATATÜRK demenin,CUMHURİYET demenin vatana,millete sahip çıkmanın suç olduğu
günlerdeyiz ne yazık ki.
      Bizi bu duruma düşüren gafiller,aymazlar,takiyyecileri TARİH ASLA AFFETMEYECEKTİR.
   SON VATANSEVER KALINCAYA KADAR ATATÜRK VE DEVRİMLERİNİN,CUMHURİYETİN İZİNDE VE BEKÇİSİYİZ.

Bu vesile ile bu mukaddes vatanı bize emanet eden başta ULU ÖNDER ATATÜRK olmak üzere,silah arkadaşlarını,tüm şehit ve gazilerimizi minnetle,saygıyla anıyorum.
  Şehitlerimize rahmet ,gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyorum.

ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE HİTABESİ !!!!!!!

EY TÜRK GENÇLİĞİ  !!!!!!!!!!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; 

Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! 
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!
     
MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK

20 Ekim 1927


19 Mayıs 2009 Salı

19 Mayıs Atatürk'ü Anma ,Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun. !!!!!!



19 Mayıs Atatürk'ü Anma ,Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun.

Bize bu kutsal vatanı armağan eden büyük Önderimiz GAZİ MUSTAFA KEMAL
ATATÜRK olmak üzere tüm şehitlerimizi minettle,saygıyla,sevgiyle anıyorum.
Mekanları Cennet Olsun.

ATATÜRK VE 19 MAYIS ÜZERİNE


GENÇLİĞE HİTABE

Saygıdeğer Efendiler, sizi günlerce işgal eden uzun ve teferruatlı nutkum, nihayet geçmişe karışmış bir devrin hikâyesidir. Bunda milletim için ve gelecekteki evlâtlarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bazı noktaları belirtebilmiş isem kendimi bahtiyar sayacağım.
Efendiler, bu nutkumla, millî varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan millî ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım.
Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, 'Türk gençliğine' emanet ediyorum.

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK


GENÇLİĞİN ATATÜRK'E CEVABI

Ey Büyük Ata,
Varlığımızın en kutsal temeli olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetinin sonsuz bekçisiyiz. Bu karar, değişmez irademizin ilk ve son anlatımıdır. İstikbâlde, hiçbir kuvvet bizi yolumuzdan döndürmeyecektir. Bizler, bütün hızımızı senden, ulusal tarihimizden ve ruhumuzdaki sönmez inanç ateşinden alıyoruz. Senin kurduğun güçlü temeller üzerinde attığımız her adım sağlam, yaptığımız her atılım bilinçlidir. En kıymetli emanetimiz olan, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti, varlığımızın esası olarak, eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde sonsuza dek yaşayacak ve nesillerden nesillere devredilecektir. İstiklâl ve Cumhuriyetimize kastedecek düşmanlar, en modern silahlarla donanmış olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize saldırsalar dahi, ulusal birliğimizi ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaktır. Çünkü, bu aziz vatanın toprakları üzerinde yetişen azimli ve inançlı Türk gençliği, dökülen temiz kanların ve Cumhuriyet devrimlerimizin aydın ürünleridir. Vatanın ve milletin selameti için her zorluğa iman dolu göğsümüzü germek, gerçek amacımızı olacaktır.

Ey Türk'ün büyük Ata'sı !
İstiklâl ve Cumhuriyetimizi korumak gerektiği zaman, içinde bulunacağımız durumlar ve şartlar ne olursa olsun, kudret ve cesaretimizi damarlarımızdaki asil kandan alarak, bütün engelleri aşıp her güçlüğü yenmek azmindeyiz.

Türk gençliği olarak özgürlüğün, bağımsızlığın, egemenliğin, cumhuriyet ve devrimlerin yılmaz bekçileriyiz. Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize, namus ve şeref sözü verir, kendimizi büyük Türk ulusuna adarız.

Türk Gençliği


ATATÜRK ve GENÇLİK

  • Gençler,
    Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile, insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız.
    Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz.

  • Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: "Demek adliyeyi de islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!" Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "Ben inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!" İste benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!

  • Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler tatbik (uygulama) mevkiine konduğu vakit Türk milleti yükselecektir.

  • Gençlerin her şeyden önce millete güven vermeleri gereklidir.

  • Bir gün ulusu sizin gibi beni anlamış gençliğe bırakacağımdan çok memnun ve mesudum.
  • Her kafanın anlamaktan aciz olduğu yüksek bir varlıktır gençlik

  • Rica ile, merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklâli kurtarılmaz. Türk milleti, gelecek nesiller için bunu unutmamalıdır.
  • Gençlerimiz ve aydınlarımız ne için yürüdüklerini ve ne yapacaklarını öncelikle kendi düşüncelerinde iyice kararlaştırılmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilir bir hâle getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. Ben çok ümitliyim ki, gençlerimiz bunu yapacak derecede yetişkindir. Biliyorum ki ihtiyarlarımız gibi gençlerimizin de tecrübeleri vardır. Zira milletimizin yakın senelere ait gördüğü acı dersler, yakın yılların en yoğun olaylar ile dolu oluşu, devrimizin gençlerini eski devirlerin ihtiyarları kadar ve belik onlardan fazla olayın şahidi, dolaysıyla gençliğimizi ihtiyarlar kadar tecrübe sahibi yaptı. Herhangi bir gencimiz yaşadığı devrin belki üç katı oranında olaya şahit olduğu için her gencimiz üç misli yaş sahibi sayılabilir, onları da ihtiyarlar gibi tecrübeli kabul edebiliriz. Gençliğimizin sahip oldukları bu tecrübelerden istifade ederek çalışkan, memlekete faydalı ve büyük imanla donatılmış olarak vazifelerini hakkıyla yerine getireceklerine eminim.
  • Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.
  • Arkadaşlar, Gençliğe bakın, Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin.
  • Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum.
  • Vatanın bütün ümidi ve geleceği size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır.
  • Biz her şeyi gençliğe bırakacağız... Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.
  • Gelecek için hazırlanan vatan evlâtlarına, hiçbir güçlük karşısında yılmayarak tam bir sabır ve metanetle çalışmalarını ve öğrenim gören çocuklarımızın ana ve babalarına da yavrularının öğreniminin tamamlanması için hiçbir fedakârlıktan çekinmemelerini tavsiye ederim.
  • Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri ( Türkiye Cumhuriyeti Devleti ) ona bırakacağım ve gözüm arkamda olmayacak.
  • Sizin gibi gençlere malik bulundukça, bu vatan ve milletin, şimdiye kadar elde etmeği başardığı zaferlerin üstüne çok daha büyük zaferler koyabileceğine şüphe etmiyorum.
  • Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol...

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK

ATATÜRK ve SPOR

  • Türk sosyal bünyesinde spor hareketlerini düzenlemekle görevli olanlar , Türkçocuklarının spor hayatını yüceltmeyi düşünürken sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle spor çizmezler. Esas olan bütün yaştaki Türkler için Beden Eğitimi sağlamaktır.
  • Spor yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben Sporcunun zeki ,çevik aynı zamanda ahlâklısını severim.
  • Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin ; hiç kimseyi aldatmayacaksın ; memleket için hakiki mefkûre ne ise onu görecek , o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Fakat sen buna mütehammil olacaksın; önüne nihayetsiz manialar yığacaklardır. Kendini büyük değil, küçük zayıf ,vasıtasz , hiç telâkki ederek , kimseden yardım gelmeyeceğine kani olarak bu maniaları aşacaksın. Bundan sonra sana büyüksün derlerse, bunu söyleyenlere güleceksin.
  • Her çeşit spor faaliyetini Türk gençliğinin milli terbiyesinin ana unsurlarından saymak lâzımdır. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan daha çok ciddi ve dikkatli davranması , Türk gençliğinin spor bakımından da milli heyecan içinde , itina ile yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır.
  • Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerinde güreşirken görürsünüz. Ata en çok , ve iyi binen yalnız Türk erkekleri değildir. Türk kadını da bu işi iyi bilir.
  • Türk çocuklarına sporun bu günkü tekniğini öğretmek ve bunların bir kısmını bazı törenlerde ve bayramlarda dekor ortaya koymak gerekir. Buna lüzum var mı, yok mu ? gibi soruya söyle cevap verilebilir. Esasen yoktur ; fakat hakikati ufak bir örnekle ispat edebilmek için gereklidir.
  • Müspet bilimlerin temellerine dayanan , güzel sanatları seven , fikir terbiyesinde olduğu kadar beden terbiyesinde de kabiliyeti artmış ve yükselmiş olan erdemli, kuvvetli bir nesil yetiştirmek ana siyasetimizin açık delilidir.
  • Tatbik eden , icra eden, karar verenden daima kuvvetlidir. · Hakikati konuşmaktan korkmayınız.
  • Açık ve kat' i söyleyeyim ki , sporda muvaffak olmak için her türlü muavenetten ziyade, bütün milletçe sporun mahiyeti ve kıymeti anlaşılmış olmak ve ona kalpten muhabbet ve onu vatani vazife telâkki eylemek lâzımdır.
  • Dünyada spor hayatı, spor alemi çok önemlidir. Bu kadar önemli olan spor hayatı bizim için daha önemlidir.
  • Her boy ölçüşmede arkalarında Türk Milletinin bulunduğu ve Millet şerefini düşünmelerini Türk sporcularına meslek düsturu olarak kaydediyorum.
  • Türk sosyal bünyesinde spor düzenlemekle vazifeli olanlar, Türk çocuklarının spor hayatını yüceltmeyi düşünürken sadece gösteriş için herhangi bir yarışmada kazanmak azmiyle spor yaptırmazlar. Esas olan bütün yaştaki Türkler için beden eğitimi ve terbiyesini sağlamaktır.

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK

3 Mayıs 2009 Pazar

ATAMIZIN FENERBAHÇELİ OLDUĞUNUN 9 AYRI KANITI !!!!

ATAMIZIN FENERBAHÇELİ OLDUĞUNUN

9 AYRI KANITI

Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk'ün tuttuğu takımlar gündemde dolaşmaya başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden yeni haberler alınırmışçasına Türklerin Atasının zaman zaman taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor. Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat'ın açıklamalarıyla büyük kurtarıcı Beşiktaşlı imiş gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden 63 yıl sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten sesler geliyor.


Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre Büyük Atamız şimdi de BJK taraftarı. 100. Yıl kutlama hazırlıklarını sürdüren Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün bu konudaki son yoğun çalışması ise Vala Somalı tarafından Atatürk'ün mutlak Beşiktaşlı ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken Atatürk'ün hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu bilinçli olarak açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar. Bu tip insanlara kafa karıştırmaloji uzmanları demek yerinde olacak. Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte hiçbir değeri yok.

Galatasaraylılara gelince onların yakın zamana dek, bu konuda pek sesleri çıkmıyordu. Sadece geçmiş yıllarda birkaç yerde Atatürk'ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü. Son zamanlarda Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun boylu değil demek istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin Galatasaray Kulübü'nün aylık resmi dergisinde birkaç kez Atatürk'ü konu eden, onu kulüpler üstü gösterme çabalarında olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün Işığına Çıkarıyoruz" dediler...

"ATATÜRK'ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray Müzesi Müdür Yardımcısı ve Araştırmacı Adnan Işık yine bu konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk'ün hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında yaklaşmaktır." Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen'in 1914 yılında binbaşı rütbesinde ki Mustafa Kemal'i Galatasaray'ın Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk'e geç ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal'in kulüp müzesinde hala saklanan davete teşekkür niteliğindeki cevabı mektubunu da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı izledim." demektedir.

Galatasaray'a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü'nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler'de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır.


Buraya dek Galatasaraylıların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen'in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.

Galatasaray'a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü'nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler'de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır. Buraya dek Galatasaraylıların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen'in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.

Özetle Adnan Işık, "Atatürk sadece Fenerbahçe kulübünün hatıra defterine izlenimlerini duygularını yazmamıştır. Galatasaray'a da maç davetinden ötürü teşekkür mektubu yazmıştır. Karşıyaka ve Altay Kulüpleri'nin hatıra defterlerine de duygularını yazmıştır. Güneş Kulübü'nün Taksim Sıraselviler'de ki lokalinde iki kez kulübün çay davetine katılmıştır. Annesini ziyarete gittiğinde Beşiktaşlı jimnastikçileri camdan izleyip ilgi göstermiştir gibi örnekler verdikten sonra, soyadından da belli o Türklerin Atasıdır. Ayrımcılık yapacak bir konumda ve karakter yapısında değildi. O nedenle tüm kulüplere aynı mesafede yaklaşmıştır." demeye getiriyor. Bundan öte Sayın Adnan Işık'ın yazısını bağlaması da ilginç. Atatürk her şeye karşın illa bir takıma sempati duydu ise, "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." dediğine göre bu nitelikler hangi kulüpte varsa Atatürk o takımın taraftarıdır demeye getirmiştir."

Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü'nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata'nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı!" Bu son cümleleri ile aslında bir bakıma sanki Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğunu da saklamadan söylemiş oluyor ya neyse..! Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü'nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata'nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı! Yoksa onun Galatasaraylı olduğunu Beşiktaşlılara taş çıkartacak çeşitli sav ve teorilerle kanıtlamaya çalışıp, savunmayacaklar mıydı..! Şimdi artık son noktayı koyma adına bu konuyu bir kez daha tüm tarihi gerçekleri ve kanıtlarıyla inceleyip, irdeleyeceğiz.

Biz Fenerbahçeli'lerin büyük gurur duyacağı bir ayrıcalık var. Fenerbahçe'mizi Atatürk de severdi ve her zaman büyük ilgi gösterirdi. İşte sizlere Atamız'ın Fenerbahçeli'liğini, onun camiamıza olan ilgisini gösteren, tartışmasız kanıtlayan tarihsel olayları, verileri zaman sırasıyla sunuyoruz.

1-ATATÜRK'ÜN FENERBAHÇE KULÜBÜ'NÜ ZİYARETİ:

Yıl 1918, Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüyor. Düşman donanması, Mustafa Kemal'in başında olduğu, savunduğu Çanakkale Boğazı'nı geçememiş ve tam bir yenilgiye uğramıştı. Artık Mustafa Kemal'i başka cephelerde başka savaşlar beklemektedir. Bu arada cepheden İstanbul'a kısa bir tatile gelmiştir. Bu eşsiz kahramanın İstanbul'da yapacağı bir sürü işi, bir sürü teması olacağını tahmin etmek her halde güç olmasa gerek. Buna karşın o denli işinin arasında Fenerbahçe Kulübü'nü ziyaret etmek istemiştir. Bu istek bizzat o yıllarda Anafartalar Kahramanı olarak anılan Mustafa Kemal'den mi gelmiştir, yoksa yakın arkadaşı Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sabri Toprak mı onu yönlendirmiştir orası bilinmiyor. Ancak Sabri Bey'in onu yönlendirmiş olabileceği akla ve mantığa daha yakın.


Tarih 3 Mayıs 1918, İstanbul'da parlak bir ilkbahar güneşi olduğunu biliyoruz. Bu o gün kulüpte olanlardan öğrenilmiştir. Ayrıca yıllarca kulübümüzün en yaşlı üyelerinden olan 1907 doğumlu Kamil Dinçay ağabeyin kulübe çok yakın oturduğundan dolayı o günkü ziyareti 11 yaşındaki bir çocuk olarak baştan sona izlediğini bir çok yerde anlattığını biliyorum. Savaş, Osmanlı Devleti'nin başkentinde direkt olarak hissedilmese de sokaklarda gezen üniformalıların çokluğu bunu anımsatıyordu. Öğleden sonra Moda'dan Kuşdili'ne giden yolda iki kişi yürümekteydi. Bunlardan biri sivil kıyafetli sarı saçlı mavi gözlüydü. Bu, Anafartalar Kahramanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa'dan başkası değildi. Yanında İttihat ve Terakki Partisi Genel Sekreteri ve Büyük Atamız'ın en sevdiği arkadaşlarından biri hatta belki de birincisi Sabri Toprak vardı.

Zaten Birinci Dünya Savaşı sıralarında her İstanbul'a gelişinde Sabri Bey'in Moda'daki evinde kalırdı. Sabri Bey o sıralar kulübün o zamanki tanımıyla umumi reisi (genel başkanı) idi. Atatürk bu kez de Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak Filistin Cephesi'ne giderken birkaç günlüğüne İstanbul'a uğramıştı. Vakit öğleden sonra idi. Kuşdili Çayırı'nın yanında ki kulübümüzün Kuşdili Lokali'ne geldiler. Çanakkale'de düşmana geçit vermeyerek ünlenmiş artık herkes tarafından tanınan Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal ile Kulübü ziyarete geleceklerini Sabri Bey önceden bildirdiği için Fenerbahçeliler onu bekliyorlardı. Önce yorgunluk kahvesi içildi. Ardından da Dr. Hamit Hüsnü ve Elkatipzade Mustafa Beyler ile birlikte lokalin ikinci katında kupaların olduğu bölüm gezildi. Daha sonra Elkatipzade Mustafa Bey kendisine kulüp hatıra defterini uzattı. Fenerbahçeli'lerin bu aziz konuğu Fenerbahçe hatıra defterine hepinizin bildiği o ünlü sevgi ve takdir duygularını yazmıştır;

"Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-ı takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."

03.05.1918 / Ordu Komutanı Mustafa Kemal

(Fenerbahçe Kulübünün her tarafta beğenilip değer verilen, ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu kulübü ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik etmeği görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir. Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum.)

Son olarak kulüpten ayrılmadan önce limonata içen Ulu Önder Atamız kulübümüzde aşağı yukarı iki saat kadar kalmıştır. Dönüş zamanı geldiğinde bu kez Fenerbahçe Kürek Şubesi'nin beyaz renkli iki çifte yarış teknesine (fıta) Kurbağalıdere kenarındaki kulübün iskelesinden binildi. Kürekte Elkatipzade Mustafa Bey vardı. Mustafa Kemal Paşa Fenerbahçelilere son söz olarak: "Fenerbahçe'ye sonsuz muvaffakiyetler (başarılar) dilerim, Allahaısmarladık" demişti.


2- ATATÜRK FENERBAHÇE'NİN MAÇINI İZLİYOR:

1925 yılının ekiminde Türkiye Şampiyonu Muhafızgücü'nün ünlü futbolcuları Milli Takım kalecisi Hamit, Talat, Sudi ve Nuri ile Bursa'nın seçme futbolcuları karma bir takım oluşturmuşlardı. Bu karma takımla maç yapması için Alay Komutanı Fenerbahçe'ye öneri götürmüştü.

Ancak kulübümüzün bir gün sonra İstanbul'da lig maçı olduğundan, yöneticiler Bursa'ya ancak A Takım'dan birkaç takviyeli üçüncü takımı yolladılar. Muhafızgücü Bursalı futbolcular karması ve Fenerbahçe üçüncü takımı (bugünkü B Genç Takımlar dengi) arasındaki bu maç 1-1 sonuçlandı. Atatürk o sırada Bursa'da idi. Maçı izlemiştir. Yazımızın başında da söz ettik. Galatasaray dergisinin 6. Sayısında (Aralık 2002) "Atatürk'ün Futbol Merakı" adı altında Atatürk'ün yaşamı boyunca gittiği maçlara değinen sayın Adnan Işık bu maçı yazık ki gözden kaçırmış. Yani onun savladığı gibi Atatürk üç maç değil bununla birlikte dört maç izlemiş oluyor.

3- ATATÜRK FENERBAHÇE'NİN YAZ BALOSUNA GELİYOR:

1960'lı yıllara değin Kalamış'ta ünlü Belvü Oteli ve Gazinosu vardı. Fenerbahçe burada sürekli olarak üye ve mensuplarına balolar düzenlerdi. İşte 1927 yılında bu gazinoda tertiplenen bir yaz balosunu o sıralar İstanbul'da olan Atatürk yine koyu Fenerbahçeli olan 3. Kolordu Komutanı Şükrü Naili Gökberk Paşa ile birlikte onurlandırmış, burada Fenerbahçeliler ile geç vakitlere kadar sohbet etmiştir. Fenerbahçelilerin bu yaz balosu 57 yıllık o kısacık ömründe Atatürk'ün gittiği tek spor kulübü balosudur.

4- ATATÜRK : "BUNLAR BİZE ÜSTÜN"

1928 yılı haziranında Dolmabahçe sarayında yine bir sohbet anında sekiz kişiydiler. Atatürk, Şükrü Saraçoğlu, Necmeddin Sadak , Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Necati, Kazım Özalp ( Fenerbahçe'ye üye olmadan önce), Kılıç Ali ve gazeteci İsmail Müştak spor üzerine söyleşmekteydiler. Atatürk bir ara aniden Şükrü Saraçoğlu'na doğru dönüp, "Bak onlar altı kişi. Fenerbahçeli olarak burada bir sen bir de ben varız. Bunlar 6-2 bize üstünler. Aman ayağımızı denk tutalım." der. Bu yukarıda yazdığım anekdot sonraki yıllarda Fenerbahçe Kulübü'ne başkan olan Şükrü Saraçoğlu tarafından nakledilmiştir. Onunla yıllarca aynı yönetim kurullarında yakın ilişki içinde bulunan Rüştü Dağlaroğlu'na anlatılmıştır.

4- ATATÜRK : "BEN DE FENERBAHÇELİYİM"

1928 yılının ağustos ayında ezeli rakibimiz Galatasaray'la kazananın Atanın bir büstünü müzesine götüreceği özel bir maç yapıyorduk (Gazi Büstü Kupası). Bu maç Taksim Stadı'nda 10 Ağustos 1928'de oynandı. Atatürk o sıralar İstanbul'da idi. Gündüz Büyükdere'de bir Milletvekili arkadaşının yazlığına konuk olan Atatürk, akşam üstü Dolmabahçe Sarayı'na geri dönmüştü. Henüz akşam sofrasına geçilmemiştir. O akşam Atatürk'ün sofrasının konuklarından beşi Gazi ile sohbet etmektedirler. Söz, o günkü maçtan açılır. Atatürk Akşam Gazetesi sahibi, Sivas Milletvekili aynı zamanda Galatasaray Kulübü Başkanı Necmettin Sadak'a döner ve sorar: "Bugünkü maç ne oldu?" Sadak'tan önce yine bir Galatasaraylı olan Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati yanıt vermek ister. Gazi ona "Sen dur, sana sormadım." der. Bunun üzerine Necmeddin Sadak "3 - 3 berabere bitti paşam" diye yanıt verir. Bu sonucu öğrenen Mustafa Kemal, Sabri Toprak ve Vasıf Çınar Beyler'den oluşan iki Fenerbahçeli konuğuna doğru yaklaşıp, "Ya öyle mi! Zaten burada da 3-3 berabereyiz." demiştir. Çünkü Necmettin Sadak, Mustafa Necati'den başka orada bulunan Ruşen Eşref Ünaydın da Galatasaraylıdır. Hemen arkasından da merakla kendisine bakan karşısındaki Galatasaraylılara anlamadınız mı! der gibi bir yüz ifadesiyle şu cümleyi söylediği görülür:

"BEN DE FENERBAHÇELİYİM"

Ömrü boyunca camiasına gönülden bağlı kalmış bir Galatasaraylı tarafından anlatılan ilginç öykü:

1951 yılında Fenerbahçe atletizm takımı, ilk Türk kulübü olarak Atina'ya müsabakalar yapmaya gitmişti. 19 kişilik kafileyle Yunanistan'a gidildi ve çok başarılı olundu. Fenerbahçeli atletler yarışmalarda 7 birincilik kazandılar. O sıralar Atina Büyükelçimiz Atatürk'ün her zaman en yakınında bulunmuş olanlardan Ruşen Eşref Ünaydın'dı. 25 Nisan 1951'de mektepli (Liseden Galatasaraylı) ve de en önemlisi Galatasaray Spor Kulübü'nün 11 no'lu kurucu üyesi Büyükelçi Ruşen Eşref Ünaydın atletlerimizin kazandığı büyük başarılardan sonra kafilemize Türk Büyükelçiliğinde bir kokteyl verdi. Burada Fenerbahçelilere yaptığı konuşmada, "Atina'da bayrağımızın zafer kudretinin tam ve şerefli bir simgesi oldunuz... Biliniz ki, büyük Atamızın da ruhu şad olmuştur. (sevinmiştir)" dedikten sonra, atletler kendisi ve dört arkadaşı Atatürk ile sohbet ederlerken Atanın "Ben de Fenerbahçeliyim" dediği anıyı yani 10 Ağustos 1928 cuma akşamını orada bulunanların isimlerini de tek tek vererek anlatmıştır. Bu tarihsel anekdotun kulübünün ilk üyelerinden ve ömrü boyunca camiasına gönülden bağlı kalmış bir Galatasaraylı tarafından anlatılması ilginçtir. Böylece olay her türlü spekülasyona böyle dediği doğru mu... yoksa... acaba..! gibi düşüncelere mahal bırakmayacak soyut, doğrulanamayan bir mecranın dışına çıkıyor. Daha da bir anlam kazanıyor. Ruşen Eşref bugün yaşamıyor... Kendisini saygıyla anıyoruz.

6- ATATÜRK, KULÜBÜNE YARDIM EDİYOR:

5 Haziran'ı 6 Haziran 1932'ye bağlayan gece Fenerbahçe'mizin Kuşdili'nde ki ahşap lokalinde yangın çıkmıştı. Kulüp binamız içindeki, tarihsel fotoğraflar, tüm branşlara ait malzemeler, kulübün tüm evrakları, kütüphane ve mobilyalar bina ile birlikte tamamen yandılar. Kısaca çok az eşya kurtarılabilmişti. Kulübümüz yuvasız kalmıştı. Gazeteler yardım kampanyaları açtılar. Örneğin Cumhuriyet Gazetesi her gün bağış yapanları adları ile yayınlıyordu. 20 Haziran 1932 pazartesi günü yapılan bağışlarla o güne kadarki bağış toplamının 791 Lira'yı bulduğunu Cumhuriyet Gazetesi'nden öğreniyoruz 21 Haziran 1932 Salı gününe ait 2917 no'lu Cumhuriyet Gazetesi'ni elinize aldığınızda ise 1. sayfanın sağ üst köşesinde bir haber dikkati çekiyordu. "Gazi Hazretleri Fenerbahçe'ye 500 Lira teberru ettiler." Atamızın gönderdiği bu 500 liralık bağış miktarını lütfen küçümsemeyin ve şunu da göz önüne alın. Atatürk bu tür harcamalarını kesinlikle hep kendi maaşından, cebinden yapardı. Yani bu bir tür devlet kesesinden hovardalık değildi. Gazeteyi incelediğimizde 10-12 günde yapılan toplam bağış miktarının 791 Lira olduğu görülüyor. Atamız tek başına 500 Lira göndermiş ve miktar bir anda 1300 Lira'ya fırlamıştır. Acaba Atatürk kendini neden bağış yapma zorunluluğunda hissetti. Bu bağış Atatürk'ün Fenerbahçe Kulübü ile bir gönül bağı, bir gönül ilişkisi olduğunun en somut bir kanıtı bence... Yukarıda sizlere Atamızın gönül verdiği kulübüne yaptığı maddi yardımın miktarını açıkladık. Bu yardımın manevi değerinin hesaplanamaz ölçüde olduğunu söylememize gerek yok herhalde!


7- "FENERBAHÇE SU TOPU TAKIMI GELSİN"

Atatürk'ün Fenerbahçeli oluşunun bir başka kanıtı da ilginçtir. 1987'de bir ziyaretimde rahmetli Rüştü Dağlaroğlu anlatmıştı. Onun ağzından sıcağı sıcağına tuttuğum notları biraz kısaltarak aktarıyorum. "Şahsi gayretlerimle Fenerbahçe su topu takımını kurdum. O zaman babam bana 5 lira haftalık veriyordu ki bu çok büyük bir meblağ sayılırdı. Ben kurduğum takım kulüpte üvey evlat muamelesi gördüğü için istisnasız bu paranın hepsini takıma harcıyordum. Zaten o zaman da kulübün gideri gelirinden fazla idi. Kulüpten bir lira yardım almadığım gibi örneğin Mahmutpaşa'dan aldığım bornozlar ve başlıklar ya çalınıyor ya kayboluyordu. İki hafta sonra yenisini almaya gittiğimde ise aynı renktekini bulamıyordum. Bu sıralarda Atatürk dinlenmek üzere Yalova'ya gelmişti. Onun onuruna Yalova'da çeşitli spor gösterileri düzenlemişler. Bir de Yalovalı gençler ile su topu karşılaşması öngörülmüştü, benim başlangıçta hiçbir şeyden haberim yoktu. Bir gün telefonum çaldı. Arayan Su Sporları Federasyonundan Rıza Sueri Bey'di. (O dönemlerde yüzme, sutopu, yelken sporları tek çatı altında örgütlenmişti.) Rıza Sueri bana pazar günü Termal Havuzunda Atanın huzurunda müsabaka yapmaya Fenerbahçe su topu takımının gideceğini ve hazırlanmamızı söyledi. Ben şaşırmıştım. Ancak o an bir şey soramadım.

İki üç gün sonra Federasyona gittim, bütün isteğim takımı Yalova'ya götürmemekti. Çünkü o dönemdeki diğer su topu takımlarının hemen tümünün kıyafetleri bizden çok daha derli topluydu. Sueri'ye ısrarla Ata'nın huzuruna böyle çıkmanın saygısızlık olacağını ve başka bir takımı Yalova'ya göndermelerini söylediğimde; "Bu imkansız, gitmek zorundasınız" diyerek bana şiddetle karşı çıktı. Nedenini sorduğumda ise cevabı çok kısa oldu. "Elimizde değil, Gazi Paşa hazretleri öyle arzu ettiler".

8- "BÜSTÜMÜ KOYABİLİRSİNİZ"

Atatürk büstlerinin her tarafa konulması ve heykelerinin dikilmesi konusunda hassastı. Gösterişli törenlerle yurdun dört bir yanını büstler heykellerle donatmak belli ki o eşsiz kahramana ters geliyordu. Yaşamı boyunca bu tip davranışları özendirmemiş uygun bulmamıştı. İnsanlar onun fikirlerini özümsemeli devrimlerinin bekçisi olmalıydı. Ancak bu konuda istisnalardan bir tanesini Fenerbahçeliler yaşadı. Fenerbahçe Kulübü'nün 1 Haziran 1934 yıldönümü bayramında stadına ant içerek bir Atatürk büstü koymak için istediği izini bizzat yine Atatürk kabul etmiş ve olur vermişti. Böylelikle Fenerbahçe Stadı Türkiye'de Atatürk'ün büstünün konmasına izin verdiği tek stat olma özelliği ve onurunu hala taşımaktadır.

9- "FENERBAHÇE KULÜBÜ VE GENÇLİK BURADA DENİZ SPORLARI İLE UĞRAŞSIN"

Galatasaraylı Spor Tarihçisi Haluk San 1981 yılında kaleme aldığı "Belgeleri ile Türk spor tarihinde Atatürk" adlı çalışmasının 129. sayfasında şöyle yazar: "ATATÜRK 1937'DE FENERBAHÇE KOYUNDA "

Yıl 1937 - Atatürk bir yıl önce üç kez gittiği Moda koyunun Fenerbahçe yönündeki durumunu yerinde incelemeyi uygun buluyor ve 1937 yılı yaz aylarında yanındakilerle birlikte Kalamış ve Fenerbahçe'yi gezerek, ilgililere önemli direktifler veriyordu. Bu konu, "Türk amatör sporunun hizmetinde 20 yıl İstanbul - İstanbul Yelken Kulübü 1952 - 72 adlı broşürün ilk sayfalarında şöyle bildirilmektedir: "Büyük kurtarıcımız ATATÜRK 1937 yılı yazında Fenerbahçe'yi gezerek, yanında bulunan devlet adamlarına ve diğer ilgililere mendireğin ve diğer yarımadanın büyük bir ihmal içindeki durumunu göstererek: Mendireğin onarılmasını ve Fenerbahçe'nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşabilmesi için merkez yapılmasını arzu ettiğini söylemişlerdir. İşte K. Atatürk'ün bu emirlerini gerçekleştiren kuruluş olarak haklı ve sonsuz bir övünç duymaktayız."

Atamız burada dikkat ederseniz Türk gençlerinin ya da Fenerbahçeli gençlerin demiyor. (yani burada Fenerbahçe semtinde oturan gençler kastedilmiyor. O yıllarda Fenerbahçe burnunda ya da bugünkü Fenerbahçe semtinde zaten fazla oturan yoktu. Adres net ve açıktır, "Fenerbahçe'nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşması" ya da bunu şöyle de tanımlayabiliriz: Gençlik Fenerbahçe Kulübü'nde deniz sporları ile uğraşsın. Burada Fenerbahçeli gençler deniz sporları yapsın..! Bu söylemde doğrudan Fenerbahçe Kulübü'nün ve onun gençlerinin amaçlandığı çok açık bir şekilde görülüyor. Atamızın 1937 yılında ki "Fenerbahçe Kulübü burada (Fenerbahçe burnunda) gençliğin deniz sporları ile uğraşmasını sağlasın." direktifi onun ölümünden yıllar sonra gerçekleşti. Cem Atabeyoğlu'nun Hisarbank Kültür Yayınları'ndan çıkan "Atatürk ve Spor " 1981 adlı yapıtında da aynı konu işlenmektedir.

Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Kurtarıcı ve Devrimci'nin Fenerbahçe Kulübü'ne gösterdiği bu özel ilgi ve sevgiyi kanıtlamak için dokuz ayrı konuda dokuz ayrı olayı, anekdotu naklettik. Bu anlatılanlar, yazılanlar ayrı zaman ve mekanlarda geçmelerine karşın odak noktaları - ana fikir - tektir.

" FENERBAHÇE SEVGİSİ "

Bu yazdıklarımızın hepsi tanıklarıyla ya da belgeleriyle kanıtlanmış gerçeklerdir. Bir kısmı zamanının gazete, dergi v.b. arşivleri tarandığında görülecektir. Bir kısmı da, o olayı bizzat yaşamış olanların daha sonra olayı üçüncü şahıslara nakletmeleri sonucu öğrenilmiştir. Fenerbahçeli olmayanlara sesleniyorum. Yokluktan yepyeni çağdaş bir ülke yaratan Atatürk hepimizindir. O eşsiz insanın Fenerbahçe'ye gösterdiği özel ilgi ve sevgiyi yani kulübümüzün taraftarı olmasını yadırgamayın, kıskanmayın. Sonuçta onunda herkes gibi duyguları, tutkuları, sevgileri olmasından doğal ne olabilir. O büyük insan kendini halkından soyutlamamış ve dört duvar arasına hapsetmemiş, hayatı boyunca halktan biri gibi davranmış ve yaşamış bir önderdi. O eşsiz insanla ilgili bir anekdotu bu konuyla doğrudan ilgili olduğu - örtüştüğü - için yazıyorum. Cumhuriyetin 12. yıldönümü ile ilgili törenler, düzenlemeler nedeniyle hazırlanan ve Ankara'nın çeşitli yerlerine asılacak dövizlerin listesi Atatürk'e gösterilmiş. Bunlar arasında "Atatürk en büyük Türk'tür." "Asırlar boyunca gelen en büyük Türk" ve bunlara benzer dövizler, afişler v.b. vardır. Atatürk listedeki bu tür ibarelerin bunlara gerek yok dercesine elindeki kalemle üstünü çizer (iptal eder) ve sadece şunu yazar:

"ATATÜRK BİZDEN BİRİDİR"

20. yüzyılın eşsiz ve en büyük insanı ATATÜRK yaşamı boyunca bütün tercihlerini, doğru bildiklerini, inandığı gerçekleri, tutkularını, kamufle etmeden doğrudan halkıyla paylaşmıştır. Soruyorum : Kendi anlatımı ile bizden biri olan böyle bir insanın bir spor kulübünün taraftarı olmasında ne gibi bir olağanüstülük ya da tuhaflık olabilir. Yüce Atatürk'ün gönül verdiği, taraftarı olduğu kulübü deklare etmemesi, belli etmemesi düşünülebilir mi? Bu konuya nokta koyarken Büyük Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu'nun "Fenerbahçe Tarihi" adlı büyük eserinde yaptığı şu değerlendirmeye tamamen katıldığımızı da ifade ederek buraya aynen alıyoruz.

"Büyük Kurtarıcının Fenerbahçe Kulübü'ne gösterdiği bu özel ilgi, sevgi ve muhabbeti kesinlikle yadırgamamak ve çok da görmemek gerekir. Fenerbahçe gibi Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasına her aşama ve sahada hizmet veren, her türlü tehlikeyi göze alıp silah ve adam kaçıran, futbol takımından hepsi subay beş elemanını SAKARYA savaşlarına gönderen, o karanlık yıllarda en güçlü düşman takımlarını ard arda yenerek, ulusuna ümit ve iman aşılayan ve böylece genç cumhuriyetin temel mayasında PAY SAHİBİ olan bir kulübü Ulu Önder elbette ki özel bir sevgi ile sevecek ve hatta 10 Ağustos 1928 akşamı yaptığı gibi. "BEN DE FENERBAHÇELİYİM.." derken bunu övünerek söyleyecekti."

Atatürk tüm kulüplere aynı davranmıştı ya da Beşiktaşlı idi savını ortaya atanlara son olarak şunu yazmama izin veriniz: O Karşıyaka kulübünün defterine duygularını yazmıştı, Altay kulübünde de aynı şeyi yapmış, bir de maçını izlemiştir. Beşiktaşlıları evinin camından seyretmiş, onlarla bir kez konuşmuş, Galatasaray'ın maç davetine teşekkür mektubu yazmış, bir kez maçını izlemiş Güneş Kulübünün iki kez çayına gitmiştir. Tüm bunlar onun Türk gençliğini Türk sporcularını ve spor kulüplerimizi ayrı ayrı çok sevdiğini gösteriyor. Zaten Türkiye Cumhuriyeti'ni gençlere emanet edişinden de bu özel sevgi ve güven anlaşılabilir. Ancak aynı Atatürk'ün Fenerbahçe'ye olan sevgi ve muhabbeti bir üstünlük apayrı bir özellik taşımıştır. Çünkü Fenerbahçe Kulübü'nü ziyaret etmiş, hatıra defterine duygularını yazmış, maçına gitmiş yaz balosuna katılmış, yangından sonra kulübüne maddi yardımda bulunmuş, Yalova Termal'deki gösteri maçına Fenerbahçe su topu takımını davet ettirmiş, stadına büstünün konmasına izin vermiş, Fenerbahçe kulübü mensuplarının deniz sporları ile ilgilenmesi isteğini dile getirmiş bu konuda direktif vermiştir. Her şeyden önemlisi tüm bunları hiç hesaba katmamıza gerek bırakmayacak şekilde iki kez Fenerbahçeliliğini deklare etmiştir. Atatürk'ün hala Beşiktaşlı olduğunu savlayanlara ya da onun kulüpler üstü sayılması gerektiğini yazıp çizenlere bugün ne dememiz gerektiğini siz değerli okuyuculara bırakıyorum. Eskiden bu kişilere "Kulüpçü" denirdi. Bunların yaptıkları gerçekten de tam bir kulüpçülük...

Galatasaraylı Haluk San ile Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu spor tarihçileri olarak " Türk Futbol Tarihi" adlı kitabın hazırlanması sırasında Dağlaroğlu'nun Taksim'deki evinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalardan birinde Haluk San, Dağlaroğlu'na , " Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğunu biliyor muydun? " diye sorduktan sonra Ruşen Eşref Ünaydın'dan duyduğu Atatürk'ün Ben de Fenerbahçeliyim dediği anektodu anlatmaya kalkınca, Dağlaroğlu "Bunu bize 1951'da Atina'da kendisi anlatmıştı. Benden başka salonda diğer atletler de vardı" demiştir. Bu olayı Rahmetli Rüştü Dağlaroğlu'nun oğlu Müjdat anlattı. Kendisine bu yazıda verdiği bilgiler için şükranlarımızı sunarız.

SON


"FENERBAHÇE" DERGİSİ 2003 MART SAYISINDAN ALINMIŞTIR.

Etiketler