Bayanlar Basketbol Cumhurbaşkanlığı Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bayanlar Basketbol Cumhurbaşkanlığı Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2012 Perşembe

Kraliçeler Cumhurbaşkanlığı Kupasını ''Terbiye ederek'' kazandı : 62-45 !!!



SALON: Ankara SS

HAKEMLER: Zafer Yılmaz-Yener Yılmaz-Uğur Özen

FENERBAHÇE (62): Birsel Vardarlı 4 (4 ribanud-5 asist), Esmeral Tunçluer 11 (2 ribanud), Kübra Siyahdemir (1 ribanud), Anastasiya Verameyanka 10 (12 ribanud-3 asist), Yasemin Horosan (2 ribanud), İvana Matovic 9 (5 ribanud-1 asist), Olcay Çakır 2 (1 ribanud), Cappie Pondexter 11 (2 ribanud-3 asist), Angel McCoughtry 13 (11 ribanud-2 asist), Kristen Nevlin 2 (5 ribanud),

GALATASARAY(45): Özge Yavaş 3 (3 ribanud), Yasemen Saylar 4 (1 ribanud-1 asist), Işıl Albsen 11 (4 ribanud-7 asist), Ann Wauters 8 (6 ribanud-2 asist), Şaziye İvegin 2 (3 ribanud), Şebnem Kimyacıoğlu (3 asist), Sylvia Fowles 11 (6 ribanud), Bahar Çağlar 6 (4 ribanud)

1.PERİYOT:10-10
2.PERİYOT:20-12
3.PERİYOT:15-14
4.PERİYOT:17- 9


Fenerbahçe Antrenörü Roberto Iniguez De Heredia, her rakibe saygı duyarak oynamalarının kendilerini başarıya götüreceğini ifade ederekKolay bir maç olmadı. Zor bir maç olacağını zaten düşünüyorduk. Maça rakibimiz baskılı savunma yaparak başladı ancak biz bir süre sonra kontrolü ele aldık. Potamızda 45 sayı gördük ama hücumda eksiklerimiz olduğu kesin. Benim için şu anda maç bitti . Gelecek açısından takım olgusu daha önemli. Bütün takımlara saygı duyuyorum. Eğer saygı duymazsanız bir çok sorun yaşarsınız. Başarılı olmanız için diğer takımlara saygı duymanız lazım. İlk önemli maçımızda biz de bunu yaptık. Mutluyum” dedi.


* Tebrikler.
* Eksiksiz ve geçen sezondan oturmuş bir kadro olmamıza rağmen takım henüz hazır değil.Buna rağmen sezona kupa ile başlamak üstelik ''Terbiye ile'' çok güzel.
* gs çok eksikti evet ama bu galibiyetimize gölge düşüremez.Onların sorunu.
* Şartlar ne olursa olsun,nerede ne maçı olursa olsun gs maçları önemlidir ve galibiyet güzeldir.
* İyi basketbol oynamadık.Koç Roberto'da zaten ilk yarı sonunda tepkisini dışa vurdu,maç sonunda röportajda da söyledi.
* Savunmayı oturtabilmemiz ve uzunlarımızın performansı bu sezon Lig ve Avrupa'da kaderimizi belirleyecek.
* Bu maçta ''ribaunt''larda fark yarattık.47-29.Daha ilk yarıda 14 hücum ribauntumuz oldu.
Vera 12,Angel 11 ribaunt.Ancak Matoviç,Newlin ve Yasemin'in ayakları yerden kalkmıyor.Sakat Fowles bile oynadığı dakikalarda dağıttı geçti.
* Takımın en iyi ismi Verameyanka idi.10 sayı,12 ribaunt,2 asist rakamları ama özellikle düzgün dış şutları (3/2 üçlük attı sanırım),ribauntları ve blokları ile  çok dikkat çekti.
*  Angel sanırım Jetlag yüzünden olacak dağınık bir görüntüdeydi.Buna rağmen 3.çeyrekteki kıpırdanışı ve son çeyrekteki sayıları ile 13 sayı,11 ribaunt,2 asist ile bitirdi.
Kötü oynadığı bir maçı 13 sayı 11 ribaunt ile en skorer isim olarak bitirmesi bile önemli.
* Birsel'de bildiğimiz performansında değildi.Sanırım hafif sakatlığı var.Maç sırasında değişmek istedi ve kupa resminde de dizinde buz torbası vardı.Buna rağmen 4 sayı,4 ribaunt,5 asist.
* Cappie de kötü başladı ikinci yarıda toparladı.11 sayı,2 ribaunt,3 asist.
O da Angel gibi Jetlag mağduru diyebiliriz.
* Esmeral  bu sezon daha 11 sayı ile skora iyi katkı yaptı ancak Işıl'ı adeta hiç savunma yapmayarak ekstra katkı yapmasını ve maçın erken kopmasını önledi.Ufff Prensesi Işıl Albeni 11 sayı,4 ribaunt,7asist ile kariyer maçlarından birini oynadı ama ''gene kaderini yaşadı'' :))
* Newlin beni korkutuyor.Devşirme kontenjanını daha iyi kullanmalıydık diye düşünüyorum.
* Olcay'ın rotasyona girmesi ve cesareti  iyi.
* Kötü oyunun nedenlerinden biri organizasyon sıkıntısıydı.Topu paylaşmadık,iyi çevirmedik gelen kaldırıp attı.Özellikle ilk yarıda bunu gördük.İkinci yarıda daha iyiydik.
* Koç kenarda maçı adeta yaşıyor.
Takıma damgasını ileride göreceğiz ancak maç sonrası röportajında ''Bugün takımın en iyisi Bibrzycka (Biba)'ydı '' diyerek Ona kompliman yapması çok güzel ve önemliydi.Biba çok oynamak istiyor ve bekliyormuş ama yabancı kontenjanı yüzünden 1 yabancının tribüne gitmesi piyangosu onu vurunca gayet olgunlukla karşılamış ve
arkadaşlarına destek olmuş.Ki kenarda gördüm zaten maç başlamadan ve maç sırasında desteklerini.
* Tribünler maç sırasında ve sonrasında güzeldi.
* Bu maçta tribün tarihine Klasikler olarak geçecek bir olay da yaşandı.
gs tribünleri bizim Üçlü çeksene tezahüratını emir telakki ederek hemen uyguladı :))
* 17 Ekim'de 17 sayı farkla galibiyet ''BU DA MI TESADÜF BEEE ? '' :)))) dedirtti.

17 Ekim 2011 Pazartesi

Kupa Hayırı : Varan 3-Fenerbahçe - G.Saray MP : 78-85





SALON: Ankara Spor Salonu

HAKEMLER: Mehmet Keseratar - Aytuğ Ekti – Erman Erdemli

FENERBAHÇE (78): Elina Babkina 14 (1 asist), Birsel Vardarlı, Esmeral Tunçluer 3 (1 asist), Nevriye Yılmaz 4 (15 ribaund – 3 asist), Penny Taylor 18 (6 ribaund – 5 asist), Ivana Matovic 20 (6 ribaund), Nevin Nevlin 4 (3 ribaund), Angel McCourghtry 15 (5 ribaund – 2 asist)

GALATASARAY MEDİCAL PARK (85): Epiphanny Prince 18 (8 ribaund – 1 asist), Bahar Çağlar 14 (2 ribaund- 2 asist), Diana Taurasi 16 (6 asist), Şaziye İvegin 3 (3 ribaund), Alba Torren 7 (5 ribaund- 1 asist), Tina Charles 26 (12 ribaund)

1. PERİYOT: 15-19
2. PERİYOT: 16-24
3. PERİYOT: 28-22
4. PERİYOT: 19-20

**********************

VARAN 3
*  Fenerbahçe geleneği,genetiği devam ediyor.Biz Hayır kurumuyuz ya kupaları dağıtmaya devam ediyoruz.1 haftada kaybettiğimiz 3 kupa.Topu topu bir sezonda 4 kupa için oynuyorsun zaten ama hiç bir zaman hatalardan ders alıp final ve kupa kaybetmenin önüne geçemiyorsun.
* Şu ''Final Sendromu'' artık genlerimizden biri oldu.Bu kulübün kaybettiği,oynayamadığı bu kaçıncı kupa ben saymayı bıraktım artık.İşin daha kötüsü artık ezeli rakibimize kaybetmeye başladık.1 hafta içinde hem erkeklerde hem bayanlarda basketbol CB kupalarını ezeli rakibine kaybetmeyi değil hediye etmeyi de gördük.Bu hatalardan ders almama anlayışı devam ettiği sürece daha neler göreceğiz kim bilir ? 1 kişi de sorgulamıyor niye ders alınmıyor demiyor.
Varsa yoksa koşulsuz destek masalı.Koşulsuz destek masalları ile birilerine hakettiğinden fazla güç verip yaptığı yanlışlara kimse bir şey demediği için başımıza gelenleri görüyoruz.
* 1 haftada 4 kupanın 3'ünü kaybettik.Tek kazanan sponsorsuz,desteksiz üvey evlat erkek voleybol takımı.İroni mi acı gerçek mi ?
* Sorgulama yok,hesap sorma yok hep aynı hikaye canları sağolsun,rakip en iyi oyununu oynadı,sezon içinde ve sonunda göreceğiz biz banko Şampiyonuz (sanki senet veriyorlar),biz daha hazır değiliz,rakip bizden daha hazır,1 Ay sonra bu takımı görürsünüz bık bık bık aynı bahaneler.Kupalar birer birer uçup gidiyor.Bu takım gazozuna mı maç yapıyor,bu kadar paralar yeşillik olsun diye mi harcanıyor.
 Bir de şu İslam Çupi'nin sözünü öne sürüp kalkan yapıyorlar ya ''Biz bu takımı kupalar için sevmedik'' yalanı.E iyi de bu takım bu kulüp buralara bu kupaları kazanarak geldi,öyle büyük takım oldu.Aksi halde Vefa,Feriköy,Kasımpaşa,Karşıyaka,Altay,Ankaragücü gibi kalırdı.Onlar da 100 yıllık takımlar,camialar öyle değil mi ? 7 yaşında takım tutmaya başlayan bir çocuk hiç başarılı olamayan,kupa kazanmayan bir takımı mı,kupalar,şampiyonluklar kazanan takımı mı tutar herkes dürüstce cevap versin.Bu eziklerin uefa kupasından sonra taraftar sayısının artması tesadüf mü ? Dürüst olalım lütfen.
* Bu takım şu malum süreçte sorun yaşamadı.Belirsizlik yaşandı ama çözüm bulundu.Yani maddi olarak bir sorunları yok.1907 Fenerbahçeliler Derneği sponsor desteği sağladı.

1907 derneği sponsorluğu olayı şöyle ; 
Sarı-lacivertli renklere gönül veren herkes zor günlerde kolları sıvadı. Fenerbahçeli yöneticiler Ali Koç, Murat Özaydınlı ve Ömer Temelli gibi isimlerin de üyesi olduğu 1907 Fenerbahçe Derneği, kadın basketbol takımına tam anlamıyla sponsor olmadı.

Çünkü dernek, şubenin giderlerinin tamamını üstlenmeyecek. Federasyondan gelen gelirler ile, yöneticilerin sağladığı desteğin ardından kalan açık olan yıllık 3 milyon Euro'luk masrafı karşılayacak. Böylece kadın basketbol şubesi, eskisi gibi sorunsuz olarak yoluna devam edecek. Derneğin sponsorluğu istememesinin bir başka nedeni ise şubenin kulüp yönetimi tarafından idare edilmesi... Bu maddi kaynak aktarımına rağmen, şubenin işleyişinde herhangi bir değişiklik yaşanmayacak, şubeyi yine yönetici Semih Özsoy idare edecek.
* Teknik olarak çok şey yazılır da gerek yok.Bir kaç madde sıralarsak ; 
Maç öncesi yazımızda yazdığımız şeylerin hiç birini yapamadık.Aksine mesela hoca korktuğumuz gibi Babkina'yı kadroya alıp Tamane'yi tribünde bıraktı.Bu maçın kaderini etkileyen en büyük hataydı.Zira oynayan tüm uzunlarımız yavaş kaldı,hazırlık döneminin en formda ismi Tamane bu maçta uzunlarımızı denize döken Tina Charles'lı tutabilecek tek oyuncuydu.
* İkinci en önemli yanlış ;yanlış 5 ile başlamamızdı.Koç büyük bir hata yaparak Birsel - Angel yerine Babkina - Esmeral ile başladı.Uzunlarda sorunlu olunca yediğimiz 2-13'lük 11 sayılık seri maç boyunca kamburumuz oldu ve bir türlü kapatamadık.
* Birsel ,Babkina'nın arkasında başlamayı yediremedi ve bu mental yanlışlık yüzünden çok çok kötü performans gösterdi.27 dk.da 0 sayı ne demek ? Buna hakkı yok.
* Üçüncüsü bu tür maçlarda en çok güvendiğimiz yerli oyuncularımızın çok kötü olaya hiç el atmayan rezil performanslarıydı.Nevriye - Birsel - Esmeral - Newlin toplam 11 sayı ile çıktı.
* Nevriye rezil ,kepaze oynadı.15 ribaunt alması hiç umurumda değil.Pota altından kaç tane basit basket kaçırdı.4 sayı ile bitirdi maçı.En önemlisi gamsızdı.
* Bizi zaten çıldırtan esas olaya el atması gereken yerli oyuncularımızın ruhsuz ruhsuz sahada dolaşmalarıydı.Kafaları sahada hiç değildi.
* Onlara ilk yarıda Penny de rezil oynayarak eşlik etti.İkinci yarı da biraz kendine geldi ve 18s.6r.5a gibi iyi istatistik ile maçı bitirdi.Ama ilk yarıda sıfır oynaması inanılmazdı.
* Babkina da maçı 14 sayı ile bitirmiş,iyi rakam ama 3 top kaybı ve sadece 1 asisti olması oyun kurmadaki becerisini gösterdi.Bir kere fiziği çok zayıf,savunmada toz şeker gibi.
* Maçta yırtınan 2 gün önce gelen Angel'dı.Yavşak hakem hatalı faul kararı ile 4.faulü çaldı ve uzun süre kenarda kaldı.Fark 4 sayıya inmişti tam o zaman.Bu hatalı (!) kasıtlı düdük maçın kaderini etkiledi.
* İlginç istatistikler vardı.20/20 serbest atış attığımız,ribauntlarda 44-35 önde olduğumuz maçı kaybediyoruz.Düşünmek lazım.
* Daha önemlisi aslında savunmada facia olmamızdı.85 sayı yemek ne demek ?
Düşünün tek uzunları Tina'dan 26 sayı yiyoruz.Fomsuz diye kendi taraftarlarının bile eleştirdiği güvenmediği Bahar 14 sayı.İkisinden 40 sayı yiyoruz.Rezalet.
* Yazdıkça bir sürü şey çıkıyor,yeter bu kadar.
* Maça hiç hazırlanmamışız.Ne teknik ne fizik ne de mental olarak.Fizik olarak hala mı yükleme yapılıyor ki ayaklarını sürüyorlar,30 cm sıçrayamıyorlar.Mental olarak bu takımın yardımcı antrenörü Aydın Uğuz ve gs'li menajeri Didem Akın ne iş yaparlar ? Niye hocaya bu maçın ezeli rekabetin önemini anlatmazlar ? 
 Gerçi gs'li menajerimiz Didem Akın mı anlatacak yeni koç'a FB-gs rekabetinin ne olduğunu. Güldürmeyin.
* Son olarak ; midesizler Hain Dolarasi'yi bağırlarına bastılar.Geçen seneki aynı maçta bu hareketini yalayıp yuttular ; 

Afiyet Olsun.Yakışır bu midesiz,,omurgasız,dalaksızlara.
Ha bu arada doping haberi çıkar çıkmaz Şekip Mosturoğlu hemen marifet bir iş yapmışız gibi sıfır toleransımız var sözleşmesinde madde var,onu uygulayıp feshettik demişti.Sanki çok gerekliydi.Lig için askıya alırsın yeni yabancı için Avrupa için sorun değildi zaten.Ama etik şampiyonluğu (!) aşkımız bizi nerelere getirdi.Hesap sorabildik mi Hacettepe'den ?
Ne oldu ? Şube Sorumlumuz Semih Özsoy ''Bu işin komplo olduğuna inanmıyoruz'' deyip tüy dikmişti zaten.Yani Hacettepe labaratuvarındaki zavallı bir görevlinin insani hatasıydı (!) öyle mi ? Yersen.Ama bal gibi koşulsuz destekçilere yedirdiler.
 O hatunun sözleşmesini anında feshettik sürecin sonunu beklemeden.Peki şimdi 3 Temmuz sürecinde neden Başkan ve Yöneticilerin görevlerini bıraktırmadık,aklanana kadar ?
Suçlu olduklarına inanmıyoruz.Eyvallah ta hatunun dopingli olduğuna inanıyormuyduk ki ?
Ha demek ki inanıyorduk ki feshettik hiç beklemeden yoksa Başkan ve yöneticileri de istifa ettirmeliydik öyle değil mi ? Etikse etik...
Neyse .......

16 Ekim 2011 Pazar

Fenerbahçe - G.Saray Medical Park Cumhurbaşkanlığı Kupası Maçı Öncesi.



Maç: Fenerbahçe - Galatasaray Medical Park
Salon: Ankara Spor Salonu
Tarih: 16.10.2011 

Saat: 15.00
Yayın: Sports TV 



FENERBAHÇE




TRANSFER RAPORU

GELENLER: George Dikeoulakos(Antrenör), Kübra Siyahdemir (Tarsus Belediye), Elina Babkina (Lotos Gdynia), Zane Tamane (Sopron),Emel Türkyılmaz (Genç Takım)
GİDENLER : T.S.Brown (İ.Fewer - WNBA),H.Horokova (UMMC-Rusya),Anete Jakobsone (UMMC-Rusya),Şaziye İvegin (gs mp),Begüm Dalgalar (Tarsus Belediye)
KALANLAR: Ivana Matovic, Angel McCouhgtry, Nevin Nevlin, Penny Taylor, Esmeral Tunçluer, Birsel Vardarlı, Nevriye Yılmaz, Devran Tanaçan, Özge Kavurmacıoğlu, Olcay Çakır,


KADRO : 




Hazırlık döneminde Angel ve Penny'den yoksun olmamıza rağmen yoğun bir maç temposu ile geçirdik.Yunanistan ve Botaş Cup turnuvaları ağırlıklı toplam 10 hazırlık maçı oynadık.
Bunlardan sadece sonuncusu Botaş Cup final maçında Vici Aistes (Litvanya) takımına kaybettik.
Genel olarak ne yazık ki iyi basketbol oynamadık.
 Fiba Euroleague başladı ama 7 takımlı grubumuzda haftayı maç yapmadan geçen takım olduk.
Bu belki avantaj belki dezavantaj olabilirdi.Bu maç öncesi iyi bir test maçı olurdu,öte yandan yorgunluk ve olası sakatlık riski olabilirdi.


HAZIRLIK MAÇLARIMIZ
Beşiktaş:65-Fenerbahçe:92
Panathinaikos:45-Fenerbahçe:78
Fenerbahçe:85 - ZKK Partizan:70
Athinaikos:64 - Fenerbahçe:72
Fenerbahçe:80 - Ankara TED:58
Fenerbahçe:69 - KASKİ:60
Fenerbahçe:76 - KASKİ:75
Fenerbahçe:76 - Ceyhan Bld.:73
Fenerbahçe:82 - Antakya Bld.:46
Fenerbahçe:70 - VICI Aistes:73



Bu maçlarda gözdolduran isimler Matoviç (17s.10r.ort.) ve Tamane (12s.6r.ort) oldu.


G.SARAY  MP
TRANSFER RAPORU

GELENLER: Alba Torrens (Avenida), Diana Taurasi (Fenerbahçe), Tina Charles (Connecticut Sun), Şaziye İvegin (Fenerbahçe), Epiphanny Prince (Chicago Sky), Sariye Kumral (Optimum TED), Ayşe Cora (Beşiktaş)
GİDENLER : Catchings Tamika (Indiana F. - USA-WNBA), Lewis Doneeka (Tulsa S. - USA-WNBA), Anaz Nihan (Besiktas - TUR-TKBL), Petronyte Gintare (CCC Polkowice - POL-PLKK), Bilge Melek (Ceyhan Bld - TUR-TKBL), Augustus Seimone (Minnesota L. - USA-WNBA), Wiggins Candice (Minnesota L. - USA-WNBA), Currie Monique (Washington M. - USA-WNBA), , Palazoglu Tugba, Kaya Melis, Gozde Yuruk, Tokmak Ilayda, Akbulak Balim
KALANLAR: Ceyhun Yıldızoğlu (Antrenör), Müge Erdem (Menajer), Hakan Acer (Yrd. Antrenör), Emre Vatansever (Yrd. Antrenör), Sylvia Fowles, Işıl Alben, Bahar Çağlar, Gülşah Gümüşay, Yasemen Saylar, Gizem Başaran


KADRO : 




05 Ağustos'ta sezonu açtılar.
HAZIRLIK MAÇLARI
G.Saray MP -Miami Üniversitesi Redhawks (NCAA) : 56-72
G.Saray MP -Miami Üniversitesi (NCAA) : 58-62
G.Saray MP - İstanbul Üniversitesi : 58-44
G.Saray MP - Beşiktaş : 70-51
G.Saray MP - Kayseri KASKİ : 82-68
Bizim Fenerium Turnuvasını taklit edip gs store cup turnuvası düzenlediler.
(Maalesef biz yaşanan sürecin etkileri yüzünden Fenerium Turnuvasını bu sene düzenleyemedik)
G.Saray MP - Cras Basket Toronto : 61-57
G.Saray MP - İstanbul Üniversitesi : 79-54
G.Saray MP -Nadezhda : 72-68


Fiba Euroleague A Grubunda Vici Aistes (Litvanya) takımını 83-66 yendiler.


Ribauntlarda 31-49 ezildikleri maçı ''Hain Dolarasi''nin 31 s.(7/7 üçlük),8r.6a.lik ''One Woman Show''luk performansı ile yendiler.


**********************************
ANALİZ
*  İki takımda 7'şer kazandı kupayı.Kazanan öne geçmiş olacak.Cumhurbaşkanlığı Kupasında karşılıklı olarak ise 5 kez karşılaştılar.3'ünü Fenerbahçe,2'sini G.Saray kazandı.En son 2008'de kazanmışlardı.
* Erkeklerdeki hüsrandan sonra 2.bir hüsrana tahammülümüz yok.Hazırlık maçlarındaki gerek koç'un gerek Babkina gerekse de takımın çoğunluğunun henüz hazır olmayan,ümit vermeyen görüntülerini mazaret olarak kabul etmiyorum.Penny ve Angel da katıldı,eksiğimiz yok.
 Rakibin Fowles'sız ve bazı eksiklerinin olması,3+1 yabancı kuralı yüzünden bizden çok açmazlarının olması şu durumda bizi favori kılıyor.
* Bizde eksik yok.Tam kadroyuz.Onlarda Fowles yok.Işıl cezalı.Devşirme Michelle Campbell (Melisa Can)'ın da sakat olduğu söyleniyor ama oynayacak diyenler de var.
* Kadroları incelediğimizde ;
Bizim ;
PG : Birsel - Babkina - Olcay - (Esmeral)
SG : Esmeral - Penny
SF : Angel - Kübra - Özge
PF - C : Newlin (PF) -Emel (PF) - Nevriye - Tamane - Matoviç -  Devran


Onların ; 
PG : Işıl - Prince - Ayşe Cora - Yasemen
SG : Sariye - Haindolarasi - 
F : Alba Torrens - Şaziye - Gülşah
PF-C : Bahar - Melisa - Gizem - Fowles - T.Charles - Matiç 
* Valla Fowles yok,olsa bile şu kadrolara baktığımda ağır basıyoruz.
Özellikle Uzunlarda çok üstünüz.G.Saray son Litvanya takımı maçında ribauntlarda çok ezildi.
Ki bu maçta 3+1 yüzünden büyük ihtimalle Matiç oynamayacak,5 ribaunt alan Işıl da yok.
Matiç'in sürelerini (21 dakika 4r.) Bahar,Melisa ve Tina paylaşacak.
* 3+1 demişken biz de bana göre hazırlık döneminde çok açık görüldüğü gibi henüz iyi durumda olmayan - olması da zor gözüken - Babkina dışarıda kalmalı ama Koç kendi öğrencim diye alır ve uzunlardan birini Tamane - Matoviç veya Penny'i dışarıda bırakırsa büyük kumar oynamış olur.
Oyun kurucu rotasyonunu Birsel - Olcay-Esmeral götürürler.
Evet uzun rotasyonunda fazlalık gözüküyor ama olsun,iş zaten ağır bastığımız orada bitecek.
* Onlarda ise 3+1'de Haindolarasi,Prince ve Tina kesin olur.Alba Torrens ve Matiç arasında tercih yapacaktır Ceyhun Yıldızoğlu.Matiç'i dışarıda bırakacaktır zaten Melisa da oynarsa.
* İyi savunma ,iyi top dolaştırma ve boş adamı bulma,içeri top indirme kilit noktalar.
Tabii Angel ve Penny'nin içeri penetreleri çok önemli bir silahımız.
Hazırlık maçlarında alan savunmalarına karşı zorlandığımız görülmüştü ama özellikle Penny'nin dış şutu,Angel'ın da orta mesafe şutlarının iyi olması bu konuda elimizi güçlendiriyor.
Tabii şu durumda rakibin tek ve en önemli silahı Haindolarasi.Litvanya takımı karşısında coşmuş ama bizim karşımızda Penny ,Angel varken bu kadar rahat olamayacaktır.Kübra'yı da kullanarak sık sık oyuncu değiştirerek Onu yıldırabiliriz.
* Koç George'un da formda olması gerekiyor.Hazırlık maçlarında güven vermemişti.Bir kere savunma sertliğimiz iyi değildi.Oynatmak istediği hızlı basketbolda çok top kaybı yapmıştık.
Penny ve Angel ile bunlar düzelecektir.O yüzden aslında 2 oyuncu diyoruz ama çok önemli 2 oyuncu oldukları için hazırlık maçlarındaki görüntüyü tamamen değiştirebilirler.
* Her iki takımda zaman zaman 4 kısa oynayabilir.Onlar zorunluluktan Alba'yı 4 numaraya çekebilirler.Biz de Angel 4 numara oynayabilir.
* Biz de yerli oyuncularımız her zaman olduğu gibi onlara göre büyük avantaj.Birsel - Esmeral - Nevriye ve Newlin çok önemli.Onlarda Işıl da yok.Sadece Gülşah ,Şaziye ve formsuz Bahar'ın performansına bakacaklar.Gençler henüz bir şey veremez.Ki bizdeki Olcay ve Özge de daha iyi.
* Kilit oyuncularımız kim olabilir diyorum,bakıyorum hepsi.İvana hazırlık maçlarında iyiydi.
Tamane iyi çıktı.Angel formda ama tek eksisi yorgun olması.Penny her zaman istikrarlı oynar.
Yerlileri saydım zaten.
Onlara bakıyorum,Hain'den başka Prince,Alba ve Tina.Hain haricinde 3'ü süreyi paylaşacaklar 3+1 yüzünden zaten.
* Birsel'e güveniyoruz.Prince'e geçit vermemeliler orada.
* Ribauntlarda üstün oluruz dedik,kısalarımız da girmeliler ribaunta.
* Geniş rotasyonumuz onlara göre avantajımız.
* Sakin olarak,oyunu kontrol ederek içeri mutlaka top indirerek oynamalıyız.
Bol bol ikili oyunları kullanmalıyız.Uzunlarımızın içeride pas alışverişi de iyi.
Tabii hızlı hücum fırsatı bulduk mu hele ribauntlarda ağır basıyoruz derken iyi değerlendirmeliyiz.
Angel'a kontrollü oynaması Dolarasi ile sidik yarışına girmemesi konusunda uyarmalıyız.
* Yeni kurallara dikkat.El temasları onlara dezavantaj olur umarım içeri penetreci oyuncularımız daha çok.Özellikle Tina'yı faul problemine sokmalıyız.
* Yeni kurallar demişken serbest atışlar da büyük önem kazanıyor.Erkek maçında gördük.
* Onların Perşembe günü maç oynamış olmaları bizim oynamamamız avantaj da dezavantaj da olabilir.Pek değerlendiremiyorum.Maç ritmi bulmaları açısından Tina yeni geldi mesela oynadı iyi ama yorgunluk ortaya çıkarırsa dezavantaj.
* Gs'de Alba Torrens'te önemli bir isim.Eşleşme problemi yaratabilir.
Şaziye,Gülşah ve Bahar'ın üçlüklerine de dikkat etmeliyiz.
* Mental olarakta iyi durumdayız.Zira hafta içinde 1907 Fenerbahçe Derneği Sponsor oldu takıma.Bu tam bir sponsorluk gibi değil ama 3m.euro gibi ciddi bir kaynak sağlayacaklar.
O yüzden maddi bir sorun olmayacak takımda.
* Netice de kağıt üstünde ağır basıyoruz.Favoriyiz ama maçlar sahada kazanılıyor.
O yüzden şans ve başarı dilemekten başka yapacak bir şeyimiz yok.
Gidebilenler de salona gitmeli.Maç saati ve günü uygun.Kayseri deki gibi durum olmamalı.
* O Hain karıya da gösterilebilecek her tepki takımı zarara uğratmayacak şekilde verilmeli.
Midesiz,Omurgasız camia pek çabuk kabullendi kendisini.
 Oysa Onlara bu hareketi yapmıştı ; 
Geçen sezonki Cumhurbaşkanlığı kupası maçında ; 
Doping Komplosu çıktığında sitelerinizde neler yazdınız,ne pankartlar oluşturdunuz neler ?
Şampiyonluk maçından sonra şunu asmıştınız ; 
Ezik kardeşiniz Duvara Karşı grubu da olay çıktıktan sonra sitesinden bunu asmıştı ; 
 Bizim taraftarlar ise O Hain'e sahip çıkıp neler yaptılar neler ? ABD Gazetesinde ilan vermek için para toplamalar,adına site bile açtılar,maçlarda şu pankartı astılar ; 

Bunları da kısaca hatırlatmış olduk.Umarım sporcularımızda unutmamıştır...

23 Ekim 2010 Cumartesi

Fenerbahçe - Galatasaray Medikal Park 75-58 (Salondan İzlenimler)


İstanbul içinde kapalı basketbol salonlarında yarı yarıya mücadeleleri görebilen son kuşaklardan olunca ayağımıza kadar gelmiş bu fırsatta nasıl bir atmosfer olabileceğini tahmin edebiliyordum. Derbinin sonunu göremeyebiliriz ama keşke herşeye rağmen maçı adam gibi bitirsekte, kulüp ve emniyet idarecilerine karşı "bundan sonra ki basketbol derbilerini böyle atmosferlerde oynamak istiyoruz" diye taraftarların eline bir koz geçiverse diyordum. Karşı tarafın son periyottaki tavırlarıyla bir daha ne zaman görürüz bilmiyorum. Ülkedeki bu yönetim anlayışı yanında taraftarların bu saçmalıklarıyla artık voleybolda da ilk fırsatta rakip seyirciyi almamak için fırsat kollayacaklardır.

Salona Zeytinburnu otobüsüyle gelip döner kavşakta indikten sonra dört kişi yürüyerek gidiverdik. Galatasaray tarafı önünden geçmek gerekecekti ama anlaşıldı ki emniyet dikkatli bir şekilde önlemlerini alıp yönlendirmeleri yapmaktaydı. Dışarda minimum temas için aşırı ve abartılı bir çaba sarfediyorlardı. Yol boyu belli aralıklarla duran polisler salona yaklaşınca artıverdi. Topkapı yönünden salon önüne gelen trafikte ilk giriş kapısı gs taraftar ve takımı için araç otopark girişiydi. Ancak maça gelmek için taraftarların toplandıkları uzak noktalarda falan yolda denk gelenler belki birbirlerine sataşabilmiştir.

Maça bir buçuk saatten fazla vardı ve emniyet barikatları yolun merdivenlerle kesiştiği noktadan itibaren yerleştirilmişti, iki tarafın kullanacağı gişeler arasında da uzak mesafeler bırakılmıştı. Gişelerin dibinden salon önündeki alanla arada gene bir polis kontrol noktaları ve bariyer kesintileri ile yani salon dışındaki bölge bizim için üç parçaya ayrılmış haldeydi.

Yürüyerek önünden geçenlere sataşmaya fırsat bırakmayacak şekilde polisler aralara sokulmuştu. Bizim tarafa gelince erken gelmiş olan 100 kişi kadar kalabalığın yola yakın kaldırımın orada birikip uzak tarafı izlemekle meşgul olduğunu gördüm. Bizim takım ve taraftar otopark girişi olan kısımda zaman geçtikçe birikmeler artıyordu. Arada bir karşı taraftaki kaldırımdan geçen sarı kırmızılılar oluyordu, bir kısmı formalarını çıkarmış ellerinde gizleyerek geçerken, bir kısmı daha rahat kızlı erkekli geçip gidenler oluyordu. Herhangi bir laf atmaya kalkışan biri olduysa polislerden biri hemen orada bitip alevi söndürüyordu. Genç Fenerbahçelilerin baş isimleride buralardaydı, emniyet amiri Tufan ile amigo Yücel'in konuştuklarını gördüm. Amigo Sefa, Mami, İbrahim gibi bir sürü isimde dışarda birikenlerin arasında kendi aralarında konuşuyorlardı.

Bir müddet sonra sahil tarafından gelen bir grup gencin boynunda sarı kırmızı atkılarla bizim taraftarların arasına gelenler dikkat çekmeye başladı. Bu nasıl iş derken meğersem NKCVAS, .bne galatasaray yazan atkılarmış. Bu renk tezatlığı polislerinde dikkatini çekince nedir bu atkılar açın bakayım dediler. Sonra Tufan amir sinirlenip hepsinin atkılarını toplattırmaya başladı, ağzını açanlara copunun tadını hatırlatacağını gösterdi. Bu aralarda karşı tarafa uzaktan el kol yapan birilerini de kalabalığın içinden alıp otopark tarafına doğru götürüverdiler.

Salon kapıları biz geldiğimizden beri erkenden açılmıştı, emniyetin niyeti de mümkün olduğunca kısa sürede dışarda bekleyenleri içeri tıkıştırmak olduğundan abartılı tavırlarla kalabalığı koyun sürüsü gibi yönlendirmeye başladılar. Emniyet Amiri grup liderleriyle olan muhabbetinden midir nedir fazla tepki görmeden sürüyü copuyla tehdit ede ede bir o köşeye bir bu köşeye toplamaya başladı. Yola taşarak bekleyenlere sinirlenip herkes içeri girsin diye diğer polislerle sıkıştırmaya başladı.

Bu iş o kadar bunaltıcı olmaya başladı ki, hiçbirşey yapmadan yanınızdaki tanıdıklarla konuşmaya fırsat bırakmıyorlardı. Elinde kamera olan emniyet görevlisi bir yandan bakın burada bir olay çıkarda kameraya yakalanırsanız sonra maça da giremezsiniz, siz içeri girin bekleyin falan diyordu da biz daha gelecek arkadaşlarımız var onları bekliyoruz diye cevaplıyorduk. Bu sefer Tufan amir o zaman geçin bariyerlerin arkasında bekleyin diye zorla oraya sokuverdi. Herkesi ufak bir ön aramayla bariyerlerin ardına ilk bölgeye sokuverdiler ama herhalde hala rahatlayamamıştı ki milletle uğraşmaya devam ediverdi. Ben yukarı çıkmış bu komediyi izliyorken bir otobüsün hemen dibimizden giriş için döndüğünü gördüm. Takım otobüsü olduğunu anlayınca alkış tutmaya başladık, herkesin toplu halde oraya ilgisi yönelince alkışlar iyice yükseldi, oyuncuların da yüzleri gülüyordu, el sallayarak karşılık veriyorlardı, Taurasi el sallarken Birsel'in de oturduğu diğer cam tarafından kalkıp bize doğru alkış tuttuğunu gördüm.

Bu arada salonun gişelerine bakınca 5 liralık bilet satışlarının devam ettiğini gördüğümde salonun tam dolmayacağı endişesini iyice hissettik. Sürünün içindeyken duyduklarımızda karşı tribününün otobüslerle toplu halde geldiğini görenler anlatıyordu. Tabii bu meselede bilet-ulaşım kombinasyonuna destek almışlar mıdır bilmiyorum, buna rağmen bizim tarafta hadi bir yönetim desteği olsun yada olmasın yahu 5 lira bilet ile 4000'e yakın kişinin salonu dolduramaması gibi bir vaziyet eskiden olur muydu diye aramızda tartışmaya başladık.

Biz gişelerin orada kalabalık sürüden de Tufan'dan da biraz uzaklaşıp rahat nefes alalım derken, bu sefer başka polisler işgüzarlık yapmaya başladı. Diğer tarafta Tufan amir gene copunu kullanarak sanki sürüsünü güten çoban gibi milleti bir köşeye toplamakla meşguldü, bir çoban köpekleri eksikti yani. Bir ara o kalabalıktan birinin polis tarafından alınması gibi bir sıkıntı olunca oralarda ufak bir gerginlik yaşandı. Bizim oradan tam net gözükmüyordu ama karşı tarafta da aynı muamele var mıydı bilmiyorum. Çobanımız gene bizim yanımıza gelip ya içeri girin ya da oraya diğerlerinin yanına geçin deyince biraz tartışıp, yeter diyerek en iyisi çıkalım otoparkın oraya gidelim dedik. Gelecek olan arkadaşı bekliyordum, bileti bizdeydi hemde arabasına çantamı bırakıp salona girecektim çünkü içeri girenlerden sıkı arama yaptıkları duyumları gelmişti.

Saat yediyi geçiyordu ve otoparkın orada nihayet sürüdende çobandan da uzaklaşıp biraz nefes alma fırsatı bulduk, içeri giren taraftarların karşılıklı atışmaları duyulmaya başlanmıştı. Tabii bizim dışarda durduğumuz yer Fenerlilere yakın olan kısım olunca onların seslerini yapılan tezahüratlardan anlıyorduk, sahaya ısınmaya çıkan takımlar olduğu yoğun ıslıklardan belli oluyordu. Amigo Yücel'in de sık sık git gel yaptığı göze çarpıyordu, gruptan gelen çocuklara kaç kişi geldiniz, pankartlar nerede falan diye soruyordu, anlaşılan araba bagajında duran pankartları sokmaya uğraşıyorlardı ama emniyetin aksi yönde kararı vardı.

İçerde ortam maç öncesi ısınmaktayken, biz dışarda gelecek arkadaşları bekliyorduk. Çağlayan meydanında düzenlemelerden dolayı kapanan yollar olunca trafikte kilitlenmiş, gelmeleri zaman aldı. Diğer yandan Fenerbahçeliler Derneği'nin de Kadıköy'den otobüsle geleceğinin haberi gelmişti ama o sıralarda hala köprüde trafikte kaldıklarını duymuştuk. Zaten Alper ağabeyler içeri girebildiklerinde anca maç başladıktan az sonra yetişebildiler.

Artık bizde içeri girelim dedik maça 15 dakika falan kalmıştı, herhalde bench arkasında dolmuştur şimdi yer olarak sıkışmak gerekecek diye düşünüyorduk. Bunca sene maça gittiğim halde futbol dahil ilk defa ayakkabılarımın çıkartılmasını istendiğim bir arama yapılıyordu. Zaten çantamı falan araba bagajına bıraktığımdan hızlı bir arama oluverdi, içeri girince salonu gören ilk kısımdan bir bakış attık ki, benchler arasında kalan bölge iki taraflı polis kordonuyla ayrılmış , ortasına da geniş bir kupa pankartı yerleştirilmişti. Ben bunu ilk başta gs arması ile morlu bir fonda afiş görünce galatasaraylılar daha erkenden girip oraya bunu yerleştirmişler zannettim. Onların tarafına bakınca pota arkaları dolu bench arkası çaprazları bayağı dolu ve sınıra yakın birikmiş halde ayakta duranlar vardı.

Bizim bench arkasına doğru gideceğimizden tribünün içinden geçmektense, koridora çıkıp oraya dönelim dedik. Zira tribün içi alt ve üst arası tıklım tıklım doluydu, geçilecek ara yoktu,böyle görünce bizim tarafı da bayağı kalabalık zannediverdim. Taa ki bizim her zaman gittiğimiz bench arkası alt çapraz tribünün nasıl olduysa o kadar az süre varken boş olduğunu görünceye kadar. Maça 10 dakika kadar vardı ve en ön sırasına kadar boştu. Üst kısımda koridordan yukarıya doğru birikmiş bir grup vardı onlarda maç başlarken durdukları yerden aşağıya geldiler.

Bulunduğumuz konumdan bir daha salonu inceleyince sayıca az olduğumuz belli oluyordu. Bizim pota arkası doluydu ama yanlara doğru boşluklar vardı ve bizim bench arkasının üstleri ile protokolün yan tarafında bize ait olan kısımda boşluklu halde taraftarlar vardı. Diğer tarafa göz atınca ise onların protokol yan tarafındaki kısmı daha doluydu, bunun yanısıra maraton tribünündeki güvenlik boşluğu sınırına konuşlanmış yaş olarak ortalama üstü bir kitlede göze çarpıyordu. Maçın başlamasıyla salon yükünü çektikten sonra benim tahminim onların 4/5 oranı dolu olsa bizimde 3/5 gibi birşeydi. Aşağı yukarı 3250 vs 2500 olabilir diyorum. Alper ağabeylerin otobüs daha da gecikse bizim bench arkası kısım daha güdük kalabilirdi çünkü bu yukardan aşağıya inen grup çok garip tavırlar içindeydi, pota arkasından idare edilen tribüne bazen uyup bazen uymadıkları oldu.

Bench arkasına yakın olunca ortamı inceledikten sonra bizim oyunculara, kimin kadroda olmadığını görmeye odaklandım. Hemen önümüzdeki saha içi koltuklarda eşofmanıyla oturan Anna Vajda'yı seçmek zor olmadı, artık sakatlık sonrası yürüyebilir durumda gördüğüme sevindiğim Begüm onun yanındaydı. Uzak taraftaki saha içi koltuklarda galatasarayın kadroya almadığı pivotları haricinde bayan voleybol takımı oyuncularından da bir zamanlar bizim formamızla ağlayıp şimdi onlara ablalık yapan özlem özçelik'i de oturanlar arasında gördüm.

Bizim bulunduğumuz kısımda üstten gelenlerin sürekli önlere yığılmasıyla iyice sıkışıverdik, zaten ilk periyodun uzun bir kısmı bu yerleşim problemiyle geçti. Sanki kendi koltuklarında dursalar tribün yapamıyorlarmış gibi sıkıştıkça, enerjinin bir kısmını üstüne yığılanları dengeleyebilmekle harcayan benim gibiler daha da yoruldu, bana göre herkes yerinde doğru düzgün dursa daha rahat organize olunabilirdi, zaten ilk periyottaki bizim tribündeki tutukluk rakip tarafın daha erkenden yerleşip kalabalık kuvvetle icraata başlamasındandı.

Takım kadroları anonscu tarafından okunurken bizim pota arkası tribün amigoları yerlerini almıştı. Sahaya yakın olan sette amigo Yücel ve Ercan varken, biraz yukarılara bakınca alt ve üst kat arasındaki koridor kısımda amigo Sefa ve beraberindekiler vardı. Onların üstündeki kısma setin oraya konuşlanmış bir grup GFB'li daha vardı. Maç içinde zaman zaman karşılıklı tezahüratlar alt üst burayla yapıldı. Her ne kadar pankartlar falan olmasa da pota arkasının sağlı sollu farklı noktalarında gene değişik gruplardan kümeleşmeler göze çarpıyordu. Bizim salon tribünlerinde alışıldığı şekilde kimi zaman setin önünden veya orta ve üstten tezahürat başlatıldığı gibi, kimi zaman da pota arkası kitlenin bu farklı noktalarında kümeleşmelerden çıkan tezahüratlar o an ritme uygun giderse genele yayılarak sürdürülüyordu.

Bizim takım kadroları okunurken önce oley çekerek başladıysakta diğer taraftar yükselen yoğun ıslığı bastırmak için sürekli alkışa dönüverdik. Hava atışı öncesi geri sayımla laylay kasap havası yaptığımız halde maç henüz başlamamıştı, bu sefer rakip taraf üçlü çekiverdi. Onların sessizleştiği anda hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada.... diyerek bağırmaya başladık. Karşılıklı tribün kapışmaları onların kalabalık olmasının bize verdiği sıkıntıyı ilk anda hissettirdi. Zira maç başladıktan sonra biz tezahürat edelim derken bizim takımın hücumu sırasında çok güçlü bir şekilde ıslıklıyorlardı. Bu birkaç hücum daha böyle sürdü, bizim bench arkasındaki kısımdan pota arkasının ne tezahürat ettiğini duymakta güçlük çekiliyordu. Top onlara geçtiğinde ise bizim taraf ıslıklama girişiminde bulunmadı, ilk etapta bu kalabalığa karşı tezahürat etmeye odaklanmışlardı.

Top tekrar bize geçtiğinde rakipten gene müthiş bir uğultu kopup bizim tezahüratı yutunca yanımdaki arkadaşa eyvah dedim, bu maç böyle başabaş giderse çok işimiz var. Tam manasıyla toplu halde tezahürat edebildiğimiz ilk manevrayı yoğun bir alkışla başlatıp ...darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe... tezahüratını girmemizle becerebildik. Maç başabaş gidiyor ve arada bir top kayıpları hatalı yürümeler falan yaptığımızı görüyordum. Rakip tribüne göz atınca protokol yan tarafındakilerinde ayaklanmış halde tezahüratlara katıldığı oluyordu, ama bizim eş bölgelerdekiler ise daha dağınık oturuyor ve çoğunlukla maçı takip etmekle yetiniyordu. Pota arkasının horto magiko girişiyle kol hareketleri ve alkışlarla hafiften performans tutmaya başladık.

Tabii maçın öncesinden beri başlayan karşılıklı atar gider hareketler, bilhassa güvenlik boşluğu sınırındaki grupla devam ediyordu. El kol işaretleri, kelle kopartmalar gırla gidiyorken bizim olduğumuz bench arkası üstlerindeki kısımda polisin orada birikenlerle bir tartışması oldu. Bunu gören uzak taraftakilerden alevlenip tank gibi etrafı dağıta dağıta oraya gelen birkaç kişi olunca yerlere düşüverdik, zaten bu açılır kapanır koltuklar üstünde sörf yapar gibi denge kurmakla da uğraşılıyor.

Oralar kısa sürede sakinleşip tekrar işimize dönüverdiğimizde periyot ortasından itibaren üç alkış tempolu Fenerbahçem sen çok yaşa yapmaya başlamıştık. Bunu akıllıca davranıp karşılıklı iki parça halinde yapmaktansa hep birlikte bütün halinde uzun süre yapınca nihayet salon içi dengeleri kurabildik. Rakip tribün gene bizim hücumları ıslıklamaya niyetleniyorsa da, periyot ortasından itibaren vazgeçip beste girmeye başladılar. İlk periyot sonlarına doğru skor üstünlüğünü ele geçirip takım benche gelirken Fener-bahçe oley diye bitiriverdik. Daha maçın ilk periyotu bitmişken ter içinde kalmıştım, sesimin kısılmasına sebep oluyor diye iki gündür astım ilaçlarımı kullanmadığım halde vaziyet pek iyi görünmüyordu.

Tabii periyot bitiyordu ama tribün boş durmuyordu, bir yandan tezahüratlar devam ederken iki tarafta da gerilimi tırmandıranlar mevcuttu. Bize yakın olan galatasaraylılar tezahürat başlatacak kadar kalabalıktı ki, sürekli bizim tarafa yönelip yansıttıkları coşkuları fark yavaştan açılmaya başladıkça içlerinde patlamaya başladı, az önceki canavar yüzleri 10 dakika sonra inceleyince sahaya endişeyle bakıp tırnaklarını kemirir haldeydiler. İkinci periyot tezahüratlarımız tam ritmini bulmaya başladı, sayı buldukça artan bir coşku kazanmıştık ki birdenbire karşı tarafımızdaki saha içi koltuklarında bir tartışma çıkıverdi. Fark açılmaktayken klasik soğutma işlerine erkenden başladılar. Uzak taraftaki saha içi koltuklarından fırlayıp Fenerlilerin olduğu yöne hareketlenen 5-6 galatasaraylı gerilimi tırmandırınca bu boşlukta sahaya atılan bir ses bombası ile hakem maçı durduruverdi. O kısımda başlayan tartışmanın neden kaynaklandığını çözemedik, araya giren güvenlik görevlileri oraya kontrol altına almaya uğraşırken, on sayı üstüne çıkan fark ile birlikte bir an sessizleşen ortamda karşı tarafın mehterine bizim tarafın kontra girişimi ile cimbombomun köpeğine... şeklinde atışma üstüne ufaktan küfürleşmeler bu gergin ortamda boşluğu dolduruyordu.

Gene sesi azalan ortamda hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada, Fenerbahçem... diyerekten tezahürat etmeye dönüverdik, benche gelip oturmuş olan oyuncularda tezahürattan hoşnut şekilde kafasını sallayanlar vardı. Karşı taraf milyonlarca bestesinin kendi versiyonlarını söyledi, hakemler maçı kaldığı yerden başlattı. Ama rakip taraftarın yarattığı bu soğuk ortam onlara ters tepti ve bizim oyuncular kaldıkları yerden farkı işlemeye devam ettiler. Böyle olunca bizim tribün iyice sazı eline alıverdi, bestelerden bestelere atlaya atlaya devre bitimine kadar susmadan yola devam ettik. Rakip tarafta farkın açılması ile hakemlerin kararlarına tepkiler duyuluyordu ama tezahürat etmeye katılımları azalmaktaydı. Biz ikinci bir kasap havası üstüne laylay her zaman her yerde en büyük Fener diye iyice coşmaktayken devrenin sonunun gelmesi kötü oldu. Her iki takımın çıkış koridorları da ayrı tutulduğundan, bizim olduğumuz köşedeki koridorlarına yönelen takıma yoğun bir alkış tutuluyordu, Fener şakşakşak Fener sesleri içinde takım iyi oyunun moraliyle gülerekten soyunma odalarına gitti.

Yüksek sesli müzik ile ortam gürültüsü bastırılınca dinlenmekten başka yapacak birşey yoktu, koridorlara dağılanlarla beraber bizde önce lavaboya gidip serinledik ,ardından yarı yarıya tribün maçlarında daha da şiddetlenen boğaz problemlerimizi gidermek için devre arası su stoğu yapıverdik, para üstü bozuk para yerine kağıt fiş vermeyi akıl etmişler artık. Maçı çok iyi takip edemediğimiz halde Fowles haricinde direnen birileri olmadığı rakamlardan da anlaşılıyordu. Biraz maç ve ortam analizi yaparak zaman öldürdük. Tribünde maça sıkıntılı başlamıştık ama takımın üstüste gelen sayıları ile onların gardı düşerken bizim destek dozajımız ivme kazanmıştı. Maç sürekli başabaş gidiverse sayıca az olmanın sıkıntısıyla bizim için çok daha yorucu olacağı belliydi, neyseki becerikli bir takıma ve koça sahiptik.

Bunun yanısıra ilk periyot uzun süre bizim bulunduğumuz bench arkası bölümde sonradan gelenlerin yerleşimiyle zaman kaybımızda oldu. Orada sete çıkıp her fırsatta arkadaşlarını öne çağırıp hadi falan filan diye bağıralım gazında olan gençler vardı ki, uzun süre sinirimi bozdular. Pota arkasından idare edilmekte olan tribüne zaman zaman yön verme hevesindeydiler ama pota arkası tarafından dikkate alınmıyorlardı. Pota arkasında da çok sağlam bir bütünlüğümüz yoktu belki ama daha geniş alana yayılmış rakip tarafa göre daha kolay idare edilebiliyordu, bestelere de yüksek katılım vardı. Buna karşılık rakip tribün ikinci periyot karşılıklı cimbombomum benim yaptı ki, bunu hem maraton kısmındakilerle hem de protokol yan tarafıyla yapabildiler. Daha az sayıda olan bizim protokol yan tarafındakilerin böyle karşılıklı tezahürata güçlü katılabilecekleri şüpheli gözüküyordu. Artık kendi takım isimlerini algılama sorunları mı vardır bilmiyorum , kupaları şirketlere bırakmayalım diye.. giden kaç sene önceden kalma tezahüratlarını da icra ettiler.

Üçüncü periyot için takımlar sahaya gelip hazırlandıktan sonra maç başladı ama iki tarafta da henüz koridorlardan dönüp yerini almayan çok kişi vardı. Bizim pota arkasının ne tezahürat ettiği duyulmuyordu bile ama bir iki dakika sonra şovumuza kaldığımız yerden devam edeceğimiz belli oldu. Rakip tarafın ilk periyotta coşkuyla saldır galatasarayım oley diye girdiği halleri geride kalmıştı, ilk bir iki uğultulu defans gazı üzerine basketleri yemeleriyle söyledikleri tezahüratlar anlaşılmaz oldu. Bizim taraf ise herkesin tekrar tribüne yerleşmesiyle akıcılığını bulmuştu, salonlarda çok iyi yaptığımız tempolarımızı birer birer girmeye başladık. Matador melodisi ile zıpladıkça zıplamaya üstüne telli turna melodisi ardından güzel bir Fener-bahçe oley sesleri coşku arttıkça artıyordu. Sayı olan hücum sonrası koç Ratgeber'in yumruklarını sıkarak sevindiğini gördüm, arkasını dönerken tribündeki ritimden hoşnut olsa gerekki taraftara doğru alkış tutuyordu, ne de olsa adam müzisyen.

Rakip tribünden gelen hani o hastaneye taşıdığımız günler... bestesi komik bulunup alkışlarla makaraya alınıp bastırıldı. Adamlar iki dakika sonra bir daha bunu girince daha komik oldu gene alkışlanıverdiler, saldır cimbom ok lets go diye dalga geçildi. İyice sinirleri bozuluyordu, bunlardan gelen küfürlü tezahüratı kaale almayıp darağacı bestesini giriverdik, milyonlarcayı yaptık. Fark otuzlardayken saldır galatasaray oley diye bağırmaya çabalamalarını da anlayamadık. Doğal olarak oluşan fark onların hayal kırıklığı ile morallerini bozuyordu ve bizim tarafta doğaçlama başlayan el kol hareketli varyasyonlar olağanüstü bir senkronizasyon oluşturdu. Yan tarafa gözüm gittiği sırada eller eller havaya dendi, orta kısımda duran amigo Sefa'nın amigo Yücel'e birşeyler işaret etmesiyle müthiş şov başladı. Kollar havada ağır tempodan başlayıp hızlanarak öne doğru paralel hareketlerle ooo ley oo ley oley oley oley diye başarılı bir doğaçlama yapıldı. Herkesin hoşuna gidince tekrar edildi, öncekinden daha güzel oldu, tabii bu esnada rakip tribün bunları izlemekle meşguldü, hatta benchteki oyuncularımız birbirlerini dürtüp pota arkasını izliyordu. Kollar sağa sola yapılarakta tekrar edildi, senkronize hareketlerin bitimiyle beraber Fener-bahçe oley diye coşku yansıtılıyordu. Eğlenceli makaralar devam ederken sahadaki kızlarda ritim bozmadan farkı otuzlara kadar dayadılar. Fenerbahçeli olmanın gururu bizlere yeter... seni sevmek deli gibi yürek ister... gibi birçok besteyi de söyleyip işte böyle her sene böyle cimboma böyle ... diyerekten nasıl geçtiğini anlamadan üçüncü periyotu tükettik.

Periyot arası karşılıklı küfürlü bestelerin yoğunluğu vardı, ayva çiçek açmış üstüne o taraftan ne kadar Fenerli varsa.... gelirken bizde lacivert ve sarı... ile ilave edilirken üçüncü periyot boyu bocalayıp maç içinde söylediklerine tekrar tekrar dönen rakip tribün son periyot başında artık ip kopmuş, bari neden geldiysek biraz daha bağırıpta öyle gidelim moduna büründüler. Son periyot başında bizden daha yüksek sesli giriş yaptılarsa da saldır galatasarayım oley komedisini gözardı edersek oyunu durdurup tekrar maçın içine edene kadar son gazlarına başvurdular. Sen şampiyon olmasanda, kupaları almasanda diye bağırırlarken, bizim tribün ise yorulmuş, maç bitmiş gibi artık daha zayıf katılımla bunlara cevap verme uğraşındaydı. Bir ara içimdeki cimbom aşkı yapılıyordu ama karşı tarafın güçlü bir üçlü girişi ile pek birşeye benzemedi. Herkesin sırtını döndüğü sırada karşı taraftan gelen Genç Fenerliler birbirlerini.... kontrası duyuluyordu, yapılan tersyüz kasap havası üstüne karşı tarafa laf yetiştirmeye girişildi, bu ters ilişki temalarına katılım daha fazla oldu. Karşılıklı atışmaların yoğunluğuyla diğer tarafın delikanlı Fener neredesin haney tezahüratı buradayız işte işaretlerine sebep oldu.

Pota arkası ortalarından yükselen Fatmagül cimbom Fatmagül cimbom senin suçun ne Fatmagül cimbom tezahüratı bir süre söyleniverdi. Havada yağan yabancı maddeler henüz sahaya değilde tribünler arasında üçüyordu. Bizim kısım menzil içinde kaldığından yakınlarımızda bir yere ayran kutusu geldi. Havadan gelen suyu yakalayıp karşı tarafa giderini yapanda ilgi çekiciydi. Aradaki polisler bir yandan iki tarafıda püskürtmekle meşgulken bozuk para şişe vb. maddelerde hava sahasını meşgul etmekteydi. Biz bunların taraftarına Fenerbahçe çok pis koyar....ardından başkanlarına ilgi gösterip ne zaman ki sallasana mendilini, adnan polat kurtarsana.... diye bağırıyorken, diğer taraf o...ç.. Aziz Yıldırım diye bağırınca kayış koptu. Küfür ede ede tırmanan gerilim ve oyunda rakipten yenen fark üstüne kendi taraftarının sahaya da atmaya başladığı maddelerle hal ve tavırlarına sinirlenen adnan polat önce ellerini açıp ne yapıyorsunuz gibisinden bakınırken kendi taraftarının küfürlü tezahüratına sinirle yerinden fırlayıp, bizim yöneticilerin elini sıkıp gidiverdi. Bunu gören bizler biraz daha makaraya koyarken, rakip tribün başkanlarının kendilerine gider yaptığı bu hareketi tepkiyle karşıladı, protokol tarafına doğru yüklenenler çok oldu. Bunun üzerine emniyet o tarafa da önlem almaya yöneldi.

Attıkları bir tane ses bombası bizim bench arkasına düşüp gürültüyle patladı. Sahaya atılan ayran ve su şişeleri ile maç duruverdi. Ardından bizim tribün patlayıcı maddeleri atanlara yönelip çıldırın çıldırın o..ç... diye bağırırken onlarda hepiniz o..ç.. diye cevaplıyordu. Bu kargaşa içinde takımlar hemen benclerine sığınıverdi. Yeni transferlerin şaşkınlıkla etrafı izlediklerini görüyorduk, orta blok saha içi koltuklara yerleşen Anna Vajda ile Begüm oradan kaçıp Fenerbahçe taraftarı önündeki alana geldiler, karşı taraftaki altyapı oyuncularıda güvenli bir yere alındılar. Bir ara sahaya vahşi batıdan çıkmış kovboy gibi kement sallaya sallaya uzun bir elektrik kablosu atan galatasaraylı bizi eğlendirdi, bir görevli sahaya düşmeden havada yakaladı. Onların pota arkasına girip birilerini almaya niyetlenen birkaç polise çok sert tepki koyup daha fazla yukarı çıkmalarına fırsat bırakmadılar. Bizim tribünler ise vur vur ooh ooh gazlarıyla kışkırtmaya başladılar. Bir de saldır Tufan reis ooley, İstanbul Çevik Kuvvet şakşakşak tezahüratları pota arkası orta üstlerden geliyordu ki, birkaç saat önce dışarda kendilerine koyun muamelesi yapan adamlara karşı bu nasıl sevgidir çözemedim.


Hakemler soyunma odasından dönünce bizim takım serbest atışı kullanmak için rakip tribün önündeki potaya hareketlendi, gs oyuncuları ise hala benchteydiler. Ortada dımdızlak duran beş tane kızımıza yabancı maddeleri tekrar yağdırmaya başlamaları bizim tribünleri öfkelendirdi. Hepiniz o...ç... sesleri yükselirken, güvenlik boşluğunun oradan yüklenmeler oldu, hatta protokol tarafına yakın üstlerden bir yol bulup oraya çıkarma yapmaya niyetlenen bazı taraftarları polis farkına varıp geri yolladı. a.....a.. galatasaray tezahüratına diğer taraftan tersi karşılığı geldi. Adamlar maçın içine edip üstüne Nevizade gecelerini söylediler ve emniyetle itişe kakışa 10 dakika kadar sonra tribünü boşalttılar. Bizim tarafta bak yine yeşillendi fındık dalları melodisinin üstüne kollar yukarda oval vaziyette himne galatasaray melodisini söyledi. Söyle cimbom söyle ne oldu... falan diyerekten adamlarla karşılıklı atışa atışa şşşt şşt nereye... salondan çıkmayın biraz .... geçelim diye diye adamları uğurladık.

Bir anda boşalan ortam bizlere garip geldi, uğraşacak kimse olmayınca işin zevki kaçtı. Bizim tribünden maç öncesi de birkaç defa yaptıklarını tahmin ettiğim kaşar ışıl tempoları gene duyulmaya başlandı, ilk başlarda kalabalık bir koro ile söyledik ama pota arkasındaki dağınık kümelerden biri bitirip diğeri başlayaraktan oradan bir buradan ikide bir aynı şeyi söyleye söyleye işi cıvıttılar, bir ara duyulan ışıl ortaya ... çektir tayfaya kısmına kadar vardı. O ortamda rakip tribün boşaltılmış maçın başlaması beklenirken bütün oyuncuları tezahüratlarla sıradan geçirip alkış tutulabilirdi. Herneyse sonunda bizim takımı hatırladılar da şampiiiyooon .... tempoları tutulurken oyuncuların da yüzleri güldü taraftara dönüp alkış tuttular.

Boş ortamda ne taraftarda ne oyuncularda kimsede öncesi kadar heves kalmasa da , koç yedekten genç oyuncuları da oyuna sokuverdi. Yeniden başlayan maçta rakibin ilk hücumu sırasında ıslık uğultu çıkarıyorduk, ama gevşeyen konsantrasyonla artık kopmuş maçta öncesine göre daha kolay sayılar buldular. Biz de delikanlı cimbom neredesin haney... diye bağırıp, mihribanı söyledik. Gene pazar günkü futbol derbisi üzerine mesajlar veridikten sonra maç bitmek üzereydi, maç bitimine doğru son boşlukta atkılar açılıp samanyolu yapıldı, bu kadar romantizme bizim takımın yerli oyuncularının tepkileri çok sempatikti, birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı.gene şampiyon sesleri ile maç bitti.

Takımın rakiple tebrikleşip, kendi içindeki kutlaması falan biraz zaman aldı. Pota arkasından gene kaşar ışıl sesleri çıkarken bizim oyuncuları kaptan Nevriye etrafına topladı, sonra pota arkasına yöneliverdiler, takım kendilerine gelirken kaşar ışılla meşgul olan pota arkasını dumur ederek susturup karşılıklı sarı-lacivert çektiler. ( Aslında bu kısmı karıştırıyor olabilirim, böyle bir vaziyet oldu ama ikinci defa kupa ile beraber mi geldiklerinde olmuştu tam hatırlamıyorum)
Alkışlar arasında tören için yapılan anonslarla sahaya döndüler. Bu taraftar sizinle gurur duyuyor sesleri yükseldi ama gs oyuncuları madalya töreni için anons edilince yuhlamalar başladı. Biz yuhalarken bizim bench arkasında sol tarafımızda olanlardan 15 kişi kadar centilmenlik niyetine alkış tutan münferitler de vardı. Sıra ışıl'a gelince pota arkasından oooley sesleri ile bir kez daha dalgalar artıverdi, ışıl oldu mu Fenerbahçe koydu mu gibisinden tezahüratları dinleyerek tören için beklerken dudaklarını ısırmaktaydı.

Sıra bizim takıma gelip bildiğimiz kupa kaldırma konfeti yağmuru vesaire oley oley oley oley şampiyooon Kanaryaa değil de gene bizzat setteki amigonun ağzından Feeener diye söylettiğini gördüm. Bu fasıl takımın kupayla oraya buraya yöneticilere git gelleri röportajları diyerekten geçiyorken bizim tribünde sisli bir geceyarısı söyleniyordu. Kupayla taraftarın önüne gelip tekrar alkışlandılar, her üç taraftaki taraftara doğru selam verdiler, fileyi kesmelerini bekliyordum ama yapmadılar. Pota arkası çaprazlardan herkes yılar Nevriye Yılmaz... tezahüratı yükselince bütün salon katılıverdi, dönüp selam verdi. Polislerde artık bizden bıkmış halde hadi arkadaşlar boşaltalım diye yavaştan yavaştan bench arkasındaki bizleri sıkıştırmaya başladılar. Ama biz hem yavaştan adımlıyor hem de oyunculara tezahürat etmeye uğraşıyorduk, kaşar ışıl ritminde Penny Penny Taylor sesleri yükseliverdi, mahçup bir el sallama geldi, onu takiben Birsel Vardarlı sıradaki isimdi. Esmeral bizim tarafa gelip teşekkür edince onun ismi haykırıldı, bu esnalarda pota arkasından Taurasi Taurasi oley oley oley sesleri yükseliyordu, ilk anda anlamadı herhalde bir reaksiyon göstermedi. Şaziye saha içi koltuklardaki taraftarlarla sarmaş dolaştı. Nevin şapkasını tezahüratlar eşliğinde taraftara fırlattı. Oyuncular birer birer çıkış koridorundan giderken bizde polis tarafından sıkıştırılaraktan oraya kadar gelmiştik, alkışlarla uğurlamaya başladık, oyuncular demirlerden eğilerek yandan üstten el uzatanlara çak yaparak gidiyordu. Anna Vajda arkasından diğerleri birer birer gidiyordu. Taurasi yaklaşırken gene tezahüratlar başladı Taurasi Oley oley oley belli ki hoşuna gidiyor gözüktü. Tempoyla beraber dans eder gibi zıplaya zıplaya bir o tarafa bir bu tarafa alkış tutarak uzanan ellere çak yaptı gitti. Koç Ratgeber maç içinde defalarca gördüğüm gibi eğlenceli sıcak bir adam olduğu hissiyatını verdi, herkese dönüp alkışladı selam verip gitti. Nevriye'de kupa elinde hepinize çok teşekkürler, bu kupa sizin için deyip diğerleriyle beraber diğer kalanlarla içeri girdi.

Genel gidişata bakılırsa bizim onlara daha çok teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüverdim, zira maçın başlarından sonra sahada üstünlüğü ele geçirip bizimde tribünde sayısal dezevantajın gölgesinde kalmadan daha rahat ve eğlenceli bir akşam geçirmemizde onların rolü büyüktü. Kuru havada girdiğimiz salondan yoğun yağış altında yollara dökülüverdik.

http://fenerinkraliceleri.blogspot.com/

Etiketler