16 Temmuz 2009 Perşembe

Copa Libertadores 2009 Şampiyonu Juan Veron'lu Estudiantes !!!!


Copa Libertadore
s

98074775.jpg



Final
Thursday 9 Jul 2009
0:50Estudiantes - Argentina0 : 0Cruzeiro - BrazilAway match
0:0Half-time

2:1Home game score
2:1Total score

Thursday 16 Jul 2009
0:50Cruzeiro - Brazil
52'Henrique
1 : 2Estudiantes - Argentina
58' Gaston Nicolas Fernandez
73' Mauro Boselli
Home match
0:0Half-time

0:0Away game score
1:2Total score


15 Temmuz Çarşamba 2009
fl2BrazilCruzeiro1-2Estudiantes (LP)Argentina1-2


































GOL KRALLIĞI
7 Mauro BOSELLI (Estudiantes (LP), 1p)
6 Williamis SOUZA (Grêmio)
5 Dario FIGUEROA (Caracas, 1p)
Humberto BORGES (São Paulo)
Martín PALERMO (Boca Juniors)
Rodrigo PALACIO (Boca Juniors)
WELLINGTON PAULISTA (Cruzeiro)
4 Rodrigo TEIXEIRA (Deportivo Cuenca, 1p)
Maximiliano LÓPEZ (Grêmio)
KLÉBER Giacomance (Cruzeiro, 1p)
3 Roberto GUTIÉRREZ (Everton)
Martín ARZUAGA (USMP)
Lucas BARRIOS (Colo Colo)
Javier HERNÁNDEZ (Guadalajara)
DIEGO de Souza (Palmeiras)
WILSON Rodrigues (Sport Recife)
Jorge NUÑEZ (Nacional)
Diego DE SOUZA (Defensor)
José REYES (San Luis)
WASHINGTON Stecanelo (São Paulo)
Nicolás LODEIRO (Nacional)

Estudiantes
Argentina


Established: 1905
http://www.clubestudianteslp.com.ar/



Estudientes nihayet muradına erdi.
Daha önce bu kupayı 3 kez kazanan ama 39 yıldır kazanamayan Arjantin ekibi
ilk maçta sahasında golsüz berabere kaldığı rakibini deplasmanda devirmeyi başararak
mutlu sona hak ederek ulaştı.

Güney Amerika'nın en büyüğü Estudiantes



65.000 taraftar önünde 1-0 mağlup duruma düştüler.

57.dk.da Cristian Cellay'ın sağdan ortasında Cruzeiro savunmasının uzaklaştıramadığı topu Gaston Fernandez altıpas içinde filelere yolladı.

73. dakikada Veron'un kullandığı kornerde Mauro Boselli kafayla Arjantin takımını öne geçiren golü kaydetti. Bu sezon Libertadores Kupası'nda sekizinci golünü atan Boselli skoru da tayin etmiş oldu.



Mauro Boselli - Estudiantes de La Plata


Libertadores Kupası'nı 1968 yılından başlamak üzere üst üste üç kez kazanan Estudiantes, bu organizasyonda dördüncü şampiyonluğunu tam 39 yıl sonra elde etmiş oldu.
3.000 taraftarı sevinçten çılgına döndü.

Estudiantes'in üç Libertadores zaferinde çok önemli rol oynayan babası Juan Ramon gibi bu büyük kupayı kaldırma başarısı gösteren Veron, "Bu özel anın keyfini çıkaralım. Taraftarları için kazandık" sözleriyle mutluluğunu dile getirdi.

Teknik direktör Alejandro Sabella ise, "Bütün oyuncuların heykelini dikmeliyiz. Veron, Estudiantes tarihinin en büyük oyuncusu" dedi.

Maçın Golleri :

http://www.medyaspor.com/v02/news.aspx?id=28154

Hakikaten Juan Sebastian Veron 2.Baharını yaşıyor.
Şüphesiz bu başarıda en büyük pay O'nun.Vefa borcunu en iyi şekilde ödemiş oldu.

Maçın tekrarı Meltem TV'de !!!!

Libertadores Kupası Final Musabakası: Cruzeiro vs Estudiantes
Perşembe 21:30 'da




Estudiantes Clasura 2009'u 6.bitirmişti.

Lyon'dan Sonra Porto Modeli Örneği




Fenerbahçe için örnek alınabilecek takımlar RM,Barcelona,Chelsea,Manu,Juventus,İnter
Milan gibi top takımlardan ziyade bir alt kategoride olan ve istikrarlı Avrupa Kupalarına
katılım ve kendi liglerini açıkca domine eden Lyon,Porto,Olimpiakos gibi takımlar
olduğuna inanıyorum.Ki Porto Avrupa CL Şampiyonu olmuş bir takımdır.
Daha önce burada Lyon yazısı yazmıştım.

O.Lyon'un Transfer Politikası !!!

Aynı şekilde Porto'da bilinçli ve doğru transfer politikası uygulayarak hem kasasını
doduran hem de kendini ligini domine eden,artı Avrupa Kupalarında başarılı olan bir
takım.Son 4 yılın Şampiyonu.

Porto'nun Avrupa ve Yerel Başarıları ;

  • Şampiyonlar Ligi(2): 1986/87, 2003/04
  • UEFA Süper Kupa (1): 1986/87
  • Kıtalararası Kupa (2): 1987, 2004
  • UEFA Kupası (1) : 2002/03
  • Portekiz Ligi (24): 1938/39; 1939/40; 1955/56; 1958/59; 1977/78; 1978/79; 1984/85; 1985/86; 1987/88; 1989/90; 1991/92; 1992/93; 1994/95; 1995/96; 19961957/58; 1967/68; 1976/77; 1983/84; 1987/88; 1990/91; 1993/94; 1997/98; 1999/00; 2000/01; 2002/03; 2005/06; 2006/07; 2007/08; 2008/09
  • Portekiz Süper Kupası (14): 1980/81; 1982/83; 1983/84; 1985/86; 1989/90; 1990/91; 1992/93; 1993/94; 1995/96; 1997/98; 1998/99; 2000/01; 2002/03; 2003/04; 2007/08; 2008/2009
Porto ,kendi alt yapısından yetiştirdiği yıldızlar ve G.Amerika'dan ucuza aldığı
yıldız adaylarını parlatıp yüksek fiyatlara satıp,yerlerini aynı şekilde doldurarak
istikrarlı bir başarı grafiği sergileyen bir kulüp.
Şüphesiz Brezilya'lı futbolcuların Portekiz'de yabancı sayılmama avantajı da ciddi bir kolaylık
ama çok iyi bir squad sistemleri olduğu da görülüyor.
Brezilya'dan başka Arjantin'li oyuncular için de iyi bir pazar.

Bu transfer sezonunda da 2 önemli yıldızı Kaptan Lucho Gonzales ve Golcüsü Lisandro
Lopez'i Fransa ligi takımlarına satarak iyi gelir elde ettiler.

Arjantinli Lucho Gonzales’i 18 milyon avroya Marsilya’ya, Lisandro Lopez’i de 24 milyon avroya Lyon’a satarak kasasına 42 milyon avro koydular.

Lucho Gonzales


Lisandro Lopez.


Son olarakta Brezilya'lı İbson'u Spartak Moskova'ya verdiler.
5 m.euro söyleniyor.47 m.euro oldu kasaya giren para.


Trabzonspor'dan aldıkları Stepanov'a da Malaga'nın 4 m.euro'luk teklifi var.
O da gidebilir.

Ayrıca 300 bin euro'ya aldıkları Aly Cissokho'yu 15 m.euro'ya Milan'a satma
durumları vardı,sağlık kontrolünde sorun çıktı.Ama Lyon ile anlaştılar.
Yerine de Lanus'tan Diego Valeri'yi aldılar.

Arsenal ve Manchester City'nin talip olduğu Hulk için ise 40 milyon euro civarı bir miktar bekliyorlar.Hulk'un menajeri Juan Figger.

İşte Son 5 yılda 295 milyon - ortalama her yılda 5 futbolcu ve 60 m.euro kazandıkları liste :


2004 yılında Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olduktan sonra sattığı oyunculardan tam 295 milyon avro kazandılar. Anderson’u 31 milyon avroya Manchester United’a, Pepe’yi 30 milyon avroya Real Madrid’e göndermeleri en kârlı transferleriydi.

Anderson / 31.5m / M. United / 2007
Pepe / 30m / Real Madrid / 2007
R. Carvalho / 30m / Chelsea / 2007
Quaresma / 24.6m / Inter / 2008
Lisandro Lopez / 24m / Lyon / 2009
Deco / 21m / Barcelona / 2004
Bosingwa / 20.5m / Chelsea / 2008
Paulo Ferreira / 20m / Chelsea / 2004
Lucho Gonzalez / 18m / Marseille / Maniche / 16m / D. Moscow / 2005
Seitaridis / 10m / D. Moscow / 2005
Derlei / 8m / D. Moscow / 2005
Diego / 6m / W. Bremen / 2006
Carlos Alberto / 6m / Corinthians / 2005
Ricardo Costa / 4m / Wolfsburg / 2007
Hugo Almeida / 4m / W. Bremen / 2007
Costinha / 4m / D. Moscow / 2005
Paulo Machado / 3.5m / Toulouse / 2009
Luis Fabiano / 2.8m / Sevilla / 2005
McCarthy / 2.5m / Blackburn / 2006
Nuno / 2.5m / D. Moscow / 2005
Helder Postiga / 2.5m / Sporting / 2008
Nuno Valente / 2m / Everton / 2005
Marek Cech / 1.75m / WBA / 2008
Alenichev / 0.75m / Sp. Moscow / 2004

http://golatankaleye.blogspot.com

Ve hemen yeni bir doldurmalar yaptılar ;

Arjantin'in River Plate takımından Kolombiyalı Milli Oyuncu Radamel Falcao'yu
3.9 m.euro'ya transfer ettiler.2-3 yıl sonra onu da 15-20 m.euro'ya okuturlar.
Bu arada 1986 doğumlu oyuncunun bonservisinin %60'ına sahip olacak Porto,
sözleşmeyse 4 yıllık.


Bu işi en iyi Porto biliyor

Lucho Gonzalesin yerine de Fernando Belluschi'yi bonservis bedelinin yarısı
5 m.euro ödeyerek Olimpiakos'tan aldılar.1983 doğumlu oyuncunun bonservisinin
yarısı Menajer Pini Zahavi'de.

Porto'nun sessiz sedasız bu sezon kadrosuna kattığı isimler ise şöyle ;

20 yaşındaki genç oyuncu Maicon ,Uruguay'lı Alvaro Pereira ve sürpriz bir isim
Türk oyuncu Engin Bekdemir.
PSV'den 17 Yaş Altı Genç Milli takımımızda oynayan Belçika doğumlu genç oyuncumuz.
Manchester City, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin da talip olduğu oyuncu parlamak
için Porto'yu seçmiş.


Porto daha önce Fatih Sonkaya'yı da almıştı ama Fatih tutunamadı.


Peki Porto bu kadar parayı ne yapıyor,iyi kullanabiliyor mu ?

Modern Stadları Estadio Dragao ;

File:Dragao OpeningNight.jpg

2002'de yaptıkları Avrupa'nın en modern Antrenman tesisleri ;

Artı Avrupada ve Portekiz'de bir sürü Sportif Başarılar.

Borçsuz bir kulüp.

Daha ne olsun ?


Fenerbahçe acaba bu tip takımları iyi analiz ediyor mu,ders almaya çalışıyor mu ?


Son olarak ;

2000 senesinden beri Porto, Benfica ve Sporting tam 875 milyon euroluk oyuncu alımı ve satımı yapmış. Bu 3 takımın son 9 senedeki transfer gelirleri giderleri ve en karlı sezonları ise şöyle;

FC Porto;

Transfere harcanan para: 155 milyon euro
Oyuncu satışından kazanılan para: 305 milyon euro
Kar: 150 milyon euro
En karlı sezon: (2004-2005) 48 milyon euro

Benfica;

Transfere harcanan para: 115 milyon euro
Oyuncu satışından kazanılan para: 125 milyon euro
Kar: 10 milyon euro
En karlı sezon: (2007-2008) 11 milyon euro

Sporting Lisbon;

Transfere harcanan para: 60 milyon euro
Oyuncu satışından kazanılan para: 110 milyon euro
Kar: 50 milyon euro
En karlı sezon: (2007-2008) 23 milyon euro

http://www.footballove.com


Sportif Direktör Modası !!!!

İyi ki Aykut Kocaman'ı Sportif Direktörlüğe getirdik.:))
Diğer kulüpler de yavaş yavaş arkamızdan gelmeye başladılar.
Aykut Kocaman'dan evvel 1-2 kulüpte bu görevde bulunan kişiler vardı ama
kimsenin haberi yoktu.
Fenerbahçe yapınca her zamanki gibi olay oldu ve öncü oldu.


Bizden sonra Trabzonspor da Ünal Karaman'ı Sportif Direktörlüğe getirdi.

Trabzonspor'da imzalar atıldı!

Bir haber de Göztepe'den geldi.Eski Fenerbahçe ve gs'li futbolcu ve Menajer

Erhan Önal Göztepe Sportif Direktörlüğüne getirildi.


Bir haber de Bank Asya 1.ligine yeni çıkan Mersin İdman Yurdu'ndan.
Eski 8jk'lı futbolcu Ahmet Yıldırım Sportif Direktörlüğe getirildi.






Bir haber de Ç.Rizespor'dan.
Eski FB,Ts ve gs'li futbolcu ve Teknik Direktör Hasan Vezir Sportif Direktörlüğe getirildi.

Sample Image



















Sivasspor'da gs'den Mustafa 'Turgun'u benzer bir görevle Genel Menajerliğe getirdi.



En son haber Ankraspor'dan.
Ankaraspor, sportif direktörlüğe 3 sezondur altyapı genel koordinatörlüğünü yürüten Sedat Karabük'ü getirdi.

Sedat Karabük Ankaraspor'da!



Aslında Sportif Direktör veya Genel Menajer kavramının yerine ''Futbol Direktörü''
demek daha doğru olur.Çünkü sadece Futbol ile ilgileniyorlar.

Bu konu ile ilgili Uğur Meleke'nin güzel bir yazısını ekleyelim.

Genel menajer, sportif direktör ya da futbol direktörü… Son dönemde Avrupalı futbol kulüplerince çokça tartışılan bu pozisyon, F.Bahçe-A.Kocaman ilişkisi ile tekrar hayatımıza girdi. Peki nedir bu “sportif direktör”? Avrupa’da her kulüpte var mıdır? Türkiye koşullarında sportif direktörlük yapmak mümkün müdür? Mesela A.Kocaman’a F.Bahçe’de ya da H.Şükür’e G.Saray’da rahat çalışma koşulları sağlanır mı?

Sportif direktör ne yapar?

Ansiklopedik bir karşılığı olmamakla birlikte, futbol kulüplerinde sportif direktörlüğün tanımı aşağı yukarı şu: “Sportif direktör, genelde eski teknik direktör ya da eski futbolculardan seçilir; çoğunlukla kulübün birikimlerinden faydalanmak istediği önemli spor adamlarıdır bunlar. Teknik direktörü asist eder, (meslekleri gereği doğal olarak futboldan anlamayan) yönetim kuruluyla köprü vazifesi görür. Teknik direktör bütün mesaisini idmanlara, takım seçmeye, taktik çalışmalara ayırdığı için; onun (tabiatıyla) yetişemeyeceği birtakım işler de sportif direktörün kapsamındadır: Oyuncu izleme ekipleriyle ilişkiler kurar, bütçe ve altyapıya (veya akademiye) kafa yorar. Genelde teknik direktör seçiminde de bulunur, hatta bulunmalıdır da… Zira eğer sportif direktörün, teknik direktör seçen masada olduğu bilinirse, yeni gelen hoca da tam bir güven hisseder; sportif direktörle çatışma içine girmez”

Hoeness (B.Münih), Mijatovic (R.Madrid), Beguiristain (Barcelona), Gandini (Milan), Dean (Arsenal) bu pozisyonda bulunan/bulunmuş meşhur adamlar… Kimi sportif direktörler yıllarca bu görevi başarıyla sürdürüp, (Hoeness gibi) 8-10 hocayla çalışmayı başarırken; bazıları işlerindeki uzmanlıklarını kanıtlayıp transfer bile yaptılar (Chelsea’deki Kenyon ve Fiorentina’daki Corvino gibi)… Kimileriyse maalesef kulübün sırtına yük olmaktan öteye gidemedi. Newcastle’da Ocak 2008’de göreve başlayan Dennis Wise, önce Keegan’la anlaşamadı, sonra da Shearer’ın gelişiyle ayrıldı. Takım da sezon sonunda küme düşmekten kurtulamadı.

Sportif direktör gerekli midir?

Bir futbol kulübünde sportif direktörün gerekliliğini bilmek için sanırım atom mühendisi olmak gerekmiyor! İdman organize eden, taktik çalışan, bir sonraki maça hazırlık yapan, oyuncularıyla bire bir layıkıyla ilgilenen herhangi bir teknik direktörün normal şartlarda kalan işlere vakit ayırması mümkün değildir zaten… Uzmanlığı kendi oyuncuları olan bir teknik direktör, dünyanın kalan bütün futbolcularını nasıl takip edebilecek? Sözleşmelerle, bütçeyle nasıl ilgilenecek? Oyuncu temsilcileriyle, menajerlerle nasıl görüşecek? Teknik direktörün bir sonraki maçı veya bir sonraki ayı düşündüğü sırada; sportif direktör bir sonraki yılın planlarını yapan adamdır kısaca…

Türkiye’ye uygun mudur?

Uzatmadan söyleyeyim, cevabım “evet”… Hem de bu ülkenin sportif direktöre ihtiyacı, İngiltere’den filan birkaç kat fazla. Birincisi, ligdeki 18 takım içinde geçen sezonki teknik direktörüyle yola devam eden takım sayısı yalnızca 4, iki sezon tamamlamış hoca sayısı sadece 3 iken, kulüplerin teknik devamlılığı/anlayış istikrarını sağlayacak yegâne pozisyon “sportif direktör”dür… İkincisi de, bu kadar teknik direktör hareketini yavaşlatabilecek tek adam da “sportif direktör”dür aslında… Çünkü (işin doğası gereği) futbol tecrübeleri olmayan kulüp yöneticilerinin teknik direktörün başarısını ölçmede kullandıkları metot yanlış olabilir (Ki bir ligde bir sezonda 36 teknik direktör çalışıyorsa, bu metodun doğru olduğuna kimse beni ikna edemez). Futbolun içinden gelen bir sportif direktör, teknik adamın başarısını doğru ölçme konusunda da yönetim kurulunun ufkunu genişletebilir. Belki de yönetim kurulunun 9’uncu haftada göndereceği bir hocaya sportif direktörün kazandıracağı bir 8 hafta, daha fazla “4 yıllık G.Saray-F.Terim” evliliği yaşatabilir Türk futboluna…

A.Kocaman veya H.Şükür

Türkiye’deki yönetim kurulu kalitelerini ve koşullarını biliyoruz. Belki de birkaç önemli spor adamımız, bu yönetim biçimleriyle baş edemeyecek, kırılacak/dökülecek, sportif direktörlükte uzun kalamayacak… Lakin biraz sabrederlerse, bir miktar savaşırlarsa, kendilerinden sonrakilerin önünü çok ama çok açacaklar… Aykut Kocaman’a, Hakan Şükür’e ve onlardan sonra geleceklere, istikrarlı sportif direktörlere Türk futbolunun çok ihtiyacı var… Biraz sabır… Lütfen…

************

Bu kavramı İngilizler başlattı.

İngilizler başlattı

BBC’nin bu konuyu ele alan haberinde Leicester’ın eski sportif direktörü Dave Basset, bu pozisyonun görev tanımını çok açık bir şekilde yapmış: “Sportif direktör bir tampondur. Futbol takımıyla ilgili yönetime hesabı veren kişidir. Öte yandan da teknik direktörü asiste etmekle yükümlüdür. Futbolla ilgili deneyimlerini hem teknik direktörle hem de yönetimle paylaşır. Ancak özellikle yönetimle paylaşır çünkü kulüp yöneticilerinin bu tür deneyimleri yoktur.”

Daha genel bir tarif yapıp, sportif direktörün, teknik direktörden nerede ayrıldığına bakmak gerekirse şöyle farklılıklar sayabiliriz: Teknik direktör, gün gün takımın durumuyla ilgilenecek kişidir. Form durumları, taktiksel hamleler, oyun anlayışının geliştirilmesi, futbolcuların kişisel gelişimi gibi konular, teknik direktörün işi. Öte yandan takımın transfer ve kamp bütçeleri, oyuncu takip sistemi (scouting), gençlik geliştirme birimi (altyapı) sportif direktörün sorumluluk alanıdır.

Önce Busby denedi ve yanıldı

Sportif direktör ya da futbol direktörü diye adlandırdığımız bu pozisyonun çıkışı, birçok futbol buluşunda olduğu gibi yine İngiltere’de gerçekleşmiş. 1969 yılında “Genel Menajer” titriyle yola devam kararı alan Manchester United’ın efsane ismi Matt Busby, teknik direktör olarak Wilf McGuinness’ı atamış, sonra onun görevine son vererek yeniden takımın direksiyonunu doğrudan kendi eline almıştı. Fakat gerçek anlamda sportif direktörlük yapan ilk kişi olarak, Southampton’dan Lawrie McMenemy’yi kabul etmek mümkün. 1973’te teknik direktör olarak işbaşı yapan İngiliz, 1981 yılında Alan Ball’u teknik direktörlüğe atamıştı. McMenemy; Dave Merrington ve Graeme Souness’ı da göreve getiren kişi oldu, üç ayrı hocayla çalıştı. 1979 yılından beri Bayern Munich’te bu görevi yapan Uli Hoeneß de bu isimler arasında anılması gereken bir futbol aktörü; unutmadan söylemiş olalım.


Lawrie McMenemy


İngiltere Premier Ligi, La Liga ve Seri A'nın Yeni Topu : T90

Top deyip geçmeyin


İngiltere Premier Ligi, La Liga ve Seri A'da kullanılacak olan Nike T90 gerçek bir teknoloji eseri.

Profesyonel futbol maçlarında kullanılan topların dizaynı hep ilgimizi çekmiştir. Ama bazen futbol toplarının ardındaki teknoloji, bir otomobili bile aratmayacak kadar karmaşık olabiliyor.

Nike; İngiltere Premier Ligi, İspanya La Liga ve İtaya Seri A'da kullanılmak üzere T90 kod adlı yeni tasarımı ile o kadar çok özelliği bir arada sunuyor ki futbol oynamamak elde değil. Aerodinamik yapısı ile benzersiz bir havalanma ve net vuruşlar sağlayan T90 isimli Nike'ın bu özel topu, daha keskin vuruşların yapılabilmesine olanak tanıyor.

Bu futbol topu 3 katmanlı mimarisi ile diğerlerinden apayrı. Denge, hız ve keskinlik için sayısız hesaplama sonucunda ortaya çıkan bu top, futbol maçlarının 0-0 eşitlikle bitmesinin önüne geçecek gibi.

Dış tasarımı ile görünürlük en üst seviyede. Eğer futbol ile iç içeyseniz ve 140 dolar gibi cüzi (!) bir miktarı göz ardı edebilirseniz siz de bu futbol toplarından birine sahip olabilirsiniz.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

İletişim'de Real Madrit'ten Fenerbahçe'ye Dersler !!!

Butragueno İstanbul'daydı!

Fenerbahçe'de en deli olduğum konudur bu iletişim daha doğrusu İLETİŞİM(SİZLİK),PR - Halkla İlişkiler.
Ve Aziz Yıldırım Yönetiminin 12 yıldır 1 cm bile mesafe katedemediği konuların
başında gelir.
Güya İletişim Departmanı kurulur,Ali Koç başına getirilir.Güya İletişim Sorumluları
atanır - Mehmet Sümer gitti,Orkun Yazgan geldi. - ama her nedense bu birimlerin
göstermelik 1-2 toplantı dışında ne yaptıklarını duymayız,bilmeyiz.
Kurumsallaştık diyoruz,FB Dünya Markası olacak diyoruz ama markanın tanıtımında
1.MADDE İLETİŞİM 'de sıfırız.
Defalarca yazdık burada ve başka yerlerde nafile.
Kulübün iletişim organları,birimleri var ama görüyoruz ne kadar bilgilendirildiğmizi.
Milyonlarca taraftar verilen revizyon sözleri ile ilgili yeni umutlar,yeni beklentilerle
heyecan ile transfer haberleri veya takımlarla ilgili haberler duymak istiyor kulüpten
ne gezer,ancak Başkan tesadüfen bir TV programına çıktığında orada bir kaç cümle
duyabiliyoruz.Dün akşam Uğur Dündar'ın yönettiği bir TV programında
transferde 2 oyuncu alınacağını lütfen duyabildik.
2 Aydır ne yapıyordunuz diye soran yok tabii.
Taraftar her zaman forma ,ürün al,kombine - bilet al,taraftar kart al,fenercell al
v.s. v.s de akla geliyor.
Bilgilendirmeye gelince kapı duvar.
Ondan sonra da Medya yalan haber yazıyor,bizi yıpratıyor,markaya zarar veriyor
diye kızıyor Aziz Yıldırım.
Aziz Yıldırım dün gece sözkonusu programda şöyle diyor ;

Geçen gün Ronaldinho`yu alıyormuşuz gazetede gördüm. 12 milyon Euro verecekmişiz senelik. Bunlar da marka değerini düşüren yalan haberler. Bu çok tehlikeli. Taraftarı da beklentiye sokuyor. Bu kulüplerin giderleri belli. Gelirleri de belli. Siz bunları düşünmezseniz sonunda bankalara teslim edersiniz kulüpleri. Biz orta saha bakıyoruz. Stoper veya sol tarafa da oyuncu alabiliriz."

İşte benim yırtındığım konu bu.
Kendi ağzıyla kabul ediyor İLETİŞİMDE BAŞARISIZ OLDUĞUNU.
İyi ya işte Baba ,doğru bilgilendirin çıkıpta MARKA DEĞERİNİZ zarar görmesin.

Gelelim bağlantılı sadede ;

Medyadan duymuşsunuzdur,Real Madrit ,Bilgi Üniversitesi ile işbirliği yaparak
''Spor Yönetici Yetiştirme'' Ön Lisans programının tanıtımı için Efsane Futbolcuları
Emilio Butragueno'yu İstanbul'a gönderdi.
Butragueno şu anda Real Madrit Spor Okulu Genel Müdürü.
Kendisi ile söyleşi yapılmış,çok ilginç şeyler söylüyor.
Real Madrit futbola ''İletişim Aracı '' olarak bakıyormuş.

Şöyle diyor Butragueno ;

''Real Madrit'te yaptığımız en büyük iş İLETİŞİM.
İletişim sayesinde markamızı büyütüyoruz.
Onun sayesinde gelirler elde ediyoruz.

Yaptığımız pahalı gözüken transferler de ''masraf değil,iletişim yatırımıdır''.
Zidane transferi de zamanında büyük bir yatırımdı.Karşılığını fazlasıyla aldık.''


İletişim; eğer doğru strateji üzerine kurulursa kulüplerin halkla ilişkisini sağlayan,
takip edilirliğini arttıran ,beğenilirliğini katlayan bir bilim dalı.
Bu sayede markanıza değer katıyorsunuz ,ana gelirlerinizi elde ettiğiniz sponsorlar
size ulaşarak yatırım yapıyor,taraftarınız daha çok ürün alarak,sunduklarınızı
tüketerek size daha fazla gelir sağlıyor.
Ama Türkiye'de kulüplerin iletişim durumları yukarıda en büyük marka dediğimiz
Fenerbahçe örneği ile ortada.
Resmen İletişim değil iletişimsizik üzerine kurulu.
Çoğu kulüpte böyle birimler,departmanlar,profesyoneller yok,olanlarda da
Başkan ve Yöneticilerin ağızlarından çıkacak kelimelere göre işliyor.
Bu şekilde daha iyi herhalde.
Türkiye de Futbolda kalkınmanın Altın Anahtarı iletişimdir.
Bunun farkına varıp tam anlamıyla bir an önce uygulamaya koyan kulüp
diğerlerine ciddi fark atacaktır.
5-1-0 milyon euro verip oyuncu almak yerine belki de 10 bin,50 bin veya 100 bin euro
harcayıp iletişim departmanı kurup adam gibi yürütseler en önemli transferi yapmış
olurlar.
Umarım Fenerbahçe Başkan ve Yöneticileri Butragueno'nun açıklamalarını
okumuşlardır.
O tanıtım'a da kulüpten bir görevli gönderdiler mi acaba ?

NOT 1:

FB TV Haberlerinde izledim.
Fenerbahçe Spor Kulübü iletişim konusunda nihayet göstermelik bir adım daha atmış.
Başkan Yönetim toplantısında Divan ve Kongre Üyelerini 2-3 Aylık dilimlerde
çağırıp çeşitli konularda görüşlerini alacakmış.
İlk toplantı bugün yapılmış.800 kişilik ilk çağrılan gruptan 67 kişi katılıp
görüşlerini anlatmışlar.
Bu da arkası gelmeyecek göstermelik bir adımdır diğerleri gibi.
Hem bu kulübün sahibi sadece Divan ve Kongre Üyeleri mi ?
Milyonlarca üye olmayan taraftarlar ne olacak ?
İlle de paralı üyeler olmalı tabii.


NOT 2:

Butragueno'nun Ziyaret sebebi konu ile ilgili ufak bilgi de şöyle ;

Butragueno, FIFA'nın Real Madrid'i geçtiğimiz yüzyılın en iyi kulübü seçtiğini ve bir araştırmaya göre kulübünk dünyanın her yerinde yaklaşık 300 milyon taraftarları olduğunu söyledi.

2006 yılında UEM ile yaptıkları anlaşmayla Real Madrid Spor Okulu'nu kurduklarını anlatan Butragueno, ''Lider olabilecek profesyoneller eğitmemiz lazım. Dünyanın yenilikçi karakterlere ihtiyacı var. İstanbul'a gelmek bizim için bir onur. İstanbul, dünyanın en büyüleyici şehirlerinden birisi. Bugün burada tanıtımını yaptığımız program, verimli bir ortaklığın başlangıcı olacaktır'' diye konuştu.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, İngilizce eğitim verecek programın 2 yıllık ile başladığını, 2010-11 akademik yılında ise 4 yıllık lisans programı, yüksek lisans ve doktora programı planladıklarını söyledi. Güven, programda spor pazarlaması, iletişimi, hukuku, tıbbı, bütçe planlaması konularının okutulacağını ifade ederek, ''Ülkemizde spor endüstrisinin kalkınması için gereken bilgiyi, beceriyi aktaracak insanlar yetiştirmek istiyoruz. Bu sene 60 öğrenciyle başlıyoruz. Spor endüstrisine gerekli insan kaynağını vermeyi amaçlıyoruz. Bizim kulüplerimizin şirket gibi yönetilip, daha ileri hedeflere gitmesi lazım'' şeklinde konuştu.

Burak Yılmaz Haksız mı ?


Burak bugün bir Spor Radyosuna şu açıklamaları yapmış ;

“Aragones’in anlamsız tutumunu bir türlü anlayamadım, tavırlarını hazmedemedim. Sürekli aynı şablon ve sistemde ısrar etmesi, aynı takımı sahaya sürmesi beni demoralize etti. Ağzımızla kuş tutsak bile Aragones’e yaranamadık. Benim gibi birçok futbolu mağdur oldu. Aragones’in tutumu, Fenerbahçe’yi, pek çok kişi ve benim hayatımı etkiledi. İsim vermek istemiyorum ama başkaları gibi kadroya alınmayınca kapris yapmadım, küfür etmedim, olay çıkarmadım. Tabii ki susunca, kolay lokma olunca kadroya alınmadım... Daum beni istiyordu ama belki onu aşan şeyler oldu. Belki Başkanımız Aziz Yıldırım bana sinirli, belki yönetim bilemiyorum. Herkes gerçek Burak’ı bu sene görecek. İyi oynayıp Fenerbahçe’ye daha güçlü bir şekilde döneceğim.”

Aziz Yıldırım'ın kafa dengi Hocası Aragones ile beraber geçen yıl koskoca Fenerbahçe'yi
ne hale getirdiklerinin resmidir bu.
Daha konuşulmadık neler var neler .
Kendi Dayısının Oğlu Neşet Yalçın bile yeni yönetime girmedi ,kaçtı yaşadıklarından.
Burak Yılmaz transfer sezonunda kulübünün anlaşmasına rağmen Trabzonspor'a gitmedi
ben Fenerbahçe'de oynamak istiyorum,söz verdim dedi ve inat ederek bize geldi.
Çocuk ne kadar şans bulabildi.
Şu Rap Çocuğu Kazım'ın her türlü rezaleti yapmasına rağmen bulduğu şansın 4/1'ini bile
bulamadı.Bu elemanı Daum bu sezon forvette oynatacakmış.
Elinde Burak varken hem de işte.
Özel hayatında da sorunları oldu,kulüp yardımcı olmadığı gibi Aziz Yıldırım basında
haberleri çıktı diye kızarak takımdan gönderdi.
İşte Kurumsallaşmış (!) Fenerbahçe'de işler bu arabesk anlayışla yürüyor.
İnşaallah Burak Eskişehir'de kendini gösterecek ve yata yata para kazanan ,taraftarı
kahreden Beyadelerin elinden formayı söke söke alacak seneye.
Tabii Aziz Yıldırım gene bir şeylere kızmazsa.(!)

Fenerbahçe'den gollü prova .5-0 !!!!


Fenerbahçe-SSV Ulm: 5-0
HAKEMLER:
Knut Kricher, Dominik Schaal, Martin Petersen
FENERBAHÇE: Volkan D. 7, Volkan B.(Dk.45) 6, Gökhan G. 7, Bekir 5, Önder (Dk.45) 7, Bilica 7, Deniz(Dk.63) 6, Carlos 6, Emre 6, Selçuk 5, Ali (Dk.45) 6, Alex 8, Deivid 6, Abdülkadir (Dk.76) 5, Semih 7, Furkan (Dk.76) 5, Uğur 6, Onur (Dk.76) 5
SSV Ulm 1846: Betz 4, Leschinski 5, Reith 5, Wiesner 4, Sauter 5, Müller 4, Marinoviç 5, Schmidt 4, Burak (Dk. 77) 5, Barth 6, Kienast (Dk. 65) 4, Grüttner 4, Radojeviç 5, Pangallo (Dk. 65) 4, Knoll (Dk. 46) 4
GOLLER: Gökhan (Dk.23), Semih (Dk.51 ve 63),Deivid (Dk.66),Önder (Dk.73)
SARI KART: Selçuk (Fenerbahçe)






Öncelikle Hayırlı Olsun diyorum.
Sakatlıksız,kazasız ,belasız Şampiyonlukla bitireceğimiz bir sezon olsun.
Özlemiştik Fenerbahçe'yi.
Özlemiştik ama bu takımı ve bazı futbolcuları değil.
Taraftar olarak verilen revizyon sözlerinin tutulup denildiği gibi 15 Haziran'da
transerlerin bitirilip tam kadro çalışmak ve yepyeni bir kadro ve anlayışla
yeni ümitler beslememiz lazımdı.
4 transferden Mehmet Topuz ve Özer sakatlıkları nedeniyle olmayınca sadece
Bilica ve Bekir takviyeli eski takımı izleyebildik.
Ve açıkcası Deivid,Uğur ve Selçuk'u görünce,gene tek forvetli lanet sistemi
görünce moralim bozuldu.
Rakip bölgesel lig takımı ama genç ve çok koşan,sert ve agresif oynayarak bozmaya
çalışan bir takımdı.

Maçı sportif direktör Aykut Kocaman ve sakatlığı süren Mehmet Topuz, Özer Hurmacı da yedek kulübesinden izledi. Bu tip takımlarla lig'te de çok karşılaşacağız.
Ne yazık ki geçen 2 sezon da bu tip takımlara kaybettiğimiz puanlarla Şampiyonlukları
kaybettik.
İşte o yüzden iyi bir test maçı oldu.
Bu takımları açmak için bol pa yapmak ama bunu hızlı ve çabuk yapmak önemlidir.
Daum'un da dediği gibi henüz bu konuda yavaşız.Hızlı pas trafiğini arttırmamız lazım.
Ama bunu bu kadro ile yapmak çok zor.Geç düşünen,reaksiyon zamanı çok yavaş
Selçuk,Deivid gibi adamlarla,Uğur gibi savruk,dağınık,geçtiği adama dönüp bir daha
çalım atmaya çalışan adamlarla bu iş zordur.
Bu sistem de sağ ve sol kanatta çok kaliteli 1.sınıf seri,çabuk oyuncular lazım.
Uğur ile ve Deivid ile sol ve sağ kanat olmaz.
Almadılar kanat adamları ki.
Tek ümidim Daum'un Mehmet Topuz'u sağ Özer'i sol kanat'a yerleştirmesi.
Artı Selçuk'un yerine çok kaliteli bir Ön liberonun alınması.
Yoksa bu takım hızlı oynayamaz.
Ha bir de forvet sorunu var.Semih eyvallah golcü,fırsatçı,son vuruşu iyi ama çabuk
değil,adam geçemiyor.O yüzden hep söylediğim Guiza kesinikle satılıp ,Semih'in
yanına sprinter,adam eksilten,hava toplarına hakim baba bir Santrfor şart.

Yenilerden Bilica beklediğim gibi iyiydi.Sanki eskiden beri oynuyor gibiydi.
Her an oyunun içinde.Hücuma da katılabiliyor.Sağlam,dengeli,soğukkanlı.
Sadece maçın başında bir top kaptırdı.Çok faydalı olacak.
Lugano kalırsa,Bilica Ön liberoya da kaydıralabilir.
Bekir tutuktu.İlk maçın heyecanından diyelim.Bir kaç pozisyonda da ağır kaldı.
Umarım çabuk alışır yoksa 11'e girmesi zor olur.
Eskilerden Kaptan Alex istekli,üretken ve çalışkandı.
Gökhan da bildiğimiz gibiydi.
RC,Emre ve Semih'te iyiydi.
Deivid gol atmasına rağmen çok kötüydü.Uğur aynı şekilde.
İkinci yarı Ali Bilgin,Selçuk'un yerine girdi ve Ön libero oynadı.
Selçuk'tan iyiydi.
Gençlerden Abdülkadir kendi yerinde değil Deivid'in yerine girdiği için sağ da
oynadı.Fiziğini iyi buldum yaşına göre.
Sakaryalı gençler Onur ve Furkan için bir şey söylemek erken.
Çok heyecanlıydılar.Sol da oynayan Onur eskilerden Aygün ve Olcan gibi
seri,çabuk bir genç.Güçlenirse tekniği ve çabukluğu ile bir şeyler yapabilir.

Son olarak;şu gurbetçilerin her sene bitmek tükenmek bilmeyen ilkel hareketleri
baydı artık.Bu ne kardeşim ya.Medeniyetin göbeğinde yaşıyorsunuz,ne zaman
adam gibi bir maç seyretmeyi öğreneceksiniz.
Düzce'deki Topuk Yaylasındaki tesisler bitse de bir an önce böyle Almanya
kampları ,hazırlık maçları ve bu rezalet görüntüleri bir daha görmesek.

14 Temmuz 2009 Salı

Bank Asya 1. Lig fikstürü çekildi .



Bank Asya 1. Lig fikstürü İstanbul’da çekildi.
Ataköy Olimpiyatevi’nde gerçekleştirilen fikstür çekimine, Bank Asya 1. Lig’de mücadele edecek kulüplerin temsilcileri katıldı. 22 Ağustos’ta başlayacak Bank Asya 1. Lig’de sezon, 9 mayıs 2010’da sona erecek.


Bank Asya 1. Lig’de ilk hafta maçlarının programı şöyle:


Kayseri Erciyesspor -Dardanelspor Altay - Kartalspor
Gaziantep B.Belediyespor - Konyaspor Giresunspor - Orduspor
Samsunspor -Kardemir D.Ç. Karabükspor Adanaspor - Karşıyaka
Boluspor - Mersin İdmanyurdu Hacettepe - Çaykur Rizespor Bucaspor - Kocaelispor

YENİLİKLER

Kura çekimi öncesinde bir konuşma yapan federasyon genel sekreter vekili Gıyasettin Şenman, Bank Asya 1. Lig’deki yenilikleri anlattı.
Şenman, TFF Yönetim Kurulu’nun, geçen ay aldığı karar doğrultusunda, Bank Asya 1.Lig’den Turkcell Süper Lig’e yükselecek 3’üncü takımın belli olacağı play-off maçlarının tek devreli lig usulüne göre oynanmasına karar verdiğini söyledi.
Şenman, "Normal sezonu 3, 4, 5. ve 6. bitirecekler arasında oynanacak müsabakalar sonucunda dört takım arasından ilk sırayı alan takım Turkcell Süper Lig’e yükselecek" dedi.
Sportif reklam ve ekipman talimatında da değişiklikler yapıldığını belirten Gıyasettin Şenman, şunları kaydetti:
"Bank Asya 1. Lig’deki kulüplerimiz yeni sezonda forma ön yüzlerinin yanı sıra arka yüzü ve şortlarının sağ ön yüzüne de sponsorluk alabilecek. Ayrıca, yeni sezondan itibaren Bank Asya 1. Lig’de yer alan takımlar formalarına, iç saha ile deplasmanda oynadıkları maçlarda farklı firmaların reklamlarını alabilecek."

Bank Asya 1. Lig’de sezonun ilk yarısının programı şöyle:

1. Hafta: (22 Ağustos)


Kayseri Erciyesspor-Dardanelspor
Altay-Kartalspor
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Konyaspor
Giresunspor-Orduspor
Samsunspor-Kardemir D.Ç. Karabükspor
Adanaspor-Karşıyaka
Boluspor- Mersin İdmanyurdu
Hacettepe-Çaykur Rizespor
Bucaspor-Kocaelispor

2. Hafta: (30 Ağustos)


Kartalspor-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor
Çaykur Rizespor-Boluspor
Mersin İdmanyurdu-Adanaspor
Karşıyaka-Samsunspor
Orduspor-Altay
Konyaspor-Kayseri Erciyesspor
Dardanelspor-Bucaspor
Kardemir D.Ç. Karabükspor-Giresunspor
Kocaelispor-Hacettepe

3. Hafta: (6 Eylül)


Bucaspor-Hacettepe
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Orduspor
Samsunspor-Mersin İdmanyurdu
Kayseri Erciyesspor-Kartalspor
Altay-Kardemir D.Ç. Karabükspor
Giresunspor-Karşıyaka
Boluspor-Kocaelispor
Dardanelspor-Konyaspor
Adanaspor-Çaykur Rizespor

4. Hafta: (13 Eylül)


Karşıyaka-Altay
Orduspor-Kayseri Erciyesspor
Hacettepe-Boluspor
Mersin İdmanyurdu-Giresunspor
Kardemir D.Ç. Karabükspor-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor
Kartalspor-Dardanelspor
Konyaspor-Bucaspor
Çaykur Rizespor-Samsunspor
Kocaelispor-Adanaspor

5. Hafta: (20 Eylül)


Kayseri Erciyesspor-Kardemir D.Ç. Karabükspor
Konyaspor-Kartalspor
Dardanelspor-Orduspor
Bucaspor-Boluspor
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Karşıyaka
Altay-Mersin İdmanyurdu
Giresunspor-Çaykur Rizespor
Samsunspor-Kocaelispor
Adanaspor-Hacettepe

6. Hafta: (30 Eylül)


Orduspor-Konyaspor
Kartalspor-Bucaspor
Kocaelispor-Giresunspor
Mersin İdmanyurdu-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor
Karşıyaka-Kayseri Erciyesspor
Kardemir D.Ç. Karabükspor-Dardanelspor
Boluspor-Adanaspor
Hacettepe-Samsunspor
Çaykur Rizespor-Altay

7. Hafta: (4 Ekim)


Kayseri Erciyesspor-Mersin İdmanyurdu
Giresunspor-Hacettepe
Kartalspor-Orduspor
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Çaykur Rizespor
Altay-Kocaelispor
Samsunspor-Boluspor
Konyaspor-Kardemir D.Ç. Karabükspor
Dardanelspor-Karşıyaka
Bucaspor-Adanaspor

8. Hafta: (11 Ekim)


Kocaelispor-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor
Karşıyaka-Konyaspor
Hacettepe-Altay
Mersin İdmanyurdu-Dardanelspor
Kardamir D.Ç. Karabükspor-Kartalspor
Orduspor-Bucaspor
Adanaspor-Samsunspor
Boluspor-Giresunspor
Çaykur Rizespor-Kayseri Erciyesspor

9. Hafta: (18 Ekim)


Altay-Boluspor
Orduspor-Kardemir D.Ç. Karabükspor
Dardanelspor-Çaykur Rizespor
Kayseri Erciyesspor-Kocaelispor
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Hacettepe
Giresunspor-Adanaspor
Kartalspor-Karşıyaka
Konyaspor-Mersin İdmanyurdu
Bucaspor-Samsunspor

10. Hafta: (25 Ekim)


Boluspor-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor
Çaykur Rizespor-Konyaspor
Kocaelispor-Dardanelspor
Mersin İdmanyurdu-Kartalspor
Karşıyaka-Orduspor
Kardemir D.Ç. Karabükspor-Bucaspor
Samsunspor-Giresunspor
Adanaspor-Altay
Hacettepe-Kayseri Erciyesspor

11. Hafta (1 Kasım)


Orduspor-Mersin İdmanyurdu
Kartalspor-Çaykur Rizespor
Bucaspor-Giresunspor
Kayseri Erciyesspor-Boluspor
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Adanaspor
Altay-Samsunspor
Kardemir D.Ç. Karabükspor-Karşıyaka
Konyaspor-Kocaelispor
Dardanelspor-Hacettepe

12. Hafta: (8 Kasım)


Samsunspor-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor
Boluspor-Dardanelspor
Çaykur Rizespor-Orduspor
Kocaelispor-Kartalspor
Mersin İdmanyurdu-Kardemir D.Ç. Karabükspor
Karşıyaka-Bucaspor
Giresunspor-Altay
Adanaspor-Kayseri Erciyesspor
Hacettepe-Konyaspor

13. Hafta: (22 Kasım)


Kayseri Erciyesspor-Samsunspor
Kartalspor-Hacettepe
Konyaspor-Boluspor
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Giresunspor
Karşıyaka-Mersin İdmanyurdu
Kardemir D.Ç. Karabükspor-Çaykur Rizespor
Orduspor-Kocaelispor
Dardanelspor-Adanaspor
Bucaspor-Altay

14. Hafta: (29 Kasım)


Altay-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor
Giresunspor-Kayseri Erciyesspor
Çaykur Rizespor-Karşıyaka
Kocaelispor-Kardemir D.Ç. Karabükspor
Mersin İdmanyurdu-Bucaspor
Samsunspor-Dardanelspor
Adanaspor-Konyaspor
Boluspor-Kartalspor
Hacettepe-Orduspor

15. Hafta: (6 Aralık)


Kayseri Erciyesspor-Altay
Kardemir D.Ç. Karabükspor-Hacettepe
Konyaspor-Samsunspor
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Bucaspor
Karşıyaka-Kocaelispor
Orduspor-Boluspor
Kartalspor-Adanaspor
Dardanelspor-Giresunspor
Çaykur Rizespor-Mersin İdmanyurdu

16. Hafta: (13 Aralık)


Giresunspor-Konyaspor
Boluspor-Kardemir D.Ç. Karabükspor
Bucaspor-Çaykur Rizespor
Kocaelispor-Mersin İdmanyurdu
Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Kayseri Erciyesspor
Altay-Dardanelspor
Samsunspor-Kartalspor
Adanaspor-Orduspor
Hacettepe-Karşıyaka

17. Hafta: (20 Aralık)


Kayseri Erciyesspor-Bucaspor
Orduspor-Samsunspor
Dardanelspor-Gaziantep Büyükşehir Belediyespor
Mersin İdmanyurdu-Hacettepe
Karşıyaka-Boluspor
Kardemir D.Ç. Karabükspor-Adanaspor
Kartalspor-Giresunspor
Konyaspor-Altay
Çaykur Rizespor-Kocaelispor

Real Madrit : Bir Spor Kulübü değil,Global Şirket !!!!



Nefret ettiğim bir takımdır Real Madrit.
Kral - Devletin takımı olması,sürekli kayırılması,mağrur ve tepeden bakan bir
camia olmaları,başarıya giden her yol mübahtır Makyavelist felsefesini her daim
düstur edinmeleri hep hep beni gıcık etmiştir.
Gelgelelim Endüstriyel Futbol'da dev bir Dünya Markası oldukları da bir yadsınamaz
gerçektir.
Yaptıkları inanılmaz rakamlı transferler hep büyük yankı yaratmıştır.



Değirmenin suyu nereden geliyor soruları hep sorulmuştur.
Büyük sponsorluk gelirleri var.Ancak hesapsız harcamalarla 3 kez iflas noktasına
geldiklerinde de devlet tarafında kurtarılmışlardır.
En son Madrit Belediyesi yaptırıp cüzi paraya verdiği Antrenman tesislerini
300 milyon dolara geri alarak büyük kıyak yapmıştı.

RM'nin Global Şirket konumuna gelmesi ile ilgili güzel bir değerlendirme ;

Barcelona’nın, Manchester United’ın son dönemde sportif başarıları Real Madrid’in çok üstünde... Ama onların aldığı bu iyi neticeler bile, Real Madrid’in 4 yıldır üst üste Deloitte Futbol Para Ligi’nde tepede olmasına engel olamıyor. Madrid ekibi, 2008 sonu itibariyle yıllık gelirlerini 366 milyon euroya (yani en yakın rakibinin 41 milyon fazlasına) ulaştırmış durumda... Bu rakam, Madrid ekibinin 5 senede 3 Ş.Ligi şampiyonluğu kazandığı 2002 döneminin yaklaşık iki katı... 2008’deki yüzde 4’lük gelir artışı, söz konusu dönemin en büyük sıçraması...

Real Madrid’in sahada kaybederken, kasada kazanmak için kullandığı yöntemler içinde tabii ki yadsınamayacak “marka değeri” avantajı ilk sırada... Futbolun en güçlü markasına sahipler, hatta “sporun en kuvvetlisi” yarışmasında da favoriler arasındalar. Bu da onlara para ile birlikte prestijli şirketlerle çalışma lüksünü de getiriyor.
Kulübün sponsorları arasında Adidas, Bwin,
Coca-Cola ve Audi gibi dünya devlerinin olması tesadüf değil... (Sadece Adidas’tan 2007 yılında yapılan anlaşmayla kazanılan imaj hakları geliri 762 milyon euro)

Lokal avantajlar


Evet, lokal avantajları da var, kulübün sahibinin (Avrupa’daki birçok büyük kulübün aksine) binlerce Real Madrid taraftarı olması, yönetim kuruluna hareket kabiliyeti kazandırıyor. Kulübün sahibi taraftarlar, stada da gelmeyi ihmal etmiyorlar: Avrupa’nın en büyük üçüncü stadyumuna sahip Real Madrid’in yıllık maç günü gelirleri 101 milyon euro düzeyinde. 80 bin 354 koltuklu Bernabeu, tüm sezonu tam kapasiteyle geçiriyor.
Yayın sözleşmelerinde de yerel avantajları var: 1997’den beri tv haklarını bireysel olarak pazarlayabiliyorlar. Mediapro’nun 7 yıl için Real Madrid’e ödediği 1,1 milyar euro, olağan üstü bir rakam... Madrid ekibinin televizyondan kazandığı yıllık yaklaşık 157 milyon euro, Manchester United’ın neredeyse iki katı...
İspanya’da mücadele ediyor olmalarının bir diğer artısı da, yabancı oyunculara ilk 5 yıl için tanınan yüzde 23-25 civarındaki vergi oranı... Bu oran, rakip liglerde yüzde 40’larda seyrediyor.

Global tavır


Tabii bütün bu ön avantajların yanı sıra, Real Madrid’i rakiplerinin bir adım önüne çıkartan bir global pazarlama dehası olduğunu da belirtmek gerek. 2003’te Beckham transferiyle markalarını Doğu Asya ve Hint pazarına açtılar. Nigel Currie’nin deyimiyle, transferde sadece en iyi oyuncuları değil, en pazarlanabilir oyuncuları da takımlarına katma yöntemini benimsediler. Oradaki sporseverlerin kulüplerden çok yıldız oyunculara rağbet gösterdiğini öngördüler ve önümüzdeki 3-5 yıl içinde çok büyük rakamlara ulaşması beklenen “okyanus ötesi televizyon gelirleri” konusunda da öncü adımlar attılar.

Post-Beckham dönemi
Deloitte’ın övgülerle dolu “Real Madrid 2008” değerlendirmesinin son cümleleriyse enteresan: “Evet, Real Madrid’i muhtemelen gelecek yıl da bu listenin tepesinde göreceğiz. Ama Beckham sonrası dönemi nasıl idare edeceklerini de çok merak ediyoruz”
Galiba, Perez’in Ronaldo transferi de, Deloitte raporundaki “Post-Beckham” sorusuna bir cevap niteliğinde... Dünyanın en “pazarlanabilir” oyuncusunu Madrid’e getirdiler; üstelik 75 bin kişilik Maradona-Napoli buluşmasını kıskandıran bir kalabalığın Ronaldo’ya hoş geldin demek için Bernabeu’ya gelmesine bakılırsa, hiç de fena bir oyuncu transfer etmediler!
Evet Ronaldo Madrid’e bedavaya gelmedi, yıllık 13 milyon euro gibi olağan üstü bir para alacak, ama şaşırtıcı olan şu: “Belki de o kadar parayı da Real Madrid’e verecek!” ... Çünkü sözleşmeye göre Ronaldo’nun bugünden sonra yapacağı bütün reklam/sponsorluk anlaşmalarının yarısı Real’in kasasına girecek. Bu adamın 2009 yılı imaj gelirlerinin 25 milyon euroyu bulabileceği söyleniyor. Nike ve Banco Espiritu gibi firmalarla imzaladığı geçmiş sözleşmelerin parası hâlâ tamamen Ronaldo’nun. Ama bundan sonra kazanacaklarının da 13 milyon euronun altında olacağını kimse iddia edemiyor.
Bir futbolcuya yıllık 13 milyon euro vereceksiniz. Onun da size o civarda bir parayı geri verme potansiyeli var. Herhalde dünyada bundan ucuz bir oyuncu yoktur! Üstelik de sizi Mayıs’ta Madrid’de oynanacak Şampiyonlar Ligi finaline de çıkarabilecek bir oyuncu bu... Belki Xavi’yi yetiştiremediler, ama Laporta kusura bakmasın, Ronaldo’yu almak da hiç küçümsenecek bir iş değil doğrusu...

Uğur Meleke - Milliyet

Yeni Evliler !!!!

Via LatinContent Editorial

Pato ve Sthefany Brito çifti.

Via Ag news

Robinho - Vivian çifti.

Xabi Alonso - Nagore Aranburu çifti.

**********

MUTLULUKLAR !!!!!!!!!!!!

Etiketler