13 Kasım 2010 Cumartesi

Turkish Airlines Euroleague 4.Hafta Değerlendirmesi.

http://4.bp.blogspot.com/_wa3TYDvx1sw/TFHQO9edD-I/AAAAAAAAExI/dE6jFeEumQY/s400/thyeuroleague.PNG

HAFTANIN TOPLU SONUÇLARI
PUAN DURUMLARI
 
 5.HAFTANIN PROGRAMI

 4.HAFTANIN EN İYİLERİ
 
MVP: Berni Rodriguez, Unicaja  
Unicaja Malaga'nın tecrübeli kaptanı ve Guardı Berni Rodriguez 10.Euroleague sezonunda Virtus Roma'yı 104-83 yendikleri maçta 24 sayı (9/6 şut isabeti),10 asist,5 ribaunt,3 top çalma,36 puan ile kariyer rekoru kırarak haftanın MVP'si olmaya hak kazandı.
* Haftanın 2.sıradaki başarılı ismi Cibona Zagrep'ten Leon Radoseviç.Cholet'ye 84-71 yenilmelerine rağmen
19 sayı,10 ribaunt 31 raiting puanı ile kariyerinin en iyi oyununu oynadı.
* Haftanın diğer başarılı isimleri Olimpiakos'tan Radoslav Nesteroviç (18s.6r.3blk),İspanya ligi şampiyonu Caja Laboral'ı deplasmanda 88-92 deviren Zalgiris Kaunas'tan Mirza Begiç (18s.6r.2 blok),Armani Jeans'ten Jonas Maciulis 26s.7r.3a.ile PE Valencia'yı 69-80 yenmelerinde büyük pay sahibi oldu.
 Bu 3 oyuncu da 28 raiting ile oynadılar.
* Haftanın en iyi bireysel performansı 4 blok yapan Sergei Monya'dan.
* Haftanın en başarılı isimlerinden biri de sayı krallığında lider olan Olimpija'lı Kevin Pinkney oldu.
CSKA'nın ilk galibiyetini aldığı Rusya deplasmanında 26 sayı atmasına rağmen takımını yenilgiden kurtaramadı.
16.3 sayı ortalaması ile 3.sıraya düştü.
* Diğer başarılı isimler ; bizim Mirsad 13s.10r.,Cholet Basket'in forveti Sammy Meija 17s.11r.,Pailus Jankunas 12s.13r.double double yaptılar.
* BÜYÜK GURUR !!! 24 TAKIM İÇİNDE 4/4 İLE TEK NAMAĞLUP TAKIMIZ.
* 0/4 ile galibiyetsiz takımlar ise  A Grubu sonuncusu Asseco Prokom,B Grubu sonuncusu Spirou Charleroi,
C Grubu sonuncusu bu hafta evlerinde Cholet'ye de kaybeden Cibona Zagrep.
* CSKA nihayet ilk galibiyetini  aldı.Olimpija'yı 65-55 yendiler.
* Haftanın flaş sonucunu İspanya ligi şampiyonu Caja Laboral'i deplasmanda yenmeyi başaran Zalgiris Kaunas aldı.Mirza Begiç 18s.6r.ile çok iyi oynadı. Caja Laboral'den Martin Rancik kenardan gelerek 20.26 dk.da 24 sayı atarak süper bir performans gösterdi.
* Real Madrit'in Brose Basket'i uzatmada 83-81 yenebildiği maç  haftanın en dikkat çekici diğer maçıydı.

Fiba Bayanlar Euroleague 3.Hafta Değerlendirmesi.

A.JPG
B.JPG
C.JPG
D.JPG

E.JPG
F.JPG

 3.HAFTANIN OYUNCUSU : MONİCA WRIGHT (LOTOS GDYNİA)

2.JPG
 37 dk.da 26s.7r.5a.28 Efektiflik puanı ile oynamış.

 3.HAFTANIN VERİMLİLİK TOP 15 LİSTESİ


1.JPG

* A Grubunda lider Cras Basket 3/3 ile yenilgisiz gidiyor.

* B Grubu yani bizim grupta UMMC ile 3/3 gidiyoruz.Sayı farkı ile lider onlar.
3 maç içeride oynama avantajı ile UMMC deplasmanına kayıpsız çıkacağız inşaallah.2.Yarı 3 maç üst üste deplasman zor olacak ama takım oturuncaya kadar 3 içeride fikstürü avantaj oldu.
Grupta Rivas Ecopolis'in 3/0 ile sonunculuğa demir atması ilginç.Gospic Crotia da 3/0 ama Rivas gibi değil.
En azından direniyorlar.Lotos deplasmanında 90-88 zor kaybetmişler.Haftanın oyuncusu Monica Wright'ı durdurabilselermiş deplasmandan galip gelebileceklermiş.Lotos'ta ABD'li SG Monica Wright 37 dk.da 26s.7r.5a.28 Efektiflik puanı ile oynamış.Wright'tan sonra Letonyalı PG Elina Babkina 17s.5r.3a.Sırp Pivot Milka Bjelica 17s.7r.5a.ABD'li pivot Sandora Irvin 12s.4r.ile oynamış.
Gospic Crotia'da Jamaikalı Guard Maurita Reid 20s.9r.6a.ile gene çok iyi oynamış.Daha sonra eski bjk'lı Hırvat SG Sandra Mandir 19s.7r.3a.Kısa forvet Jelena İveziç 18s.Pivot Marija Vrsaljko 17s.7r.ile oynamış.
UMMC'nin Rivas'ı deplasmanda 54-76 yendiği maçta Rivas'ta Courtney Paris 17s.8r.Dewanna Bonner 12s.8r.ayakta kalan 2 isim olmuşlar.UMMC'de Fransız Pivot Sandrine Gruda 20s.7r.3a.C.Pondexter 14s.Polonyalı yıldız forvet Agnieszka Bibrzycka 11s.5r.ile oynamış.Biba bu sezon biraz formsuz gibi.Şu ana kadar 10.3s.3.7r.2.3a.ortalamaları ile oynuyor.

* C Grubunda 3/3 yapan tek takım Halcon Avenida.S.Moskova bir bomba daha yaparak USK Prague deplasmanında da kaybederek 2.yenilgisini aldı.Böylece gs mp 2.sıraya yükseldi.S.Moskova'yı yenen Litvanya takımı Vici Aistes çok kötü oynayarak tutunamadı.Sonuncu sırada Vici ve tek galibiyetleri S.Moskova'ya.
gs mp haftaya Halcon Avenida deplasmanına gidiyor.gs mp'de S.Fowles 18s.11r.Augustus 16s.Petronyte 12s.ile oynamış.Vici'de Giedre Paugaite (F/C) 16s.10r.Ausra Bimbaite (SG) 11s.5r.ile oynamış.
USK Prag'ın S.Moskova'yı 73-72 yendiği maçta (PF) Delisha Milton Jones 22s.9r.(F)Eva Viteckova 22s.6r.
(PG) Lindsay Whalen 16s.7r.3a.ile oynamış.S.Moskova'da Avustralyalı PF Lauren Jackson 16s.ABD'li PG E.Prints 15.7r.8s.Zogota 5 sayıda kalmış.
Bu grup çok karışık. 6 takımında iddiası devam ediyor.

* D Grubunda ;yenilgisiz lider Ros Caceres.Güçlü rakibi Beretta Familia'yı deplasmanda 67-76 yendiler.
Beretta'da forvet Laura Macchi 16s.ABD'li pivot Janel Mc Carville 14s.10r.ile oynamış.
Ros Caceres'te ise ABD'li pivot Rebekkah Brunson 20s.11r.(SG) Marta Fernandez  20s.2r.5a.ile oynamış.

12 Kasım 2010 Cuma

Hafta Sonu Spor Ekranı

adsiz7

 12 Kasım Cuma

20.00 Konyaspor - Kayserispor / LİG TV
21.30 B.Dortmund - Hamburg / TRT HD - TRT 3

 13 Kasım Cumartesi

04.30 Oklohoma - Portland / NBA TV-NTV
08.30 Türkiye - Almanya  / NTV SPOR
11.00 Brezilya - Japonya Dünya Voleybol Şampiyonası Yarı Final Maçı / NTV SPOR
12.30 TVF Spor Lisesi - Melikgazi Bld. / ART
13.00 Rusya - ABD Dünya Voleybol Şampiyonası Yarı Final Maçı / NTV SPOR
14.00 Adanaspor - Orduspor / TRT 1
14.30 Bucaspor - Ankaragücü / DİGİ
14.45 Aston Villa - M.United / SPORMAX
16.00 Bursaspor - Trabzonspor / LİG TV
16.00 Fenerbahçe - Maliye Milli Piyango / FB TV
16.30 Wolfsburg - Schalke 04 / TRT HD
17.00 M.City - Birmingham / PL TV - SPORMAX
17.30 Halkbankası - Beşiktaş / SPORTS TV
19.00 Eskişehirspor - Antalyaspor / DİGİ
19.00 Gaziantepspor - Fenerbahçe / LİG TV
19.00 A.Bilbao - Almeira / NTV SPOR
19.30 Mainz - Hannover 96 /TRT HD- TRT 3
21.45 Nac Breda - Twente / BEYAZ TV
21.45 Juventus - Roma / TV 8
22.00 Caen - Lille / KANAL A
22.00 Fenerbahçe Ülker - MP Trabzonspor / FB TV BANTTAN
23.00 Barcelona - Villareal / NTV SPOR


14 Kasım Pazar

01.00 Fenerbahçe - İstanbul Üniversitesi / FB TV BANTTAN
12.30 TED Ankara Kolejliler - Rize Fındıklıspor / ART
12.30 Dünya Voleybol Şampiyonası Final Maçı / NTV SPOR
13.30 Lazio - Napoli / TV 8
14.00 Boluspor - G.Antep Belediyespor / TRT 1
14.30 Kasımpaşa - Sivasspor / DİGİ
15.00 Kültür Gençlik - İTÜ / ART
15.30 Az Alkmaar - Ajax / BEYAZ TV
16.00 Palermo - Catania / TV 8
16.00 Gençlerbirliği - Beşiktaş / LİG TV
16.30 Hoffenheim - Freiburg / TRT HD
17.00 İBB - Karabükspor / DİGİ
17.30 Tofaş - MEF Okulları / SPORTS TV
18.00 Lorient - PSG / KANAL A
18.30 B.Münich - Nürnberg / TRT HD - TRT 3
19.00 Samsunspor - Denizlispor / TRT 1
19.00 G.Saray - Manisaspor / LİG TV
20.00 S.Gijon - Real Madrit / NTV SPOR
21.45 İnter - Milan / TV 8
22.00 Lyon -  Nice / KANAL A
22.00 Valencia - Getafe / NTV SPOR

11 Kasım 2010 Perşembe

Fenerbahçe Ülker - Montepaschi Siena 81-68 (Salondan İzlenimler)




















Geçen haftaki zaferin rüzgarını arkasına alan erkek basketbol takımımız, taraftarının da yıllar sonra bir Avrupa kupası maçına beş haneli rakamlarla ilgi gösterdiği bir günde oluşan güzel ve etkileyici atmosferde maçı kazanmasını bildi.

Ataköy'e gitmek için yola düşerken bayan basket takımımızda Caferağa'da Euroleague maçında ter dökmekteydi. Ne yazık ki iki farklı kıtada olan salonlar arasında trafiğin yoğunlaşacağı saatlerde, ne metrobüsle ne de denizotobüsüyle mekik dokumak güç gözüktüğünden bu hafta onları desteklemekten mahrum kalanlar çok oldu. Sinan Erdem'de gördüğümüz başkan ve yöneticilerin Caferağa'dan geldiklerini gece haberlerinde öğrenince nasıl yetiştiklerine şaşırmadım değil, ama büyük ihtimal deniz taksi ve polis eskortu kullanmış olabilirler.

Maça gidişimde tercih gene metrobüs oldu. Altunizade durağına gitmek için üstgeçitte yürürken orayı buluşma noktası gibi kullanan Fenerbahçeli gençler olduğu gibi, Gs atkılılar da gözüme çarptı. Bayan basket maçlarının olduğunu biliyordum ama futbolda kupa maçları olduğunu unutmuştum, bunlar bayan basket maçına bu kadar ilgi gösteriyor muydu yahu diye düşünerekten akbilimi basıp turnikeden geçiverdim. Saat altıyı geçmişti, durakta fazla yoğunluk olmadığı gibi ardarda gelen metrobüslerle oturarak Zincirlikuyu'ya geçmek mümkün oldu. Zincirlikuyu'da aktarmada ise, toplu taşıma sistemlerinde iyice tecrübeleşmiş Türk halkının Amerikan futbolcusu gibi birbirlerini omuzla itercesine yaptığı mücadeleden kaçınıp ayakta kalıverdim.

Saat yedi gibi Şirinevler durağına varmıştık, orada da üst geçit ve etrafı arkadaşlarını bekleyen taraftarlarla doluydu. Bu defa Ataköy siteler arasına girmeden, üstgeçitten inildiği gibi sola dönünce başlayan yolu kullanayım dedim. Otoyolu takiben paralel giden patika yol ışıklandırması biraz zayıf olsa da salona daha kestirme bir yol oluverdi. Yalnız tek falsosu yolun bitimiyle salon gözüktüyse de, salonla arada kalan otoyolu aşabilmek için kullanılacak olan tek bir üstgeçit vardı ve o da diğer geliş güzergahına daha yakın bir yere konuşlandırılmıştı, herhalde masraftan kaçınıp iki tane üstgeçit yapmak istemediler diye düşündüm. Normal bir yürüyüş temposunda 10 dakika kadar sürecek bu yol, üstgeçit mesafesinden dolayı biraz artıyor.

Üstgeçitte maça bilet satan karaborsacılar vardı, kime ne tutturursak tarzıyla 10-15-20 gibi farklı rakamlar duyuverdim. Almış oldukları bileti satıyor da olabilirlerdi ama belkide ele sıfır maliyetle geçirmiş oldukları kulübün veya Ülkerin promosyon,davetiye biletlerini bile satıyor olabilirlerdi, taraftarın basketbola ilgisi yönelince karaborsacılarda buraya akın etmeye başlayacaklar. Üstgeçitten salon tarafına geçince etraf geniş ve düz alana yayılmış seyyar satıcılarla doluydu. Kalabalık bir grup taraftarın toplu olduğu yerde ne var acaba diye bakınca pilav-nohut satan bir el arabası vardı. Ortalıkta köfte arabalarının yaydığı koku ve duman ile etrafa dağınık halde bekleşen Fenerbahçeliler vardı. Uzak bir kısımda gene bir araya toplanmış kalabalık bir grup gördüm, başlarındaki biri biletlerini dağıtıyordu. Bir umutla gişeye doğru yönelen ama biletler tükenmiştir yazısıyla karşılaşanlar da vardı, ben de gişelerin arkasında Ahmet Cömert salonu önündeki otoparka arabasını parkeden arkadaşın yanına gidiverdim.

Bir süre de onlarla muhabbet ederek zaman geçirirken, telefonla aradığım bir arkadaştan da Caferağa'daki maçın skorunu öğrenip alınan farklı galibiyet haberiyle keyiflendik. Etraftaki taraftar kalabalığı hızla artıyordu, arkadaştaki biletleri alacak olan diğer kişileri de bekliyorduk. Bu esnada ortalıkta bir gürültü kopuverdi, kaçın zabıtalar geliyor sesleri arasında bütün seyyar satıcılar panikle hareketleniverdiler. Bizim beklemekte olduğumuz taraftan koştura koştura operasyona çıkan zabıta ekibinden 6-7 kişi gördüm. Köftecisi, pilavcısı, bayrak vb. satanı hepsi kaçıyor, zabıtalar peşlerinden kovalıyordu. Alan çok geniş ve düz olduğundan uzak noktaya kadar neler olduğu görülebiliyordu, neredeyse 15000 kişinin geleceği bir akşamda müthiş bir iş potansiyeli yapacaklarını uman seyyar satıcıların bazılarının kaçamadıklarını gördük. Uzak bir noktada köfte arabası devrilmişti, bizim yakınlarımızda bir yerde pilav arabası devrilmişti, yerlere dağılan malzemeler, zabıtaların satıcılara olan sert tavırları bir şey yapmadım ekmek parası yakarışlarına, o zaman neden kaçıyorsun diye adamın arabası ortada devrilmiş kalmış yaka paça götürmeleri gibi trajik sahnelere tanık oluverdik. Salon içindeki büfeleri büyükşehir belediyesinin işletmesinden dolayı zabıtaların bu kadar sert bir operasyon yaptıklarını düşünüverdim, yıllarca stad çevrelerindeki seyyarcıların böyle kaçtıklarını görmemiştim.

Saat sekize doğru geliyordu, oradaki arkadaşlardan biri üşüdüğünü söyleyince, diğerleri dışarda beklemeye devam ederken ben de onunla beraber içeri gireyim dedim. Biletteki kapı numarasına göre kontrol noktasına geliverdik ki, alışkanlıkla girdiğim kuyrukta sıranın kadınlarla dolu olduğunu ilk başta farkedemedim, meğer haremlik selamlık gibi uygulanıp kadınların olduğu kuyruğun başında barikat arkasında kadın polisler arama yapıyordu, diğer uçta da erkek polisler vardı, arkadaşı orada bırakıp diğer kuyruğa gidiverdim. Yıllarca alıştığımız usuller bu yeni salonda farklı işleniyordu. Aramalar çokta ciddi yapılmıyordu ama kadınların kuyruğu içi ıvır zıvır dolu çantaları yüzünden ağır ilerliyordu. Etrafta küçük çocuk gruplarıyla okullardan, yurtlardan gelenler de vardı, ufaklıkların araçlardan indikleri gibi Fener diye bağırışlarını görmek yüzümüzü gülümsetti.

Salon içine girerkende bir arama noktası daha aşılıp, bilet barkodları okutuldu ama biletleri hiç yırtmamaları ilginçti. Etraf sanki sinemaya gidiyormuş gibi yardımcı olan yönlendirici görevlilerle doluydu. Biletlerimiz takım benchine yakın olan, oyuncu çıkış tüneli üstündeki çapraz köşedeydi, bu noktayı geçen seferden gözüme kestirmiştim. Bu tribün girişinde de kapı ve başında bir görevli vardı, biletleri bu kısımdan olmayanları sokmamaya uğraşıyordu, o yüzden bazı başka bloklarda olan arkadaşlardan gelenleri sokmak için birkaç kere bilet aktarmalı dalavere yapmamız gerekti. O blokta biraz üstlerde kalıvermiştik, aslında ucuz kategoride olması ve takım benchi ile yeni açılan koltuksuz tribün noktası arasında heyecanlı bir yerde olması açısından güzel bir noktaydı, bu maç orayı test edip bu bloktan kombine satılıyorsa almayı düşünürüm diyordum ki, maç içinde o blok iyice hoşuma gidiverdi.

Maça daha 40 dakika kadar varken, sahada ısınıp şut atan oyuncular vardı, bir süre sonra sahaya toplu çıkış için ortadan kayboldular. İlk dikkati çeken hemen sol tarafımızda kalan geniş basın tribününün iki sırası haricindeki yerlerin masaları sökülerek koltuksuz çıplak bırakılmış tribün bölümüydü. Rytas maçı sonrası yazdığım şekilde Aziz Yıldırım o tribündeki koltukları söktürüp taraftara yer açacaklarından bahsetmişti ve görülen o ki bu kararlarını uygulamışlardı. Koltuksuz hali salon boşken bakınca görüntüye aykırı gibi duruyordu, ama böyle kalabalık maç günlerinde ve derbilerde o bölüm çok güzel içiçe dolabilirdi. Hele bir de oranın önlerinde sopalı büyük bayraklar sallayan gençleri görünce çok hoşuma gitti, yakınımızda ki bir tanesi black stockings (siyah çoraplılar) bayrağını sallıyordu. Yıllarca stadlarda özlenilen sopalı bayraklar sanırım Euroleague maçlarında izin verildiğinden ortamın havasını çok olumlu değiştiriyordu. O kısım henüz boş sayılırdı ama dışardaki Genç Fenerbahçeliler ve tezahürat etmek için oraya toplananlar zaman ilerledikçe boşluğu dolduruverdiler.

Bir yandan etrafa bakınıp inceleyerek zaman öldürüyorduk, içerideki taraftar sayısından fazlası hala dışardaydı. Diğer tünel tarafından giriş yapan İbrahim Kutluay yayın masasındakilerle konuşup bizim oyuncuların kullandığı tünele doğru yönelirken onu farkeden bütün Fenerbahçeliler gibi bizde ayaklanıp alkış tutmaya başlamıştık, İbo da sıcak ilgiye selamlarla karşılık verdi, yavaştan Aydın Hocaya baskı yapıp İbo'yu da men in black suit (siyah takım elbiseli adamlar) ekibine dahil etmemiz gerek dedik. Animasyon ekibi anonscusu zaman zaman birşeyler söylemek için konuşunca farkettim ki salonun en geniş hoparlörleri bizim olduğumuz taraftaki pota arkası üstlerindeydi, adam mikrofondan konuştukça, bizim de yanımızdaki ile bağırarak konuşmamız gerekiyordu.

Isınmaya çıkacak olan Montepaschi Siena anonsu ile salondan ıslıklar yükseldi, Fenerbahçe Ülker anonsu ile ise alkışlar..Fenerium'un bu maça özel ürettiği tshirt ile basketbol takımı ürünlerini tanıtan 3 tane genç salon içinde tur atıverdi, tribünden basket atma oyunu düzenlendi vs. Bunlar olurken pota arkasındakiler de yerlerini almaktaydı, ısınmaya başlayan takım içinden bazı oyuncuları tribüne çağırdılar. Ömer Onan, Oğuz Savaş, Mirsad Türkcan gibi yerli oyuncular ilk çağırılanlardı.

Ntvspor ekibi ve Murat Kosova'da masaya gelmişti, bazı oyuncularla sohbetini görünce acaba gene bir iddiaya mı giriyorlar dedim. Bayan basket takımımızın galibiyet anonsu salondan alkışlarla yanıt buldu. Büyük usta Aydın Örs henüz tribündeki yerini almamıştı, ortalıkta gezerek idarecilerle konuşuyordu. Bu arada birkaç genç bizim olduğumuz tribün blok önüne çıkıp pankart asmaya girişiverdiler ki, pankart asmak için gayet güzel bir noktadaydı, pankartı asıp tekrar pota arkasındaki yerlerine döndüler. Televizyondan gördüğümde farkettim ki Gop City pankartı asmışlar, bu Gaziosmanpaşalı grup bayan basket derbisinde de yakınlarımdaydı, bazen kendileri tezahürat girme isteğiyle garip işler yapıyorlardı, bu maçta da bir iki kere oldu. Paşalı Birol her zamanki gibi elinde kendi yapımı dövizlerle uzak tribünde gözüme çarptı, daha sonra bizim taraftaki pota arkasına kadar gelip etrafa yazıları göstere göstere geçiverdi ama ne yazdığına dikkat edemedim.

Bizim etrafımızda yavaştan dolmaktaydı, dışardaki arkadaşlarda geliverdi. Pota arkasında amigo Yücel'de sete çıkmıştı, iki parçalı bölüm halinde duruyorlardı, onun önündekiler haricinde biraz orta üstlerde kalabalık halde duran bir kitle daha vardı. Ayrıca maraton tribünü (bench arkasındaki tribün) ortalarında toplanan FBD (Fenerbahçeliler Derneği) içinde bir sürü tanıdık göze çarpıverdi. Eski Lacivertçiler ağırlığında olmak üzere oradan da biraz tribün katkısı oldu. Alper ağabey set önündeki yerini alırken eski zamanlardan Trt reklamlı lacivert formamızı giymiş Şadan ağabeyde ortalarında dikkat çekiyordu. Maç öncesi zaman zaman pota arkasından tezahüratlar girildiyse de çoğunlukla anonslar ve müzik yayını yapıldığından onlara fırsat kalmıyordu. Biz girdiğimizde biraz daha loş olan ortam ışıkların tamamıyla açılmasıyla çok aydınlık oluverdi, şut atan oyuncularımızın bazılarını gözlerini elleriyle perdeleyiverdi. Amigo Yücel müzik kes diye tempo tutturduysa da müzikleri kesen olmadı.

Euroleague resmi müziği i feel devotion çalarken, tüyler iyice diken diken olup heyecanla bizlerde kendimizi takımımıza adamaya bekler olmuştuk. Oyuncu kadroları anons edilirken Siena oyuncularının isimleri gürültüden duyulmuyordu, bizim takım alkışlarla anons edildi ama benim aklım 98deki tüm ışıkları kapanan Abdi İpekçi'de alevler içinden çıkan oyuncular görüntüsüne takıldı, öylesi daha coşkulu oluyordu. Aydın hoca yerini almış mı diye bakarken bizim Fenerbasket üçlüsünü yerlerinde gördüm ama Aydın Hoca'nın bu backsider ekibi biraz çaprazında kalıvermişti. Rasid Mahalbasic ile Engin Atsür bacak bacak üstüne atmış halde reklam panosu arkasından takımın ısınmalarını takip ediyorlardı. Bir ara salondaki ekranlarda Emre Belezoğlu'nu gösterince salondakilerden alkışlarla gözler nerede olduğunu tarayıverdi. Vip tribün üstündeki localarda o sol taraftayken, sağındaki locada başkan ve yöneticiler yerini almıştı.

Maç vakti geldiyse de salon %75 doluluktaydı, hala dışarda olanlar Abdi İpekçi'ye göre daha fazla kapı ve giriş kolaylığı olmasından istifaden; işten trafikten kurtulup gelenlerde gecikmeyle ilk periyot sonuna doğru en üstlerdeki boşluklar hariç tam kıvamına geldi. Maç öncesi sürekli konuştuğumuz, endişelendiğimiz mesele takımdan ziyade taraftar ile ilgiliydi. Acaba bunca ilgiye rağmen ne kadar etkili olunabilecekti, futbol taraftarlığı tarzından sıyrılabilecek miydik vs.. Hem de bu dolulukta oynadığımız kritik maçlarda alınan yenilgiler olmuştu ki bu ortama gelenlerin ilgisinin soğumaması için bu akşam herşeyin güzel geçmesini umuyorduk.

Çoğunluğu en üst katlarda 400lü bloklarda olmak üzere göze çarpan geniş boşluklar davetiyeleri olup maça gelmeyenler ve karaborsacıların elinde patlayan biletler nedeniyle idi. Maça bilet almak isteyip bulamayan, biletler bitti haberleriyle salona gelmekten cayan yüzlerce Fenerbahçeli olduğunu düşünürsek bu işlerin organizasyonlarını biraz daha ince yapmak gerektiği ortaya çıkmıştı. Alakalı alakasız yerlere, Fenerbahçeli olmayan kişilere davetiyeler dağıtılmaması için, taraftarlarımızın da ilgilerini istikrarlı bir seviyeye çıkartması gerekiyor. Geçen sezon bomboş ortamda oynanan Siena maçı ile bu sezonki ortam maç öncesi de bizim konuştuğumuz şeylerdendi.

Böylesine etkileyici bir ortamda Fenerbahçe sen çok yaşa canım feda olsun sana... sesleri yankılanmaya başladı. 10 Kasım günü ulu önderimizin anısına saygıyla kazanacağımız bir Avrupa zaferinin başlangıç dakikaları yaklaşmıştı. Saygı duruşu anonsu ile birlikte bütün herkes ayağa kalkıp, salondan çıt çıkmazken, zaman zaman stadta yapılan saygı duruşlarında tribünde konuşan, sessizlik içinde sahadaki birine bağırıp dikkat çeken tipler yoktu. Yalnız bir kişi uluorta vaziyette ortama tezat bir şekilde ayakkabısını bağlamakla uğraşıyordu ki, siena'lı stonerook dallamasını yanındaki Ömer Onan omuzundan çekiştirerek ayağa dikiverdi. Çalan cenaze marşının ardından futbol stadında milli marşın girilmesine alışkın olduğumuzdan burada farklılık oluverdi. Saygı duruşunun bitimiyle pota arkasından yükselen şehitler ölmez vatan bölünmez sesleri ortalığı çınlattı.

Kasap havası yapılmaksızın başlayan maç attığımız sayının ardından rakip hücumunun ıslıklanmaya başlanmasıyla nasıl bir havada geçeceğinin sinyalini verdi. Son efes final serisindeki şampiyonluk maçındaki gibi maçın başından sonuna kadar kimi zaman yoğun katılımla kimi zaman zayıf şekilde ıslık uğultu eksik olmadı. Eskiden beri sevdiğimiz Vidmar zaman ilerledikçe hayran kitlesini genişletmeye başladığını, bastığı smaç sonrası etraftan yükselen tepkilerden anlaşılıyordu; aslanım benim, koçum diyen erkekler kadar bayan hayranları da olmuş. Barcelona deplasmanında kazanmış, evinde 15000 kişi önünde oynamakta olan bir takıma duyulacak saygıyı hakemlerden ilk dakikalarda görmeye başladık. Uğultular arasında üstüste hücum fauller çalmaya başladılar.

Oyunda iki takımda sert savunma ağırlığında yoğunlaşınca az sayı ile skor düşük seyrediyordu, kaçan şutlara rağmen salondaki taraftarın hemen akabinde savunmaya gaz vermesi güzeldi, tabii bu biraz pota arkasında tezahürat etmeye çabalayan kitlenin sesinin sık sık boğulmasına, boşa yorulmalarına neden oluyordu ama maçın başlangıcındaki gidişat bunu gerektiriyordu. Bizim hücumlara çıkışımızla sallanan büyük bayraklar eşliğinde saldırsanaaa saldırsana kanarya, bizim için sienaya koysanaaa diye bağırılmaktaydı.

Oyunda biraz tıkanıklık yaşayıp geri düşünce alınan mola ve Mirsad'ın girişi tekrar bir ivme yakalamamıza yol açtı. Vidmar ve Mirsad hücum ribauntlarına da el sokunca sık sık ikinci şanslar yakalamaya başladık, doğal olarak bundan büyük keyif alan salondakilerde alınan ribaunt ile ikinci hücum çevrilmeye başlanınca ortamı alkışlara boğuyordu. Pota arkasındakiler arada bir maçla bağlantıdan kopsalarda salon genelinden oyuna yönelik gelen reaksiyonlara göre yavaş yavaş şekillenmeye başlayıverdiler. İlk başlarda söyledikleri sen sahada ben tribünde, ölümüne Fenerbahçe saldır yine Fenerbahçe... çok katılım almayıp anca kendi içlerinde sürmüştü. Hatta ikiye bölünüp hızlı hızlı yaptıklarında biraz birşeye benzedi.

İkinci periyot Oğuz'un oyuna dahil olduğu süreç sık sık onun üzerinden oynadığımız vakit potaya basket bıraktığımız birkaç hücum ardından rakip oyuncular onu biraz daha sinirlendirmeye başladı. Pota altında top aldırmama mücadelesinde eller kollar birbirlerinin önüne geçme çabaları derken Oğuz birkaç defa yeter be tavrıyla hakemlere şikayete yöneldi. Kenara alınan her oyuncu alkışlanıyordu, kimisi ise mücadelesine takdiren çoğunluğun ayaklanmasına sebep oluyordu, bizim Fenerbasketten Marko ise neredeyse bench arkasında ayaklanan ilk isim olarak göze çarpıyordu.

Aydın hoca kollarını birbirine kavuşturmuş klasik pozuyla oturduğu yerden maçı dikkatle takipteydi, onun önünde ve yanında oturanlar fazla ayaklanamıyordu. Kinsey'de girdiği vakitten itibaren istediği gibi sayı bulamadığı pozisyon ardından bütün enerjisini sahaya yansıtmaya başlayıp bir top çalabilmek için sürekli topa el kol sokuyordu. Taraftarı iyice gazlayan ise bu atmosferleri seven Mirsad oluyordu. Attığı sayılarla etrafa bakışları, beden dilini iyi kullanması coşkuyu katlandırıyordu. Mirsad kenara alındığı vakit maçı anlatan Murat Kosova'nın arkasındaki tribünlere doğru eliyle alkışlayın manasında işarette bulunduğunu gördüm. Zaten bunu yapmasına gerek dahi yoktu ama onun da Mirsad'ın oyunundan ne kadar etkilendiği belli oluyordu, ayaklanan tribünden alkışlar geliyordu.

Devre sonuna doğru oyuna giren çıkan bir sürü oyuncu olmuştu ve herkes az ya da çok katkı sağlıyordu, mesela maç sonunda Emir Preldziç aklımda fazla kalmamıştı ama Kaya'nın bile maça girip kısa sürede savunmanın sertlik düzeyine ve ribauntlara katkısı dikkatimi çekivermişti. Maraton tribünündeki FBD liler her ne kadar sahaya yakın bir noktada bir araya toplandılarsa da çok fazla ayaklanıp tezahürat etme olanağı bulamıyorlardı. Arkalarındakiler görüş açıları kapandığından şikayetle oturun işaretleri yapıyordu. Pota arkasından farklı bir tezahürat söylenirken mola sırasında girdikleri hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada... ile tezahürat değiştirdikleri bir sefer dikkatimi çekti. Bir de maç oynanırken bizim dikkatimiz bizim taraftaki potaya yönelikken oradan toplu halde yükselen uğultuyla ne oluyor yahu dedim, meğersem rakip takımın koçu çizgiyi aşıp sahaya dalarcasına bağırıp çağırınca onlar da hemen tepkiyi koyuvermiş, güzel bir andı. Pianigiani bu tepkiyle yerine dönüp gülümseyerek çömeldiği yerden maçı takibe devam etti.

İkinci periyot farkı açma çabalarımız onlardan gelen yanıtlarla bozuluyordu, iki sene önce Mersin'de oynayan Bo Mccalebb zaman zaman savunma dengemizi bozuyordu. Maç boyu olduğu gibi kimi zaman aldığımız topları basit hatalarla elimizden kaçırdığımız kaptırdığımız anlar oldu, tam fast break sayısı beklentisi ile bütün salon ayaklanırken yapılan hatalarla ahhlar vahlar arasında bütün herkes oturuyordu. Marko Tomas'ın üçlük ardından muhteşem bir smaçla bastığı hücumu salonu ayaklandırmıştı ama hakem sayıyı vermeyince herkes tepkilerini göstermekteydi. Şştt number sixty diye sırtında numarası yazan hakeme seslenmek buradan mümkün olmuyordu ama Caferağa gibi bir salonda bunu sık sık yapardık.

Savunmada gösterilen gayret yapılan değişiklerle artınca devreyi önde kapatan taraf olduk. Pota arkasından Fenerbahçe Oley sesleri yükselirken önümüzdeki tünele yönelen takımı ayakta alkışlarla bravo beyler diyerek soyunma odasına uğurladık. Salondaki maça yönelik reaksiyonlar bizim bulunduğumuz yerden gözlemlediğim kadarıyla hiçte fena sayılmazdı, ilk devrenin keyifli geçtiğini konuşuyorduk. Zaman zaman pota arkasındakiler biz faul atarken hoplaya zıplaya tezahürata devam ediyorlardı, bu duruma salonun kimi yerlerindekiler ayaklanıp sessizlik işareti yapıyordu. Bana göre faul atışları sırasında normal tezahürat etmek neyse de tam atış zamanı düşük volüme giderken aniden yüksek perdeden Feeeenerbahçem şak şak şak seeen çok yaşa diye dikkat dağıtıcı olunmaması gerekir, Herkesin bildiği türden kısa tempolu tezahüratlar bizim hücumlarla denk düştüğü vakit salon genelinden iyi katılım oluyordu. Karşılıklı tezahürat ise bir ara kendi aralarında yapabildiler.

Devre arası animasyon ekibinin idare ettiği saha içindeki şut oyununu izlemekle, resim çektirmelerle falan geçiverdi. Göbekli birinin karpuzlama atışlarını herkes gülerek takip ediyordu, salonun yarısı büfelere tuvaletlere doğru boşalmış gibiydi, devre arası skorborddaki rakamları incelemeyi seven biri olarak buranın skorbordlarını sevemediğimi söylemem gerek. Abdi İpekçinin ortada duran skorborduna nazaran buradakiler tribün tepelerinde olduğundan, uzak taraftakine dikkatli bakarak görebilsem de yorucu oluyor. Gene çeşitli anonslar, Fenerium'un bugüne özel ürünlerinin %25 indirimli olması falan defalarca başımızı şişirdi, koltukta oturup rahat rahat boğazı dinlendirerek bir sohbet etmeye fırsat olmadı. Büfeye gidip gelen arkadaş sularla beraber para üstü verilmediğinden gofretlerle dönmüştü. Bu salondaki işletmecilik zihniyeti de insanların bir şey alacaksa zorla ekstradan harcama yapmasına yönelik olduğundan tepki doğuruyor.

İkinci devre öncesi takımın gözükmesiyle gene alkışlanıverdiler. Fenerbahçem sen çok yaşa sesleri arasında başlarken takım gene içeri iyi dalışlarla ortamı canlandıran sayılar bulmaktaydı. Üstüste gelen basketlerle çift haneye ulaşan fark ortalığı alevlendirdi, tribünler cayır cayır yanarken yangın tüpünü kapan İtalyan koç molayı alıverdi. Kenara gelen takıma öyle bir coşku ile alkış kopuyordu ki Mirsad elinde havlu tribünlere sallıyordu.

Taraftarın ayaklandırmasıyla milyonlarca yapıldı, üstüne gelen hücumda Vidmar blok koyunca, benim gibi atılan sayıdan ziyade yapılan savunmayı alkışlamaya ayaklananları keyiflendirecek bir andı. İkinci devre kimi zaman rakip savunma arasında bir boşluk bulup pota altına bomboş sızıveriyorken, Vidmar veya bir başkası rakibin arkasında bile kalsa koşup kolay sayı şansı vermemek için hamle yapıyordu, bu şekilde birkaç blok yaptık. Farkı daha da açıp rakibi kopartmak adına taraftar da ıslık ve uğultu ile gaz vermeye iyice yoğunlaştı, pota arkasında önlerde bulunanlar dahi katılıyordu. Ardından top bize geçince biraz üstlerde duranların devam ettirdiği tezahürata katılarak sürdürüyorlardı. Tabii yandan bakınca pota arkası ortalardakilerin daha sürekli tezahürat yaptıkları ama kenarlara köşelere gidildikçe biraz daha duruldukları görülüyordu. Sensiz hayat bir işkence bestesini pota arkasındakiler koltuksuz alanın verdiği genişlikle melodi kısmında kopmuş vaziyette bir sağa bir sola yaptıklarında izlemeye değerdi.

Eğer bu gaz anında salon genelinde daha çok katılım olabilecek birşeyler tercih etselerdi heeep bu dünya hep yalan dolan... diye belli bir kalabalığın bağırmasından daha iyi olabilirdi. Zaman zaman amigo Yücel'in önündekilere söyletmek istediğindense, tribünün üstlerde duranların idaresine geçtiği anlaşılıyordu, oradan girilen bestelere yönlendirmek zorunda kalıyordu. Dilimde şarkıların gündüz gece.... diyerek devam ediyorlardı. Seni sevmek deli gibi yürek ister ve aşığım aşığım sana.. girdikleri zamanlamalar iyiydi. Ancak salon genelinde top rakipteyken ıslıklar daha baskın çıkıyordu, hücum sürelerini iyi defansla daraltıyorduk, işleri son saniyelerde zorlama atışlara kalacağı sezilince uğultu daha da artıyordu, ne yazık ki birkaç sefer bu zorlama atışlar isabetli oluverdi. Top kayıplarımız nedeniyle farkı daha fazla açamadık.

Yakınımızdaki medya bölümünde yazarlar yazılarını yazmaya başlamışlardı, anonscunun takımımıza alkış isteği ardından daha farklı avantajlı skor için susmak yok sesleri arasında son periyota giriş yaptık. İştahı kesilmeyen takım ve taraftar farkın yirmilere yaklaşmasıyla coştukça coşuverdi. Oyuna benchten girenlerin katkısı müthişti, giren çıkan herkes alkışa boğuluyordu. Fenerbahçe Oley sesleri yavaştan kuvvetliye doğru boğucu bir şekilde yükseliverdi. Rakip hücuma kalkarken amigo Yücel önündekilere ıslık diye işaretlerle yönlendirirken, maraton ortasındakilerde etraflarındakileri aynı şekilde baskıya yönlendiriyordu. Pota arkası ile maraton arasında karşılıklı yapılan bitmez tükenmez aşkımız tutmuştu, ama ayağa kalkmayan cimbomlu olsun diye bağırmaları ardından maç başında söyledikleri sen sahada ben tribünde ölümüne Fenerbahçe bestesi maratonla karşılıklı doğru düzgün yapılamadı, zira maç devam ediyor ve ıslıklar falan sesleri boğuyordu.

Melodi tempolarına geçip España Cani üstüne telli turna falan derken zaman ilerliyordu, Mirsad attığı sayılarla jestleriyle ortamı kopartmayı seviyordu, pota arkası sağa sola,aşağı yukarı, kollarla oooley tempoları falan gırla gidiyordu. Her ne kadar Mirsad'ın hücum ribauntunu alığ dışarıya adım attığı gibi dönüp şutlaması benim anlayışıma ters gelse de, adam yıllardır bizi alıştırdı. Güzel bir pınarbaşı yapmıştık ama böyle güzel ortamda dört tarafta doluyken yapmayı beklediğimiz Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener idi. Bir süre sonra bu sesler ortalığı yıkmaya başladı. Biz tam çaprazda kaldığımızdan neye katılacağımızı ilk başta kestiremesekte Fener diye bağıralım dedik, uzun bir süre dönüverdi, hatta daha uzun dönmesi gerekirdi ama alkışlarla kesilip herkes zıplayaraktan ooley oley oley şampiyon Kanarya seslerine çevirildi.

Dördüncü periyot ortasından beri ayaktaydık, hem maç heyecanı hemde tezahüratlara katılımla ayaklananlar çoğalmıştı, maraton tribünün ortasındaki FBD'liler ayaklandığından onların arkasındakilerde ayakta izliyordu. Sadece bize yakın olan köşede aile tribünü kısmı ve Aydın hocanın önündeki sıra oturuyordu. Aile tribünündeki bazılarının önlerindeki bayağı xxxl beden birine oturun göremiyoruz serzenişlerini farkettim, adam da ne yapayım oradakiler kalktı bizde göremiyoruz diyordu. Neyseki şansımıza bizim olduğumuz kısımda böyle sıkıntı tipler denk gelmedi. Yapılan anonsla 14bin küsür kişinin salonda olduğu söylendi(14785 miş).
Maçın son beş dakikasında aynen staddaki alt tribünler gibi yavaş yavaş ayrılanlar olmaya başladı.

Herşey güzeldi, ortam falan ama rakip doğal olarak mümkün olduğunca sayı bulup farkı minimuma indirme çabasına devam edince belli bir kitle olarak tekrar oyuna konsantre olmaya başladık. Haydi beyler defans diye bağıraraktan ıslıklar yükselmeye başladı, zor zar sayılar buluyorlardı. Bizim hücumda Mirsad'ın üçlük atışı pota arkasındaki hareketli kameraya çarpınca herkes bir an dumur oluverdi. Şimdi ne olacak derken hakem topu rakibe verince kameramana veryansınlar yükseldi, adam Mirsad'ın sinirle kendisine söylenmesine pardon diye eliyle özür diliyordu. Eğer olur da deplasmanda kaybedip ikili averaj vaziyetleri işin içine girerse o kameramanı ne yaparız bakalım dedik. Maçtan çıktığımızda bile kulaklarını çınlatanlar çoktu, zaten maçın son anlarındaki keyif biraz farkın azalmasıyla bozuldu.

Averajın önemli olduğu oyunda her basket kritik olduğu için belki pota arkasındakiler tam bu bilinçte davranmayıp artık zafer şarkılarını söylüyorlardı. İnandık size bu sene..., istersen eğlenelim davullarla zurnalarla... diyerekten maç sonuna geliverdik. Bütün salon ayaktayken sayı olmasını arzu etmediğimiz son hücumu basketle tamamlayıp farkı onüçe indirmelerine bozulduk. Takımı galibiyet alkışlarına boğarken, pota arkasındakilerde Fenerbahçe buraya diye bağırmaktaydı. Oraya yönelen oyuncular her zaman her yerde en büyük Fener sesleriyle çıkışa yöneldiler. Bizim oradaki çıkış tüneline doğru bravo alkışlarımızla salondan ayrıldılar.
Bizde çıkmadan önce lavabolara yöneliverdik, daha önce girmediğimden, çok geniş ve ferah olduğunu farkettim, maç sonu olmasına rağmen kağıt havluda vardı.

Altı defa karşılaşıp yenemediğimiz Siena eski kadrosundan önemli oyuncuları kaybettiysede sistemine uygun takviyelerle gelmişti. Onlar da yenilgisizdi, biz de. Sonunda böylesine bir atmosferden, coşku dolu arenadan tek namağlup olarak ayrılan taraf biz olduk. Gecenin sonunda yaşanan keyif etraftaki herkesin yüzünde, salondan hızla çıkan taraftarlarda belli oluyordu. Bu coşkulu tatmini alan kitle gelecek maçlarda daha da büyük bir şevkle bu salonun yolunu tutacaktır. Elbette taraftar kusursuz değildi, pota arkasındakiler de, salon genelindekiler de zamanla daha iyi evrimleşip ; kendi sahasını galibiyet almanın zafer adlandırılacağı bir yere çevirecektir. Karanlık günlerden "Aydın"lık günlere, daha nice zaferlere..

Aziz Yıldırım "ŞAMPİYONLUK TARAFTAR YÜZÜNDEN GİTTİ"


Aziz Yıldırım dün yayıncı kuruluşa çıkmış uzun süre sonra ve hiç şaşırmadığımız ve yer yer kahkalarla güldüğümüz açıklamalar yapmış.

 Bir kaç Spot ;

En önemlisi bu 

"ŞAMPİYONLUK TARAFTAR YÜZÜNDEN GİTTİ"
"Bilica'ya yapılan yanlıştır. Maç içinde tepki koyulmaz, maç sonrası tepkisi koyulabilir. Taraftar geçen sene de bu yanlışı yaptı..  Bursa  maçında 2-1 öndeyken Güiza'yı ıslıkladılar. O sırada başka bir oyuncunun ismini söylediler. Karışıklık oldu, gol yedik, 3-2 yenildik.  Bu da şampiyonluğa mal oldu. Hesaplaşma sezon sonunda yapılabilirdi.

Tabii tabii canım Sen devre arası Daum transfer istediğinde yapma,aldığın bomban (!) Guiza elinde patladığı için elden çıkarmak için bahsettiği maçta olduğu gibi taraftarı hasta edecek golleri kaçırdığı halde her maçta oynat,(Gördük işte Onu oynatacağım ,parlatıp satacağım derken Şampiyonluk giti.Ama SUÇLU KENDİSİ VE GUİZA DEĞİL TARAFTAR)
aleyhine hakem hatalarında ve üstümüze uygulanan psikoloijk savaşa ses çıkarma ve Şampiyonluğu kaybet.Ondan sonra SUÇLU TARAFTAR.
  Yanıldığın önemli bir şey de var SUÇLU TARAFTAR DEĞİL SUÇLU SENİN MÜŞTERİLERİN AZİZ BEY.


"GUIZA İYİ OYUNCUDUR"
Guiza 15 gün sonra takımla çalışmalara başlayacak. Güiza iyi oyuncudur ama Türkiye'de basın mensuplarının bir görüşü var, biraz kötü oldu mu hemen gönderelim, yenisini getirelim. Sonra kulüplerin harcamalarını eleştiriliyorlar ama bunun nedeni bir de onlar." dedi.

 GUİZA İYİ OYUNCU AMA SUÇLU BASIN.ONLARIN YÜZÜNDEN OYNAYAMIYOR ZAVALLI.

"İSTESEK 2-3 ŞAMPİYONLUK DAHA KAZANIRDIK"
"Biz isteseydik 12 yıl içinde 2-3 şampiyonluk daha kazanırdık ama bu yatırımları yapmazdık. Bugün kapalı spor salonumuz oluyor. Hangi kulüpte var? Stat yaparak tüm Türkiye’ye örnek olduk. Bunun kime faydası var, ülkeye faydası var. Anadolu kulüpleri şimdi bir bir stat yapıyorlar. Bu tesisler ülkemizindir, devletimizindir. Bolu Dağı'nda tesis yapıyoruz. Yarın  Milli takım orada kamp yapmak isteyebilir. Bormio’ya gidiyor herkes kamp yapmaya. Neden? Onlar buraya gelsin. Fenerbahçe bu şekilde Avrupa sporunun içinde olacaktır. Biz bunların tohumunu attık Biz Denizli ve Trabzon maçlarını kazansaydık 6 kez şampiyon olurduk. Biraz daha para harcasak 8 defa da şampiyon olurduk. Ne olurdu o zaman ben giderken 8 kere şampiyon olundu ama mal mülk kalmadı. Ne anlardık o zaman? Ben diyorum betondan da anlarım, futboldan da!"

Sinirden gülüyorum bu kez vallahi.
Bolu Dağına tesis yapacağız diye Şampiyon olmadık diyor.
Sözün bittiği yer.
Yorumsuz.

"3 YIL ÜST ÜSTE ŞAMPİYON OLACAĞIZ DEDİK ÇÜNKÜ..."
"Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 14 bin 287 faal üyesi var. 1500 tane lisanslı sporcumuz var. Spor okullarında 1900 küsur kişi ders alıyor, eğitiliyor. Geldiğim zaman 93 kişi vardı çalışan, bugün 773 kişi. Fenerbahçe’de çalışarak geçimini sağlıyor bu kişiler. Fenerbahçe taraftar kartı da 193 bin adede ulaştı. 9 branş, 80 kategoride Fenerbahçe, Türk sporuna hizmet ediyor. Geçen seneki seçimde 3 yıl üst üste şampiyon olacağız diye bir hedef koyduk. Büyük kurumlarda hedef koymazsanız çalışma zevkiniz olmaz. Biz de bunun için koyduk bu hedefi. İnanarak da söyledim. Geçen sene de son maçı kazansak şampiyon oluyorduk. Biz 6-7 hafta kala kopsaydık o zaman başarısız olurduk ama son maçın son dakikasına kadar şansımızı sürdürdük. 15 tane pozisyon kazandık, atamadık. Aynı şeyi bu sezon da söylüyoruz. Biz bu sene de kadromuzu şampiyon olmak için kurduk. Bu sene de hedef şampiyonluktur, gelecek sene de şampiyonluktur. Bunun aksini söylemek zaten başkanlığımı inkar etmektir."

Aziz Bey hiç kıvırma.Sen sonunda dediğin gibi HEDEFİMİZ ŞAMPİYONLUK DEMEDİN Kİ 3 YIL ÜST ÜSTE ŞAMPİYON OLACAĞIZ DEDİN.
 Hedefimiz 3 yıl üst üste Şampiyonluk deseydin kimse bir şey diyemezdi.Hedefe ulaşamamanın nedenleri sorgulanırdı o kadar.
  Ayrıca 14287 faal üyemiz var diyorsun bir de geldiğin 1998'de ne kadar üyemiz vardı,13 yıl içinde ne kadar üye yaptın onlarıda açıklarsan seviniriz.Ki ondan sonra müritlerin varsa başka aday çıksınlar karşısına deme gerzekliğinden belki - hiç sanmam ya - vazgeçerler.

Fenerbahçe Ülker Avrupa'da Uçuyor. (Sıradaki Gelsin) 81-68 !!!!


MİRSAD'DAN SEVGİLERLE !!!
* Tebrikler takım,teknik heyet ve taraftar.
* Barca zaferinin tesadüf  olmadığını ve gerçekten klasman atladığımızı göstermek için gerçek bir test maçıydı.Helal Olsun Cengaverlere ki kaldığımızdan yerden devam ettik ve rüştümüzü ispat ettik.

* Yukarıdaki resim her şeyi anlatıyor.
* Maça iyi başladık.Siena'nın sürekli değişken savunmalarına rağmen 5.45 kala 8-3 ile mola almak zorunda bıraktık Siena'yı.Moladan  dönüşte savunmada daha da sertleştiler,bizimde  basit top kayıplarımızla 3 dk.kala 8-8 beraberlik geldi.Maçın başında attıkları üçlük ile ilk kez öne geçmişlerdi.(3-2) maç boyunca ikinci kez öne geçtiler 2.üçlükle 13-10.
Mirsad'ın alan savunmasının kilidini açması ile 7-0'lık bir seri ile 17-13,çeyreği de 19-15 önde kapattık.Ukiç 8 sayı ile çok iyi oynuyordu.Ribauntlarda 12-6 öndeydik.
* 2.çeyrekte Greer Oğuz'u iyi kullanmaya başladı.Kaya savunmaya sertlik getirdi.Mirsad ve Tomas'ın üçlükleri ile gene bir 7-0'lık seri yaptık 3.48 kala 33-26 öndeydik.Devreyi 40-34 önde kapattık.
Ribauntlarda 25-16 ,hücum ribauntlarında 6-1 öndeyiz.17/10 ikilik isabetimiz.Onları ise 18/5.%27'de tuttuk.17 faul attık.Oğuz 9 sayı ile hücumda yıldızlaşırken savunmada eşleşme sorunu yüzünden aksadı.12/5 üçlük attı Siena.
* 3.çeyrekte aynı düzenimizi devam ettiriyorduk ancak basit top kayıpları yüzünden farkı açıp maçı koparamadık.Neyseki savunmada çok iyiyiz de farkı kapattırmadık.Bu çeyrekte Ömer Onan'da hücumda sahneye çıktı 6 sayı ile.4.23 kala Vidmar ile 53-42 ile farkı 11'e çıkardık.Koçları mola aldı ve dönüşte Mc Calebb ile Zizis'i birlikte oynatmaya başladı.55-42 ve Ribauntlarda 33-19 öndeydik.Siena sadece kariyerinin en iyi maçını oynayan Mc Calebb ile direnmeye çalışıyordu.
58-48 3.çeyrek sonucu.Ömer Onan bu çeyreğin yıldızıydı.
* 4.çeyreğe Greer-Ömer Onan-Kinsey-Mirsad-Oğuz 5'i ile başladık.
 Oğuz Barca maçında eleştirdiğim gereksiz zorlama yapmadan o durumlarda dışarı çıkardı topları.

62-48 ile 14 sayı fark oldu ve maç kopuyor derken gene basit top kayıpları yaptık.Hele 3 kez kaptığımız topu verdik çok yazık oldu.Greer üçlük 70-55 5.07 var,Mirsad üçlükkkk 74-57 3.30 var.
 Mirsad çoşmuştu bir kere.11s.9r.Greer ise kenara geldiğinde 9s.4r.2a.2tç ile oynamıştı.
3 dk.kala 76-57 ile 19 sayıya çıkmıştı fark.Ve son saniyelerde NTV kamerasının bile dayanamayıp kenardan bloğa girmesine rağmen 81-68 ile maçı kazandık.
Ribauntlarda 45-24.15'i hücum.Üstündük.17 top kaybımız sadece sıkıntı yaratmıştı.
 Maçın seyri bu şekilde geçti.
 * İşin sırrı şurada : En başta inanç.İstekli,arzulu,yardımlaşmalı canlı savunmamız - topun çok iyi paylaşıldığı,topun değerinin çok iyi bilindiği dengeli hücumumuz ve oyunu keyif alarak oynamak.
* Yeni organizasyon mükemmel bir hava getirmiş takıma.En tepedeki Aydın Örs'in parmak izlerine koç Spahija ve ekibinin rakibi iyi analiz ederek çok iyi bir oyun düzeni - disiplini yerleştirmesi son 2 dakikada kaybettiğimiz - maç boyu üstün ve önde oynadığımız maç - CB Doping Pilsen maçından beri 10 resmi maçta yenilmeyen , basketbolun doğrularını yapan ve yüreğini koyan bir takım çıkardı ortaya.TK maçlarında yazmıştım bu takım bu sezon çok keyif veren renkli bir takım olacak diye.
* Teker teker hesap kapatıyoruz.Tanjeviç'in 40 Tonluk kamyonlara benzettiği ve maça çıkmadan teslim bayrağını çektiğimiz üst level takımlarla hesapları bir bir kapatıyoruz.34 sayı fark yediğimiz Barca'yı deplasmanda 8 sayı ile ,43 sayı fark yediğimiz Siena'yı son saniyede kameranın engellemesi ile 13 sayı - belkide 18 olacaktı - yendik.
 Takımın nereden nereye geldiği açık değil mi ? En önemlisi oyuncular ve taraftar basketboldan bu oyundan artık zevk alır hale geldi.İçimizdeki basketbol sevgisi körelmişti be.
Anlayış ve zihniyet farkı bu olsa gerek.Kupalara rağmen 3 yıl heba oldu bence.
* Takım oyunu oynadığımızın göstergesi Barca maçından sonra bir kez daha ortaya çıktı.
Benchten 35 sayı katkısı geldi.Kenardan şöyle katkı yapan takım var mı ?
Mirsad Türkcan 13 (10 ribaunt - 1 asist), Lynn Greer 9 (5 ribaunt - 2 asist),Oğuz Savaş 9 (6 ribaunt)

 8 oyuncumuz 7+ sayı bulmuş.Mükemmel.
* Bireysel olarak tabii ki Mirsad maça damgasını vuran isimdi.Yıllanmış Şarap gibiydi ''Deli Çocuk''.Üçlüklerini öpücüklerle Başkan'a hediye etti.Başkan da bayan maçında olduğu gibi bu maçta da çok keyifliydi.
* Diğer oyuncularımızı tek tek belirtmeye gerek yok.Ukiç,Tomas,Greer,Ömer Onan,Vidmar, Oğuz,Lavrinoviç kısa süre alan Kaya ,Emir hepsi çok iyiydi.
* Kaya'nın Barca maçında yer alması gerektiğini yazmıştım savunma sertliği açısından,bu maçta gördük düşüncemizin haklılığını.
* Olumsuz diyebileceğimiz göstergeler ; 17 top kaybımız,5 kez basket faul yaptırmamız,3 kez kaptığımız topları  hızlı hücuma çıkacakken  kaptırmamız,8 serbest atış kaçırmamız (28/20.%71.4)
* Barca ve Siena gibi Avrupa'nın en hücumcu takımlarını 70 sayının altında tuttuk.
Siena her ne kadar geçen yıla göre kadro olarak zayıflamış,ilk 3 maçında nispeten zayıf rakiplere karşı 59 sayı ortalaması yemiş olsa da 81 atmak çok önemli iş.Kaukenas - Zisis,Mc Calebb gibi çok iyi dış atıcılarına 13/3 attırdık.
* Bo Mc Calebb kariyerinin en iyi maçını oynadı.Şimdiye kadar 25 maçta % 23 üçlük ile oynamış.3 maçta 3/0 atmıştı dün 4/3 ile oynadı.18 sayı.Bu oyuncuyu almak üzereydik geçen sene olmadı.
* Koç Spahija hala savunmadan memnun değil :))
* 14785 kişi. Resmi seyirci rakamı bu.Süper.Dileyelim devamı gelsin ve efektif olsunlar.
* NTV ve Murat Kosova'yı kutlarken son saniyedeki kameramın o vahim hatası umarım başımıza iş
açmaz sayı averajı yönünden diyelim.Mirsad'ın üçlüğü giriyordu ve fark 18 olacaktı,13 ile bitti.
* Cholet maçı çok daha önemli hale geldi.Denizi geçip,derede boğulmayalım.Spahija maçları tek tek düşünüyor,değerlendiriyor.Bu iyi ama dikkat etmek lazım.

Kraliçeler Dolu Dizgin.89-72 !!!!

Fenerbahçe'nin Bayanlar Euroleague'de Bileği Bükülmüyor.
10.11.2010
Bayanlar  Euroleague'de ülkemizi temsil eden Fenerbahçe, grubundaki 3. maçında MKB Euroleasing'i de 89-72'lik skorla geçerek yenilgisizliğini sürdürdü. 
Bayanlar  Euroleague’de ülkemizi temsil eden Fenerbahçe, grubundaki üçüncü maçında Macaristan temsilcisi MKB Euroleasing’i konuk etti. B Grubu’nun yenilgisiz iki takımının mücadelesinde, maç boyunca rakibine oranla üstün bir oyun ortaya koyan Fenerbahçe, rahat bir galibiyet aldı ve karşılaşmadan 89-72’lik skorla galip ayrılarak yenilgisizliğini sürdürdü.

Temsilcimizde Diana Taurasi 26 sayı (4 ribaund-5 asist), Penny Taylor 16 sayı (12 ribaund-2 asist ve Ivana Matovic 20 sayı (3 ribaund-1 asist) ile maçı tamamlayarak galibiyette önemli rol oynarken, konu ekip de ise Katalin Honti 10 sayı (2 ribaund-4 asist), Amber Holt 12 sayı (2 ribaund), Tijana Krivacevic 14 sayı (1 ribaund-1 asist) ve Angel McCoughty 19 sayı (4 ribaund-2 asist) ile mücadele ederek takımın öne çıkan isimleri oldular.

Maça çok hızlı başlayan Fenerbahçe, Ivana Matovic ve Diana Taurasi ikilisi ile 7-0’lık bir seri yakaladı. İlk sayısını Zane Tamane ile bulan MKB Euroleasing, üst üste gelen Fenerbahçe sayılarına engel olamayınca karşılaşmanın ilk 3 dakikası 14-6 Fenerbahçe üstünlüğünde geçildi. Diana Taurasi ile farkı 10 sayıya çıkartan temsilcimiz, 4. dakika geride kalırken de skoru 18-8 yaptı. Rakibi karşısında çok etkili savunma yapan ve eline geçirdiği hücum fırsatlarından iyi yararlanan Sarı Lacivertliler, periyodun bitimine 3:48 dakika kala 17 sayılık farka ulaştı (27-10). Fenerbahçe’nin sert savunmasını aşmakta zorlanan konuk ekip, zaman zaman potamızda etkili olsa da, periyodun son dakikasına da 31-19’luk skorla Fenerbahçe üstünlüğünde girildi. Son dakika içinde Ekaterina Abramzon ile Fenerbahçe potasında sayı bulan MKB Euroleasing karşısında temsilcimiz ilk periyodu 31-21 önde tamamladı.

Karşılaşmanın ikinci periyoduna konuk ekip Amber Holt’un sayısı ile başlarken, Fenerbahçe de rakibine Diana Taurasi ile cevap vermekte gecikmedi Penny Taylor, Nevin Nevlin ve Nevriye Yılmaz ile rakip potada sayılar bulan Fenerbahçe, 15. dakika geride kalırken 14 sayılık farka ulaştı ve skoru 39-25’e taşıdı. Etkili oyununu bu dakikadan sonra da sürdüren Fenerbahçe, rakip potada üst üste sayılar bulmaya devam ederek farkı korudu ve devrenin son iki dakikasına girilirken skoru 46-31 yaptı. Geride kalan sürede de skorer oyununu sürdüren Sarı Lacivertli ekip, rakibin farkı eritmesine izin vermedi ve soyunma odasına 54-37 önde gitti.

Maçın ikinci devresine Ivana Matovic’in serbest atış sayıları ile başlayan Fenerbahçe, Diana Taurasi ve Penny Taylor’ın da skora katkı yapan oyunu ile 20 sayılık farka ulaştı (61-41). Nevin Nevlin ve Diana Taurasi ile rakip potada sayı üretmeye devam eden Fenerbahçe farkı da açmaya devam etti ve periyodun son 4 dakikasına girilirken skoru 69-48 yaptı. Temsilcimizin sert savunmasını aşmakta zorlanan ve 6 dakika boyunca sadece 7 sayı üretebilen MKB Euroleasing, zaman zaman Katalin Honti ile potamızda tehlike yaratsa da bu çabaları farkı eritmek için yeterli olmadı ve periyodun son 2 dakikasına da 69-50 Fenerbahçe üstünlüğünde girildi. Son iki dakika içinde temsilcimiz Ivana Matovic ve Anna Vajda ile rakip potada sayılar bulurken, konuk ekip de Tijana Krivacevic ile skor üretti. Periyodun son dakikalarında özellikle Tijana Krivacevic ile etkili olmaya çalışan MKB Euroleasing, bu oyuncunun elinden sayılar bulsa da, maçın final periyoduna da 75-56’lık skorla Fenerbahçe önde girdi.

Maçın final periyoduna her iki takım da karşılıklı hücumlardan boş dönerek başladı. Periyodun ilk sayısını Angel McCoughty ile MKB Euroleasing bulurken, temsilcimiz de bu sayıya Penny Taylor ve Ivana Matovic’in sayıları ile karşılık vermekte gecikmedi. Final periyodunda özellikle Angel McCoughty ile etkili olmaya çalışan konuk ekip, günün başarılı ismi Tijana Krivacevic’in de skora katkı yapan oyunu ile bitime 6 dakika kala farkı 15 sayıya indirdi (79-62). Skor üstünlüğünün verdiği rahatlıkla oyunu yavaşlatan Fenerbahçe, zaman zaman rakip potada sayı bulmakta zorlansa da rakibine de fazla sayı şansı vermedi ve maçın son 3 dakikasına 81-67’lik skorla girildi. Son dakikalar içinde de skor avantajını koruyan ve rakibine farkı kapatma fırsatını vermeyen Fenerbahçe, son dakikasına 86-72 önde girdiği karşılaşmadan 89-72’lik skorla galip ayrılarak yenilgisizliğini sürdürdü.


FENERBAHÇE (89): Hana Horakova 12 (3 ribaund-3 asist), Birsel Vardarlı (3 ribaund-3 asist), Esmeral Tunçluer, Nevriye Yılmaz 7 (7 ribaund-2 asist), Anna Vajda 2 (2 ribaund), Diana Taurasi 26 (4 ribaund-5 asist), Penny Taylor 16 (12 ribaund-2 asist), Ivana Matovic 20 (3 ribaund-1 asist), Nevin Nevlin 6 (7 ribaund).

MKB EUROLEASING (72): Zane Tamane 8 (8 ribaund), Diana Furesz 2 (3 ribaund-3 asist), Ekaterina Abramzon 7 (7 ribaund-1 asist), Katalin Honti 10 (2 ribaund-4 asist), Amber Holt 12 (2 ribaund), Tijana Krivacevic 14 (1 ribaund-1 asist), Fanni Szabo, Angel McCoughty 19 (4 ribaund-2 asist).

1. PERİYOT: 31-21
2. PERİYOT: 23-16
3. PERİYOT: 21-19
4. PERİYOT: 14-16

Helal Olsun Kraliçelere.Tebrikler.
 Beklediğimden çok kolay geçti maç.MKB'nin şu ana kadar aldığı sonuçlara bakarak biraz zorlanacağımızı düşünmüştüm ama Kraliçeler fırtına gibi başladı maça ve 1.çeyreğin bitimine 03.48 varken daha 27-10 ile 17 sayılık fark yapmış ve maçı bitirmiştik.Bir ara  8 sayıya kadar indirdiler anlık rehavetten ama sonrasında hep kontrolümüzde ve 15 +larda götürdük ve 17 sayılık fark ile kazandık.
 ''Bermuda Şeytan Üçgeni'' dediğim Dee-Penny-Nevriye üçlüsüne 4.isim olarak yardım eden İvana bu kez üçgende Nevriye'nin yerini aldı.
 Diana Taurasi 26 sayı (4 ribaund-5 asist), Penny Taylor 16 sayı (12 ribaund-2 asist ve Ivana Matovic 20 sayı (3 ribaund-1 asist) ile maçı kazanmamızda büyük rol  oynadılar.
4.isim bu kez Horokova oldu.Boşuna Dünya Şampiyonasının MVP'si olmadım dercesine çok iyi oynadı.
Ratgeber zaten ilk 5'in guardı olarak Birsel'e tercih ediyor.Aslında ilk 5 ,ikinci 5 dememek lazım 9 kişilik sağlam bir rotasyon ile oynuyoruz.Şaziye'yi bu maçta 10.isim olarak hiç süre vermedi.
 Pota altında savunma sertliğimizi merak ediyordum bu maçta ve iyiydik.43-34 ribauntlarda üstünüz.
Matoviç  13/9 gibi % 69.2'lik bir yüzde ile 20 sayı ile domine etti orayı zaten.Bu iyi.
Dee ve Penny için yazacak kelime bulamıyorum.Dünyanın En iyi bayan basketbolcularını izliyoruz formamız ile.
Emeği geçenlere teşekkürler.
Penny'nin 12 ribauntu muazzam.
Serbest atışlarımız nazar değmesin maşallah.21/19.% 90.5
Hoca maç sonrası savunmada iyi olduklarını,maçan keyif aldıklarını ve ilerisi için çok çalışacaklarını söylemiş.
Dee ise ''yeni bir takımız,her geçen gün daha iyi oynuyoruz.Sopron takımı üzerinde maç öncesi iyi çalıştık.Yetenekli oyuncuları olan iyi bir takım.Bu yüzden oyuna hızlı başladık ve iyi savunma yaptık'' demiş.
Rakipte en çekindiğimiz isim Mc Coughtry 19 sayı yaptı ama maç koptuktan sonra.İlk yarıda kafadan havlu atmış gibiydi.
UMMC'de Rivas'ı deplasmanda farkı yendi.54-76.Eurosport'tan biraz baktım.Çok zayıf kaldı Rivas.
Kaldık UMMC ile başbaşa bakalım.

9 Kasım 2010 Salı

Büyük TÜRK Milliyetçisi Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ü Özlemle Anıyoruz.


Vatanımız TÜRKİYE CUMHURİYETİ (İNADINA!!!!)'ni kurup bizlere armağan eden BÜYÜK TÜRK MİLLİYETÇİSİ  GAZİ  MUSTAFA KEMAL  ATATÜRK'ü özlemle,minnetle anıyor,aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.Mekanı Cennet Olsun.Rahat  Uyusun.

KURTULUŞ SAVAŞININ ÖNDERİ  BÜYÜK BOZKURT MUSTAFA  KEMAL ATATÜRK'ÜN  PEK BİLİNMEYEN 30 ÖZELLİĞİ :

1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ.

"Atatürk" lafını ilk kez donemin Türk Dil Kurumu Başkanı bir konuşmasında
kullanmış, Mustafa Kemal de çok beğenerek soyadı olarak almıştı.Kendisine
"Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmazdı.

2.EN SEVDİĞİ YEMEK

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en
sevdiği yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldı. Tatlıya düşkün değildi
ama cani istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ederdi.

3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI.

Ömrü yetseydi bir dünya turuna çıkıp Türk dili ve tarihi üzerindeki
çalışmalarını genişletmek en büyük hayaliydi.

4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU"YDU.

Binlerce kitabi vardı. Ama bunların arasında bir tanesini hayatı boyunca
hatta cephede bile başucundan ayırmadı. Reşat Nuri Güntekin'in ünlü
"Çalıkuşu" romanını hep yanında taşır, her gün rast gele bir yerinden acar,
birkaç sayfa okurdu.

5.KABUL SALONUNDAKİ AT YAVRUSU.

Atlardan sonra en sevdiği hayvan köpekti. "Fox" adını verdiği köpeği,
Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki
bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin
Cankaya Kosku kabul salonuna getirilmesini bile emretmişti.

6.TAM BİR SALON ADAMI.

En sevdiği dans valsti. Müzik zevki çeşitlilik gösteriyordu.Klasik Bati
müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.

7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI.

Gömleklerinin hepsi beyazdı. Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçre`de özel
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasına öncülük edebilmek
için Beyoğlu`nda bir terziye diktirilmeye başlanmıştı.

8.DOLABINDA LACİVERT'E YER YOKTU.

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizerdi. Lacivert takım
giymeyi sevmezdi.

9.ÖLÇÜLERİ.

Boyu 1.74 idi. Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu hastalığının
ilerlemeye başlamasıyla 46'ya kadar düşmüştü. 43 numara siyah rugan
ayakkabı giyerdi.

10.RUMELİ ŞİVESİ.

Özenli ve temiz bir Türkçe konuşurdu. Ancak bazı kelimeleri Rumeli
şivesiyle telaffuz ederdi.

11.HAZİN BİR HİKAYE.

Hayatında bir donem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden
sonra hayatına trajik bir şekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarının
nerede olduğu bilinmiyor.

12.CUMHURBAŞKANLIĞI'NDAN SIKILIYORDU.

Hayatinin çoğunu geçirdiği savaş cephelerinden sonra Cumhurbaşkanı olarak
geçirdiği yıllar ona bir tecrit yaşantısı gibi geliyor, çok sevdiği
halkından ve sade bir vatandaş yaşamından uzaklaştığını düşünüyordu.

13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE.

Kıyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarının dini kıyafetleriyle sokağa
çıkmaları yasaklanınca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi Kemal Milaslı
eliyle bir koleksiyon hazırlattı.

14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI.

Sabah kahvaltılarıyla arası hiç hoş değildi.Yataktan kalkar kalkmaz
odasındaki divanin üzerine bağdaş kurarak oturur, günün ilk kahvesini
sigarasını içerdi. Bir özelliği de kendi kendine tıraş olmamasıydı.

15.DÜZEN TAKINTISI VARDI.

Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları
düzeltmeden rahat edemezdi.

16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER.

Köylünün birinin gazete kağıdına sardığı tutunu içmeye çalışırken eli
yanmış, "Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmişti. Mahkemeye
çıkarılacaktı. Atatürk olayı dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceğinize
doğru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi.

17.SİGARA PAZARLIĞI.

Hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç
paket sigara içtiğini sormuş, Atatürk "sekiz" demişti. Doktor bunu günde
bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülümseyerek cevap vermişti:
"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle
yapacağım".

18."BU NASIL HALKÇILIK?"

Bir sabah milletvekilleri ile trene binmişti. Kondüktörün
milletvekillerinden bilet parası almamasına sasırmış nedenini
sormuştu.Trenin milletvekillerine bedava olduğunu öğrenince epey
sinirlenmiş, "Ne de güzel halkçılık ama" demişti.

19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR !!!!"

İlk mecliste bir oturum sırasında üyelerden biri laikliğin ne manaya
geldiğini anlamadığını söyleyince Gazi çok sinirlenmiş ve elini kürsüye
vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermişti: "Adam olmak demektir
hocam, adam olmak!"


20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI.

Gittiği yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz
böyle durumlarda sırtını döner yada kesilmelerini engellerdi.

21.YABANCI DİL'E MERAKI.

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca'yı sonraki yıllarda geliştirdi.
Zengin bir kelime bilgisi vardı. Konuşurken araya Fransızca sözcükler de
eklerdi.

22.FASULYESİNE POKER.

Kumardan hoşlanmaz ama arkadaşlarıyla fasulyesine poker oynardı. Oyun
sonunda kazandıklarını iade ederdi.

23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI.

Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olarak en ilginç özelliği
savaş meydanları dışında kan görünce fenalaşmasıydı.

24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ.

Fransız tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiğinde Gazi`nin kulaklarının
duyuyor olmasına sasırmış anılarında bunu esprili bir dille anlatmıştı:
"T.C`de bir tane kulakları duyan kişi var onu da Cumhurbaşkanı yapmışlar".

25.BİR RİCASI BAŞ TACIDIR.

Bir gün halk arasında dolaşırken çarşaflı bir kadına rastlamış, "Hafız
Hanim benim hatırım için başındaki örtüyü acar mısın?" diye sormuştu. Kadın
bas örtüsünü açarak, Atatürk`ün önünde eğildi ve ellerini öptü.

26.BİLARDO VE YÜZME.

Sportmen kişiliği vardı. Her gün at biner, yüzmeye gider ve bilardo
oynardı.

27.EN BAŞARILI DERS.

Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersi matematikti. Pozitif bilimlere
ilgisi hayatı boyunca sürdü.

28.YAĞCILARA GEÇIT YOK.

Yağcılara çok kızardı Bir aksam sofrasında kendisine gereksiz şekilde
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.

29.SON YILBAŞI GECESİ.

1937`yi 1938`e bağlayan son yılbaşı gecesini Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü
Aras ile bas basa geçirmişti. O gece dolabındaki bazı elbiseleri bakana
hediye etmişti.

30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK.


Kuşları çok severdi.Çankaya Köşkü`nde özel bir bakicinin ilgilendiği
güvercinliği vardı.

ata3z.jpg

 ETNİK BÖLÜCÜLERE, HAİNLERE, 2.CUMHURİYETÇİLERE,KARŞI DEVRİMCİ TAKİYYECİLERE,SEVR ÖZLEMCİSİ SOROS ÇOCUKLARINA,ENTEL DANTEL LİBOŞLARA,
BİLUMUM NANKÖRLERE  İNAT !!!!!!!!!!!!!!

Beko Basketbol Ligi 4.Hafta Değerlendirmesi.



beko basketbol, beko basketbol ligi

1.JPG
2.JPG
3.JPG
4.jpg
 
Fenerbahçe Ülker: 95 – Oyak Renault: 62
Mirsad Türkcan 20 (6 ribaund- 2 asist), Ömer Onan 19 (3 ribaund- 1 asist),Tarence Kinsey 14 (4 ribaund- 4 asist) / Jonathan Gibson 20 (5 ribaund- 4 asist),Umut Yenice 17 (7 ribaund)
Antalya Büyükşehir Belediyesi: 62 - Banvit: 84
Barış Hersek 19 (8 ribaund),James Chrisopher 18 (10 ribaund- 2 asist) / Vladimir Golubovic 16 (8 ribaund),Chuck Davis 15 (4 ribaund - 4 assit)
Tofaş: 53 – Efes Pilsen: 66
Tomislav Ruzic 14 (9 ribaund),Austin Melvin Nichols 13 (5 ribaund- 3 asist) / Lawrence Edward Roberts 23 (11 ribaund), Cenk Akyol 11 (4 ribaund),Igor Rakocevic (1 asist)
 Medical Park Trabzonspor: 69 - Galatasaray Cafe Crown: 73
Ali Karadeniz (Michael Wright) 21 (8 ribaund), Aleksandar Rasic 17 (4 ribaund- 10 asist) Luksa Andric 14 (7 ribaund),Tutku Açık 13 (2 ribaund- 5 asist)
Beşiktaş Cola Turka: 89 – Bonova Belediye: 76 
James Ogilvy 19 (9 ribaunt) ,Cevher Özer 19 (4 ribaunt – 3 asist / Ümit Sonkol 20 (10 ribaunt),David Tyler Smith 16 (7 ribaunt – 6 asist)
Pınar Karşıyaka: 106 – Mersin Büyükşehir Belediyesi: 71
Jovo Stanojevic 21 (6 ribaund),Birkan Batuk 18,David Holston 17 (3 ribaund-9 asist) / Dionte Christmas 21 (2 ribaund), Nedim Yücel 20 (6 ribaund)
Olin Edirne Basket: 72 - Aliağa Petkim: 64
Renaldas Seibutis 14 (4 ribaund-4 asist), Seth Doliboa 13 (7 ribaund) / Aubrey Coleman 17 (4 ribaund),Lamar Hunter 15 (13 ribaund-2 asist)
Erdemir: 79 – Türk Telekom: 86   
Son çeyrekte 38 sayı bulan Türk Telekom, bu sonuçla ligdeki ilk galibiyetini elde etmiş oldu.
Lamar Barbour 19 ( 7 ribaund - 6 asist),,James Thomas 13 ( 11 ribaund, 1 asist) / Sani Becirovic 22 ( 2 ribaund- 3 asist), Ceyhun Altay 18

Etiketler