23 Ekim 2010 Cumartesi

Turkish Airlines Euroleague 1.Hafta Değerlendirmesi.

http://4.bp.blogspot.com/_wa3TYDvx1sw/TFHQO9edD-I/AAAAAAAAExI/dE6jFeEumQY/s400/thyeuroleague.PNG

HAFTANIN TOPLU SONUÇLARI

PUAN DURUMLARI


 2.HAFTANIN PROGRAMI


 1.HAFTANIN EN İYİLERİ


 MVP Maccabi'den Chuck Eidson.


Turkish Airlines Euroleague'de normal sezonun ilk haftasında Maccabi Electra'dan Chuck Eidson, ilk haftanın En Değerli Oyuncusu (Sportingbet MVP) oldu. Toplam 30 puana ulaşan Eidson (Foto), Maccabi’nin deplasmanda kaybettiği Caja Laboral maçında 14 sayı, 7 ribaund, 8 asist, 4 top çalma'lık performansıyla dikkatleri üzerinde toplamıştı. Guillem Rubio (Unicaja Malaga) ile Fernando San Emeterio (Caja Laboral) 28'er puanla Sportingbet MVP sıralamasında ikinciliği paylaştılar.

Emeterio Maccabi önünde 10 sayı, 11 ribaund, 5 asist, Rubio ise Spirou Charleroi karşısında 22 sayı (2s: 4/4, 3s: 2/3), 3 ribaund, 2 asist'lik performans sergilediler.

Haftanın En Değerli Oyuncu sıralamasında yer alan diğer oyuncular ise şöyle:

4-David Logan (Laboral) 27 puan.
5-J.R. Giddens (Asseco Prokom)26 puan.
6-Joel Freeland (Unicaja)26 puan.
7- Kevinn Pinkney (Union Olimpija) 26 puan.


***************************************************************************
  A Grubunda ;
BC Khimki evinde A.Prokom'u 82-76 yenerken Keith Langford 17s.6r.Vitaly Fridzon 13s.Zoran Planiniç 12s.Benjamin Eze 11s.5r,A.Savrasenko 11s.7r.Raul Lopez 11s.3r.3a.ile oynadı.
A.Prokom'da ise J.R.Giddens 20s.10r.Daniel Ewing 18s.Ratko Varda 17s.ile oynadı.
Zalgiris - Partizan (73-62) maçında Zalgiris'te Martynas Pocius 17s.Arturas Milaknis 12s.
Partizan'da Dusan Kecman 13s.6r.Jaka Klobucar 9 sayı ile oynadı.
Caja Laboral'ın Maccabi'yi farklı mağlup ettiği (94-78) maçta Chuck Eidson MVP olmasına rağmen mağlubiyeti engelleyemedi.Caja Laboral'de David Logan 25s.Mirza Teletoviç 16s.(8/4 üçlük) 8r.Fernando San Emetario 10s.11r. ile oynadı.
Maccabi'de Chuck Eidson 14s.7r.8a.ile çift haneli rakama ulaşan tek isimdi.Az daha Triple Double yapıyormuş.
B Grubunda ;
Açılış maçında Olimpiakos Real  Madrit'i ikinci yarıdaki etkili oyunu ile 82-66 mağlup etti.
Oli bu sezon çok güçlü.RM'yi hiç beğenmedim.Sergio Llull ile ayakta kalmaya çalıştılar.
Oli'de Spanoulis ve Bourousis 16'şar ,Teodosiç 15s.7a.ile oynadı.Spanoulis'inde 7 asisti var.
RM'de Sergio Llull 18s.Carlos Suarez 12s.Ante Tomiç 10s.6r.ile  oynadı.
Virtus Roma ,Brose Basket'i farklı yendi.83-65.Roma'da 8/4 üçlükle Charles Smith 16s.Darius Washington 13s.3r.5a. ile oynadı.
Brose Basket'te Kyle Hines 20s.7r.Brian Roberts 14s.ile oynadı.
Unicaja Malaga Spirou Charleroi'yi 84-73 ile geçti.
Malaga'da Guillem Rubio 22s.Jeol Freeland 18s.8r.ile Uros Tripkoviç 14s.oynadı.
Charleroi'de Brian Green 20s.Joseph Gomis 15s.ile  oynadı.
C Grubunda ;
 Bizim grup.İyi başladık.Darius Lavrinoviç 21s.Gasper Vidmar 17s.5r.Roko Ukiç 11s.7a.ile oynadı.Vidmar bizim adımıza en iyi isimdi.Rytas'ta Milko Bjelica ve Brad Newley 15'er sayı.
Rytas'ın El Amin transferi ilerisi için kendileri adına iyi bir hamle.
Regal Barcelona Cibona'yı 80-66 ile farklı mağlup etti.Ara ara izledim bu maçı.Cibona zayıf kaldı ama ikinci devredeki dirençleri müthişti.Barca ikinci çeyrekteki 18-8'lik iyi oyunu ile maçı kopardı.
Rubio ve Navarro 14'şar,Lakoviç 13,Grimau 12 sayı ile oynadı.
Cibona'da Bojan Bogdanoviç ''One Man Show'a soyunmuştu.28 sayılık müthiş bir performans sergiledi.16/8 ikilik,7/3 üçlük,3/3 serbest atış,3 ribaunt.Leon Radoseviç 15s.9r.5tç.Rok Stipçeviç 12s.5r.7a ile iyi isimlerden biriydi.
Siena Erman Kunter'in takımını farklı mağlup etti.
Montepaschi Siena, Erman Kunter 'in coachluğunu yağtığı Fransa'nın Cholet takımını 76-44'lük skorla mağlup etti.
İlk periyotu 22-12 önde tamamlayan Montepaschi Siena, 2.periyotta karşısında daha iyi bir savunma buldu. 2.çeyrekte rakibini 12 sayıda tutan Cholet, yine de devreyi 33-28 yenik tamamladı.
2.yarıda oyuna ağırlığını koyan taraf ise Montepaschi Siena oldu. 3.periyotu 55-40 önde tamamlayan Montepaschi Siena, son çeyrekte Cholet'yi 4 sayıda tutunca Palaestra'da 4.487 seyircinin izlediği mücadeleyi 76-44'lük skorla kazandı. Maçta ribauntlarda 43'e 29'luk üstünlük sağlayan Montepaschi Siena, 3 sayıda % 23 'de (4/17) kalmasına rağmen galibiyete kolay uzandı. Siena maç boyunca da 24 kez serbest atış çizgisine geçip sadece 4 kez kaçırdı.
Maçta 21 top kaybı ile oynayan Cholet,2 sayıda % 41 (13/31), 3 sayıda % 15 (3/20) ile bekleneni veremedi.
Montepaschi Siena'da Carraretto 13 (4 rb), Ksistof Lavrinovic 13 (6 rb), Bo McCalebb 12 (3 rb, 5 ast), David Moss 10 (2 rb), Kaukenas 8, Milovan Rakovic 7 (6 rb) sayı ile oynadı. Cholet'de ise hiç bir oyuncu çift rakamlı sayılara ulaşamadı. Cholet'de Robinson 9 (6 rb), Sammy Mejia 8 (3 rb), Fabien Causeur 8 (4 rb, 3 ast), Avdalovic 6 sayı ile mücadele etti.
D Grubunda;
Haftanın sürpriz sonuçları bu gruptaydı.
Doping Pilsen 2 uzatmada zayıf Olimpiaja'ya yenilirken ciddi soru işaretleri bıraktı.
Rakip transfer yasağı nedeniyle 6 oyuncusunun lisansını 1 gün önce çıkarabilmişti.
Gregory,Pinkney,Salin,Shermadini,Perry ilk kez takımla bir arada oynadılar.
Pinkney ve Emektar Jagodnik ezip geçtiler.DP'de hala aradıkları 5 numara sorunu büyük.Raduljica sakat tamam da sakat olmasa da üst düzey bir adam değil ki.Dünya Şampiyonası kadrosundan bile çıkarıldı.Sonra Milli takımın yıldızları Ender,Sinan,Cenk Akyol süre almıyor.Perasoviç ne düşünüyor da böyle davranıyor bilemiyorum.Ender ve Sinan hiç süre almadı,Cenk Akyol 1.53 dk.50 dk.lık maçta Sinan ve Ender'e süre verilmiyorsa  ciddi sorun var demektir.Sakatta değiller.
Olimpija'ya helal olsun.Yepyeni bir takım kurdular.Tam 11 transferleri var.
Salon atmosferide müthişti.Kaybetselerdi çok yazık olacaktı.

SALON: Stozice Arena

HAKEMLER: Jose Martin - Marek Cmikiewicz - Sergey Zashchuk


UNION OLIMPIJA
(95): Marque Perry (1 ribaund), Vlado Ilievski 16 (3 ribaund- 2 asist), Aloysius Anagonye (3 ribaund), Kenny Gregory 16 (6 ribaund- 1 asist), Sasu Salin (1 ribaund), Goran Jagodnik 21 (3 ribaund- 1 asist), Giorgi Shermadini 11 (1 ribaund), Kevinn Pinkney 23 (6 ribaund- 1 asist), Damir Markota 4 (5 ribaund- 5 asist), Saso Ozbolt 4 (4 ribaund- 5 asist), Zoran Vrkic
DOPİNG PİLSEN
(90): Andrew Wisniewski 9 (2 ribaund- 1 asist), Cenk Akyol, Igor Rakocevic 23 (4 ribaund- 2 asist), Lawrance Roberts 4 (7 ribaund), Kerem Tunçeri 15 (3 ribaund- 3 asist), Bootsy Thornton 14 (6 ribaund), Kerem Gönlüm 12 (9 ribaund- 1 asist), Ender Arslan (2 ribaund), Bostjan Nachbar 11 (5 ribaund- 2 asist), Ersin Dağlı 2 (1 ribaund)

1. PERİYOT:
22-16
2. PERİYOT:
8-13
3. PERİYOT:
23-26
4. PERİYOT:
18-16
1. UZATMA:
8-8
2. UZATMA:
16-11

 Haftanın Flaş sonucu A.Jeans Milano'dan.Moskova'da CSKA önünde baştan sona önde götürdüler ve 15 sayı gibi önemli bir fark ile kazandılar.İyi kadro yapmışlar bu sezon.Litvanyalı oyuncuları Petravicius da yoktu daha.Minnesota Timberwolves'ten gelen Oleksey Pecherov vatandaşları önünde müthiş oynadı.23s.(7/5 üçlük,6/4 ikilik)
Tam 6 oyuncu çift haneli rakama ulaştı.Moris Finley 15s.Stefano Mancinelli çok iyi oynadı.13s.4r.(4/3 üçlük) İ.Jabeer 11s.Maciulis 11s.Rocca 10s.
CSKA'da Jamont Gordon 15s.D.Sokolov 13s.8r.Vorontsevich 11s.
CSKA büyük hayal kırıklığı yarattı.J.R.Holden'da girdi ama nafile.Sasha Kaun yoktu.
2.21'lik Boban Marjanoviç 12.58 dk.da 8s.5r. ile oynadı.
Bu sonuç ile DP'nin işi iyice zorlaştı.Armani Jeans Milano bu grupta üst sıralarda yer alır.
Panathinaikos ise PE Valencia deplasmanından farklı galibiyetle döndü.
Valencia'da Rafa Martinez 16,Victor Claver 15 sayı ile oynamış.Savanoviç 4s.7r.
Pana'da ise ilginçtir çift haneyi geçen 2 isim var.Mike Batiste 13s.Perperoğlu 10s.Ancak tam 4 oyuncu 8 sayı ile oynadılar.Sato,Nicholas,Tsartsaris ve Diamantidis.Diamantidis 7 asist'te yapmış.

Fenerbahçe Ülker - Lietuvos Rytas 86-69 (Salondan İzlenimler)

Salona ilk defa gittiğim için her ne kadar zamanında Ahmet Cömert'e birkaç kere derbiler için gittiğimden kabaca yerini biliyor olsam da ayak alışkanlığımız olmayan bir bölgedeydi. Ben Avcılar kampüsünde öğrenciyken yapımı nedeniyle çilesini çekip sefasını süremediğimiz metrobüs hattını kullanarak gideyim dedim.

Söğütlüçeşme'de başlangıç durağından tam 18.00'da kalkan metrobüs köprüdeki trafiği aşıp Zincirlikuyu'ya vardığında saat 18.20 olmuştu. Ücretsiz aktarma ardından gene araçta oturma fırsatı bularak rahat bir şekilde Şirinevler durağına vardığımızda ise saat 18.55'ti. Yani ilk duraktan oraya artı eksi 55 dakikada varılabiliyor.

Duraktan inip Ataköy'deki siteler içinde yürümeye başlayınca Dünya Şampiyonası için yapıldığı söylenen kestirme yolu o akşam karanlığı içinde farkedemedim. Yaklaşık 15 dakika yürüdükten sonra salona varabildim, bu da toplamda bir saat on dakikalık bir yolculuk ediyor ama buna evden söğütlüçeşmeye gidişi katmıyorum.

Salonun önündeki geniş alan ve ortasında havuzdan oluşan peyzaj düzenlemesi çok ferah görünümdeydi. Etrafta tribün gibi düzenlenmiş oturma gruplarında bekleyen taraftarlar vardı. Yanyana dizilmiş bilet gişeleri de çok sayıdaydı ancak rakip taraftarla güvenlik için ayrılmış maç ortamları sözkonusu olsa diğer tarafta da kullanılacak gişeler var mı bilmiyorum.

Dışarda arkadaşlarla uzun süre sohbet ede ede zaman geçirirken Ömer Koçsan'ı görüverdim. Ömer ağabeyle ayaküstü kısa süre konuşup keşke televizyonda kalıp İlker(Marko) ile beraber düşündükleri programları yapabilselerdi dedim. Kulübün kendi televizyonunda taraftarlarını basketbol konusunda daha fazla bilinçlendirebileceklerine inanıyordum ama her işi bilen idarecilerimizin takdiri bu yönde olmuş.

Salon içine girip biraz etrafı keşfedelim dedik ama girişteki görevliler herkesi biletindeki yazan kapı numaralarına göre yönlendirince, biletinde farklı numara yazan arkadaşlar farklı kapılara yöneldiler, daha sonra koca salonda herkesin birbirini bulması bayağı zaman aldı. Girişte turnikeler yoktu ama ellerinde portatif barkod okuyucular olan görevliler biletleri okutuyorlardı, yapılan aramalar ise çok hafifti. Ancak maç sonrası duyduğuma göre kapıda çantalarında getirdikleri parfümleri emanete alınan bazı hanımefendiler maç bitimi geri almaya gittiklerinde parfümün yerine havasını bulunca sinirlenip güvenlik ver emniyet görevlileriyle tartışmaya başlamışlar. Bunun üzerine o tarafta bazı taraftarlarla ayaküstü salondaki yerleşim hakkında konuşan Aziz Yıldırım ve Semih Özsoy'da tartışmaları duyup onlara müdahale etmiş. Parfüm için tartışan grup içinden kendisini görüp şikayete koyulan erkeklerden birinin üstündeki lisanssız ürünü görüp, sen sesini çıkartamazsın, önce lisanslı forma giy diyerek bu konudaki cinsliğini gene ortaya koyuvermiş. Bizim arkadaşlara ise pota arkasındaki o devasa yer kaplayan medya bölümünü kaldırtacağını orada taraftara yer vereceklerini söylemiş.

Maç öncesi salona ilk girişte bakınca etrafın ne kadar aydınlık olduğu dikkat çekiciydi. Abdi İpekçi'de karanlık kalan tribünlere kıyasla burada ışık düzeni her noktanın net görülebilir olmasını sağlıyordu. Koridorlar geniş ama duvarlar falan çıplaktı, üst katta büfelerin neredeyse hepsi kapalıydı. Salonu tavaf edip sahanın nerelerden nasıl göründüğünü inceledikten sonra ben en çok bizim bench yakını çaprazda kalan balkon gibi 114 nolu köşeyi beğendim. Orası düşük fiyat kategorisi olsa yada bilinçli bir grup taraftar alıp yerleşebilse benchteki takımı gazlamak için çok etkili bir nokta olabilirdi. Aynı şekilde ters taraftada köşe kısım güzeldi ama orası bizim benche uzak kalıyor. Bench arkası olan sahaya yakın maraton tribün ise 250 liralık kombinelerden. Onun üstündeki katta 100 liralık (maç bileti olarakta 5 liralık) çok güzel yerler mevcut ancak buralar her ne kadar maç izleme bakımından sahayı görmede problemsiz olsa da sahaya etki için biraz orta mesafeli kalıyor. Onunda yukarıları en üst kısımlar ise anca full çekilebilecek maç günleri olursa geç kalanlarca doldurulur.

Salon içi geze geze vip tribünü üstünde kalan ve de protokol localarınında üstünde olan yerlere yerleşiverdik. Salonun inşa düzeni o üst kattan oturduğun yerden bakınca sahayı net gösterirken, aşağıdaki tribünü hiç göremiyorsun. Aynı şekilde aşağı tribünde oturduğun yerden arkanı dönüp yukarı bakınca da üst katta kim var kim yok haberin olmuyor, tek kafa bile gözükmüyor. Biz üstteyken maçın başlama saatinde elinde telsiz olan bir görevli aralarda gezerek herkese alt tribünün boş olduğunu oraya geçebileceğimizi duyuruverdi. Sahaya daha yakın olma amacıyla bizde aşağıya gidip vip tribüne geçiş yaptık. Benim tahminim büyük ihtimalle maç saati protokole yerleşen başkan veya yöneticilerden alt tribünün boş olması dikkatlerini çekmiştir. Onlarda üstteki taraftarların aşağıya alınması talimatı gelmiştir.

Maç öncesi Damir Mrsiç'e plaket takdimi ile yapılan törende bütün salonun uzun süre ayakta alkışları çok güzeldi ama eksik kalan Damir Mrsic oley tezahüratları oldu. Zira yeni salona doğru düzgün alışıp yerleşen bir taraftar topluluğu göze çarpmıyordu. Pota arkasında Genç Fenerbahçeliler pankartı boydan boya asılmıştı ancak oralarda köşede az sayıda çoluk çocuk duruyordu. Zaten ilerleyen sürede de orada bağırmaya toplanan 150-200 tane genç haricinde salonda tezahürat yapan kitle olmadı, bunlarda başlarında pek görmediğimiz birileriyle kafalarına göre idare edilince yaşı ortalama üstü olan kimse pota arkasına gidipte şunlara katılayım demedi.

Salon içinde dağınık yerlere farklı köşelere kümelenmiş öğrenci grupları çok vardı. Anlaşılan kulüp ve ülker bu konuda az da olsa organizasyonlara giriverip, çevredeki okul ve dershane potansiyelinden faydalanmışlar. Çeşitli dershane ve okul pankartları görüverdim, içlerindeki heyecanla bağıran minik kardeşlerimizi yavaştan bu ortamlara ısındırmak güzel olacak.

Biz üst kattaki yerimizden ayrılıp alta geçtiğimizde maç başlamıştı. Rakip hücum ederken yuhalamaya,ıslıklamaya başlayınca farkettim ki, etrafta kimsenin katıldığı yok. Katılmanın aksine bizden çıkan sesle irkilip bunlar nereden çıktı şimdi gibisinden bakışlarını yakaladığım kişilerle dolu bir tribündü. Arkada olan protokolüde düşünürsek, sanki Kadıköy'de stadta, Fenerium alt tribünü gibi bir tribündü. Cipslerini almış yerleşmiş maç izleyecek çiftler, maç saati gelip koltuk numarasına göre yerini bulan takım elbiseliler, yanındaki babasından hiç böyle maç tepkileri görmeyip sürekli maç boyu bizi izleyen ufaklıklar falan vardı. Kombinesi 450 lira, bilet fiyatı 40 lira olan yerde hal böyle olunca insan kendini bir garip hissedip, tezahürata katılmayı geçtim sahadaki meselelere reaksiyon göstermede bile daha az ses çıkartır oluyor, keyif bozuluyor. Anlaşılan tam karşıdaki tribünde maraton alt gibiydi, orada izleyen arkadaşlarda aynı şikayetleri söyledi. Sadece bir iki kere pota arkasındakilerin ayağa daveti yarım yamalak karşılık bulup, karşılıklı Fenerbahçem benim biricik sevgilim... yapıldı.

Sahadaki oyunun maçın başından itibaren bizim kontrolümüzde olması, artan fark, yeni salona alışma gibi bir sürü sebepten ortam biraz hafif geçip gidiyordu. Arada bir Kinsey alley-oop yaptığında, Vidmar cengaverce yerde sürünüp top kaptığında falan biraz salon hareketleniverdi. Zaman zaman farklı köşelerdeki minik öğrenci gruplarından yükselen Fenerbahçe seslerini duyuverdik. Uzun bir süre oyuna girmeyince acaba hasta sakat falan mı dediğimiz Emir Preldzic oyuna girse de geçen seneki kadar süre almaması en çok dikkat çeken konu oluyor.

Anonsta söylendiği gibi koca salonda 8424 kişinin olduğuna inanmak biraz güç geldi. Tabii gittiğim salonlara alışkanlıkla hangi tribünün kaç koltuk olduğundan hesapla aşağı yukarı tahminler yapan benim içinde bilmediğim bir ortamda göz kararı hesap tutmak zor oldu. Ama gene de 7000 civarı seyirci vardır diye düşünüyorum. Bu da eskiye kıyasla, Aydın Örs önderliğinde yeniden yapılanmış erkek basket takımı için çok iyi bir başlangıç rakamıdır. Umarım takımın ivmesi yukarıya doğru gitmeye devam eder de, böylece kazanılan seri iç saha galibiyetleriyle taraftar-takım aidiyet duygularının nasıl pekiştirildiğini gördüğüm, 98'de beni salonlara bağlamaya başlayan o efsane Euroleague senesini tekrar yaşayacağımız günleri görürüz. Tabii nerede o zaman ki taraftar nerede şimdi oturduğu yerden bir ıslıklamaya yuhalamaya üşenenler...

(Maçtan eve arkadaşın arabasıyla döndüğüm için dönüş yolu ile ilgili bir fikir oluşturacak birşeyler yazamıyorum)

http://basketfener.blogspot.com/

Fenerbahçe - Galatasaray Medikal Park 75-58 (Salondan İzlenimler)


İstanbul içinde kapalı basketbol salonlarında yarı yarıya mücadeleleri görebilen son kuşaklardan olunca ayağımıza kadar gelmiş bu fırsatta nasıl bir atmosfer olabileceğini tahmin edebiliyordum. Derbinin sonunu göremeyebiliriz ama keşke herşeye rağmen maçı adam gibi bitirsekte, kulüp ve emniyet idarecilerine karşı "bundan sonra ki basketbol derbilerini böyle atmosferlerde oynamak istiyoruz" diye taraftarların eline bir koz geçiverse diyordum. Karşı tarafın son periyottaki tavırlarıyla bir daha ne zaman görürüz bilmiyorum. Ülkedeki bu yönetim anlayışı yanında taraftarların bu saçmalıklarıyla artık voleybolda da ilk fırsatta rakip seyirciyi almamak için fırsat kollayacaklardır.

Salona Zeytinburnu otobüsüyle gelip döner kavşakta indikten sonra dört kişi yürüyerek gidiverdik. Galatasaray tarafı önünden geçmek gerekecekti ama anlaşıldı ki emniyet dikkatli bir şekilde önlemlerini alıp yönlendirmeleri yapmaktaydı. Dışarda minimum temas için aşırı ve abartılı bir çaba sarfediyorlardı. Yol boyu belli aralıklarla duran polisler salona yaklaşınca artıverdi. Topkapı yönünden salon önüne gelen trafikte ilk giriş kapısı gs taraftar ve takımı için araç otopark girişiydi. Ancak maça gelmek için taraftarların toplandıkları uzak noktalarda falan yolda denk gelenler belki birbirlerine sataşabilmiştir.

Maça bir buçuk saatten fazla vardı ve emniyet barikatları yolun merdivenlerle kesiştiği noktadan itibaren yerleştirilmişti, iki tarafın kullanacağı gişeler arasında da uzak mesafeler bırakılmıştı. Gişelerin dibinden salon önündeki alanla arada gene bir polis kontrol noktaları ve bariyer kesintileri ile yani salon dışındaki bölge bizim için üç parçaya ayrılmış haldeydi.

Yürüyerek önünden geçenlere sataşmaya fırsat bırakmayacak şekilde polisler aralara sokulmuştu. Bizim tarafa gelince erken gelmiş olan 100 kişi kadar kalabalığın yola yakın kaldırımın orada birikip uzak tarafı izlemekle meşgul olduğunu gördüm. Bizim takım ve taraftar otopark girişi olan kısımda zaman geçtikçe birikmeler artıyordu. Arada bir karşı taraftaki kaldırımdan geçen sarı kırmızılılar oluyordu, bir kısmı formalarını çıkarmış ellerinde gizleyerek geçerken, bir kısmı daha rahat kızlı erkekli geçip gidenler oluyordu. Herhangi bir laf atmaya kalkışan biri olduysa polislerden biri hemen orada bitip alevi söndürüyordu. Genç Fenerbahçelilerin baş isimleride buralardaydı, emniyet amiri Tufan ile amigo Yücel'in konuştuklarını gördüm. Amigo Sefa, Mami, İbrahim gibi bir sürü isimde dışarda birikenlerin arasında kendi aralarında konuşuyorlardı.

Bir müddet sonra sahil tarafından gelen bir grup gencin boynunda sarı kırmızı atkılarla bizim taraftarların arasına gelenler dikkat çekmeye başladı. Bu nasıl iş derken meğersem NKCVAS, .bne galatasaray yazan atkılarmış. Bu renk tezatlığı polislerinde dikkatini çekince nedir bu atkılar açın bakayım dediler. Sonra Tufan amir sinirlenip hepsinin atkılarını toplattırmaya başladı, ağzını açanlara copunun tadını hatırlatacağını gösterdi. Bu aralarda karşı tarafa uzaktan el kol yapan birilerini de kalabalığın içinden alıp otopark tarafına doğru götürüverdiler.

Salon kapıları biz geldiğimizden beri erkenden açılmıştı, emniyetin niyeti de mümkün olduğunca kısa sürede dışarda bekleyenleri içeri tıkıştırmak olduğundan abartılı tavırlarla kalabalığı koyun sürüsü gibi yönlendirmeye başladılar. Emniyet Amiri grup liderleriyle olan muhabbetinden midir nedir fazla tepki görmeden sürüyü copuyla tehdit ede ede bir o köşeye bir bu köşeye toplamaya başladı. Yola taşarak bekleyenlere sinirlenip herkes içeri girsin diye diğer polislerle sıkıştırmaya başladı.

Bu iş o kadar bunaltıcı olmaya başladı ki, hiçbirşey yapmadan yanınızdaki tanıdıklarla konuşmaya fırsat bırakmıyorlardı. Elinde kamera olan emniyet görevlisi bir yandan bakın burada bir olay çıkarda kameraya yakalanırsanız sonra maça da giremezsiniz, siz içeri girin bekleyin falan diyordu da biz daha gelecek arkadaşlarımız var onları bekliyoruz diye cevaplıyorduk. Bu sefer Tufan amir o zaman geçin bariyerlerin arkasında bekleyin diye zorla oraya sokuverdi. Herkesi ufak bir ön aramayla bariyerlerin ardına ilk bölgeye sokuverdiler ama herhalde hala rahatlayamamıştı ki milletle uğraşmaya devam ediverdi. Ben yukarı çıkmış bu komediyi izliyorken bir otobüsün hemen dibimizden giriş için döndüğünü gördüm. Takım otobüsü olduğunu anlayınca alkış tutmaya başladık, herkesin toplu halde oraya ilgisi yönelince alkışlar iyice yükseldi, oyuncuların da yüzleri gülüyordu, el sallayarak karşılık veriyorlardı, Taurasi el sallarken Birsel'in de oturduğu diğer cam tarafından kalkıp bize doğru alkış tuttuğunu gördüm.

Bu arada salonun gişelerine bakınca 5 liralık bilet satışlarının devam ettiğini gördüğümde salonun tam dolmayacağı endişesini iyice hissettik. Sürünün içindeyken duyduklarımızda karşı tribününün otobüslerle toplu halde geldiğini görenler anlatıyordu. Tabii bu meselede bilet-ulaşım kombinasyonuna destek almışlar mıdır bilmiyorum, buna rağmen bizim tarafta hadi bir yönetim desteği olsun yada olmasın yahu 5 lira bilet ile 4000'e yakın kişinin salonu dolduramaması gibi bir vaziyet eskiden olur muydu diye aramızda tartışmaya başladık.

Biz gişelerin orada kalabalık sürüden de Tufan'dan da biraz uzaklaşıp rahat nefes alalım derken, bu sefer başka polisler işgüzarlık yapmaya başladı. Diğer tarafta Tufan amir gene copunu kullanarak sanki sürüsünü güten çoban gibi milleti bir köşeye toplamakla meşguldü, bir çoban köpekleri eksikti yani. Bir ara o kalabalıktan birinin polis tarafından alınması gibi bir sıkıntı olunca oralarda ufak bir gerginlik yaşandı. Bizim oradan tam net gözükmüyordu ama karşı tarafta da aynı muamele var mıydı bilmiyorum. Çobanımız gene bizim yanımıza gelip ya içeri girin ya da oraya diğerlerinin yanına geçin deyince biraz tartışıp, yeter diyerek en iyisi çıkalım otoparkın oraya gidelim dedik. Gelecek olan arkadaşı bekliyordum, bileti bizdeydi hemde arabasına çantamı bırakıp salona girecektim çünkü içeri girenlerden sıkı arama yaptıkları duyumları gelmişti.

Saat yediyi geçiyordu ve otoparkın orada nihayet sürüdende çobandan da uzaklaşıp biraz nefes alma fırsatı bulduk, içeri giren taraftarların karşılıklı atışmaları duyulmaya başlanmıştı. Tabii bizim dışarda durduğumuz yer Fenerlilere yakın olan kısım olunca onların seslerini yapılan tezahüratlardan anlıyorduk, sahaya ısınmaya çıkan takımlar olduğu yoğun ıslıklardan belli oluyordu. Amigo Yücel'in de sık sık git gel yaptığı göze çarpıyordu, gruptan gelen çocuklara kaç kişi geldiniz, pankartlar nerede falan diye soruyordu, anlaşılan araba bagajında duran pankartları sokmaya uğraşıyorlardı ama emniyetin aksi yönde kararı vardı.

İçerde ortam maç öncesi ısınmaktayken, biz dışarda gelecek arkadaşları bekliyorduk. Çağlayan meydanında düzenlemelerden dolayı kapanan yollar olunca trafikte kilitlenmiş, gelmeleri zaman aldı. Diğer yandan Fenerbahçeliler Derneği'nin de Kadıköy'den otobüsle geleceğinin haberi gelmişti ama o sıralarda hala köprüde trafikte kaldıklarını duymuştuk. Zaten Alper ağabeyler içeri girebildiklerinde anca maç başladıktan az sonra yetişebildiler.

Artık bizde içeri girelim dedik maça 15 dakika falan kalmıştı, herhalde bench arkasında dolmuştur şimdi yer olarak sıkışmak gerekecek diye düşünüyorduk. Bunca sene maça gittiğim halde futbol dahil ilk defa ayakkabılarımın çıkartılmasını istendiğim bir arama yapılıyordu. Zaten çantamı falan araba bagajına bıraktığımdan hızlı bir arama oluverdi, içeri girince salonu gören ilk kısımdan bir bakış attık ki, benchler arasında kalan bölge iki taraflı polis kordonuyla ayrılmış , ortasına da geniş bir kupa pankartı yerleştirilmişti. Ben bunu ilk başta gs arması ile morlu bir fonda afiş görünce galatasaraylılar daha erkenden girip oraya bunu yerleştirmişler zannettim. Onların tarafına bakınca pota arkaları dolu bench arkası çaprazları bayağı dolu ve sınıra yakın birikmiş halde ayakta duranlar vardı.

Bizim bench arkasına doğru gideceğimizden tribünün içinden geçmektense, koridora çıkıp oraya dönelim dedik. Zira tribün içi alt ve üst arası tıklım tıklım doluydu, geçilecek ara yoktu,böyle görünce bizim tarafı da bayağı kalabalık zannediverdim. Taa ki bizim her zaman gittiğimiz bench arkası alt çapraz tribünün nasıl olduysa o kadar az süre varken boş olduğunu görünceye kadar. Maça 10 dakika kadar vardı ve en ön sırasına kadar boştu. Üst kısımda koridordan yukarıya doğru birikmiş bir grup vardı onlarda maç başlarken durdukları yerden aşağıya geldiler.

Bulunduğumuz konumdan bir daha salonu inceleyince sayıca az olduğumuz belli oluyordu. Bizim pota arkası doluydu ama yanlara doğru boşluklar vardı ve bizim bench arkasının üstleri ile protokolün yan tarafında bize ait olan kısımda boşluklu halde taraftarlar vardı. Diğer tarafa göz atınca ise onların protokol yan tarafındaki kısmı daha doluydu, bunun yanısıra maraton tribünündeki güvenlik boşluğu sınırına konuşlanmış yaş olarak ortalama üstü bir kitlede göze çarpıyordu. Maçın başlamasıyla salon yükünü çektikten sonra benim tahminim onların 4/5 oranı dolu olsa bizimde 3/5 gibi birşeydi. Aşağı yukarı 3250 vs 2500 olabilir diyorum. Alper ağabeylerin otobüs daha da gecikse bizim bench arkası kısım daha güdük kalabilirdi çünkü bu yukardan aşağıya inen grup çok garip tavırlar içindeydi, pota arkasından idare edilen tribüne bazen uyup bazen uymadıkları oldu.

Bench arkasına yakın olunca ortamı inceledikten sonra bizim oyunculara, kimin kadroda olmadığını görmeye odaklandım. Hemen önümüzdeki saha içi koltuklarda eşofmanıyla oturan Anna Vajda'yı seçmek zor olmadı, artık sakatlık sonrası yürüyebilir durumda gördüğüme sevindiğim Begüm onun yanındaydı. Uzak taraftaki saha içi koltuklarda galatasarayın kadroya almadığı pivotları haricinde bayan voleybol takımı oyuncularından da bir zamanlar bizim formamızla ağlayıp şimdi onlara ablalık yapan özlem özçelik'i de oturanlar arasında gördüm.

Bizim bulunduğumuz kısımda üstten gelenlerin sürekli önlere yığılmasıyla iyice sıkışıverdik, zaten ilk periyodun uzun bir kısmı bu yerleşim problemiyle geçti. Sanki kendi koltuklarında dursalar tribün yapamıyorlarmış gibi sıkıştıkça, enerjinin bir kısmını üstüne yığılanları dengeleyebilmekle harcayan benim gibiler daha da yoruldu, bana göre herkes yerinde doğru düzgün dursa daha rahat organize olunabilirdi, zaten ilk periyottaki bizim tribündeki tutukluk rakip tarafın daha erkenden yerleşip kalabalık kuvvetle icraata başlamasındandı.

Takım kadroları anonscu tarafından okunurken bizim pota arkası tribün amigoları yerlerini almıştı. Sahaya yakın olan sette amigo Yücel ve Ercan varken, biraz yukarılara bakınca alt ve üst kat arasındaki koridor kısımda amigo Sefa ve beraberindekiler vardı. Onların üstündeki kısma setin oraya konuşlanmış bir grup GFB'li daha vardı. Maç içinde zaman zaman karşılıklı tezahüratlar alt üst burayla yapıldı. Her ne kadar pankartlar falan olmasa da pota arkasının sağlı sollu farklı noktalarında gene değişik gruplardan kümeleşmeler göze çarpıyordu. Bizim salon tribünlerinde alışıldığı şekilde kimi zaman setin önünden veya orta ve üstten tezahürat başlatıldığı gibi, kimi zaman da pota arkası kitlenin bu farklı noktalarında kümeleşmelerden çıkan tezahüratlar o an ritme uygun giderse genele yayılarak sürdürülüyordu.

Bizim takım kadroları okunurken önce oley çekerek başladıysakta diğer taraftar yükselen yoğun ıslığı bastırmak için sürekli alkışa dönüverdik. Hava atışı öncesi geri sayımla laylay kasap havası yaptığımız halde maç henüz başlamamıştı, bu sefer rakip taraf üçlü çekiverdi. Onların sessizleştiği anda hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada.... diyerek bağırmaya başladık. Karşılıklı tribün kapışmaları onların kalabalık olmasının bize verdiği sıkıntıyı ilk anda hissettirdi. Zira maç başladıktan sonra biz tezahürat edelim derken bizim takımın hücumu sırasında çok güçlü bir şekilde ıslıklıyorlardı. Bu birkaç hücum daha böyle sürdü, bizim bench arkasındaki kısımdan pota arkasının ne tezahürat ettiğini duymakta güçlük çekiliyordu. Top onlara geçtiğinde ise bizim taraf ıslıklama girişiminde bulunmadı, ilk etapta bu kalabalığa karşı tezahürat etmeye odaklanmışlardı.

Top tekrar bize geçtiğinde rakipten gene müthiş bir uğultu kopup bizim tezahüratı yutunca yanımdaki arkadaşa eyvah dedim, bu maç böyle başabaş giderse çok işimiz var. Tam manasıyla toplu halde tezahürat edebildiğimiz ilk manevrayı yoğun bir alkışla başlatıp ...darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe... tezahüratını girmemizle becerebildik. Maç başabaş gidiyor ve arada bir top kayıpları hatalı yürümeler falan yaptığımızı görüyordum. Rakip tribüne göz atınca protokol yan tarafındakilerinde ayaklanmış halde tezahüratlara katıldığı oluyordu, ama bizim eş bölgelerdekiler ise daha dağınık oturuyor ve çoğunlukla maçı takip etmekle yetiniyordu. Pota arkasının horto magiko girişiyle kol hareketleri ve alkışlarla hafiften performans tutmaya başladık.

Tabii maçın öncesinden beri başlayan karşılıklı atar gider hareketler, bilhassa güvenlik boşluğu sınırındaki grupla devam ediyordu. El kol işaretleri, kelle kopartmalar gırla gidiyorken bizim olduğumuz bench arkası üstlerindeki kısımda polisin orada birikenlerle bir tartışması oldu. Bunu gören uzak taraftakilerden alevlenip tank gibi etrafı dağıta dağıta oraya gelen birkaç kişi olunca yerlere düşüverdik, zaten bu açılır kapanır koltuklar üstünde sörf yapar gibi denge kurmakla da uğraşılıyor.

Oralar kısa sürede sakinleşip tekrar işimize dönüverdiğimizde periyot ortasından itibaren üç alkış tempolu Fenerbahçem sen çok yaşa yapmaya başlamıştık. Bunu akıllıca davranıp karşılıklı iki parça halinde yapmaktansa hep birlikte bütün halinde uzun süre yapınca nihayet salon içi dengeleri kurabildik. Rakip tribün gene bizim hücumları ıslıklamaya niyetleniyorsa da, periyot ortasından itibaren vazgeçip beste girmeye başladılar. İlk periyot sonlarına doğru skor üstünlüğünü ele geçirip takım benche gelirken Fener-bahçe oley diye bitiriverdik. Daha maçın ilk periyotu bitmişken ter içinde kalmıştım, sesimin kısılmasına sebep oluyor diye iki gündür astım ilaçlarımı kullanmadığım halde vaziyet pek iyi görünmüyordu.

Tabii periyot bitiyordu ama tribün boş durmuyordu, bir yandan tezahüratlar devam ederken iki tarafta da gerilimi tırmandıranlar mevcuttu. Bize yakın olan galatasaraylılar tezahürat başlatacak kadar kalabalıktı ki, sürekli bizim tarafa yönelip yansıttıkları coşkuları fark yavaştan açılmaya başladıkça içlerinde patlamaya başladı, az önceki canavar yüzleri 10 dakika sonra inceleyince sahaya endişeyle bakıp tırnaklarını kemirir haldeydiler. İkinci periyot tezahüratlarımız tam ritmini bulmaya başladı, sayı buldukça artan bir coşku kazanmıştık ki birdenbire karşı tarafımızdaki saha içi koltuklarında bir tartışma çıkıverdi. Fark açılmaktayken klasik soğutma işlerine erkenden başladılar. Uzak taraftaki saha içi koltuklarından fırlayıp Fenerlilerin olduğu yöne hareketlenen 5-6 galatasaraylı gerilimi tırmandırınca bu boşlukta sahaya atılan bir ses bombası ile hakem maçı durduruverdi. O kısımda başlayan tartışmanın neden kaynaklandığını çözemedik, araya giren güvenlik görevlileri oraya kontrol altına almaya uğraşırken, on sayı üstüne çıkan fark ile birlikte bir an sessizleşen ortamda karşı tarafın mehterine bizim tarafın kontra girişimi ile cimbombomun köpeğine... şeklinde atışma üstüne ufaktan küfürleşmeler bu gergin ortamda boşluğu dolduruyordu.

Gene sesi azalan ortamda hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada, Fenerbahçem... diyerekten tezahürat etmeye dönüverdik, benche gelip oturmuş olan oyuncularda tezahürattan hoşnut şekilde kafasını sallayanlar vardı. Karşı taraf milyonlarca bestesinin kendi versiyonlarını söyledi, hakemler maçı kaldığı yerden başlattı. Ama rakip taraftarın yarattığı bu soğuk ortam onlara ters tepti ve bizim oyuncular kaldıkları yerden farkı işlemeye devam ettiler. Böyle olunca bizim tribün iyice sazı eline alıverdi, bestelerden bestelere atlaya atlaya devre bitimine kadar susmadan yola devam ettik. Rakip tarafta farkın açılması ile hakemlerin kararlarına tepkiler duyuluyordu ama tezahürat etmeye katılımları azalmaktaydı. Biz ikinci bir kasap havası üstüne laylay her zaman her yerde en büyük Fener diye iyice coşmaktayken devrenin sonunun gelmesi kötü oldu. Her iki takımın çıkış koridorları da ayrı tutulduğundan, bizim olduğumuz köşedeki koridorlarına yönelen takıma yoğun bir alkış tutuluyordu, Fener şakşakşak Fener sesleri içinde takım iyi oyunun moraliyle gülerekten soyunma odalarına gitti.

Yüksek sesli müzik ile ortam gürültüsü bastırılınca dinlenmekten başka yapacak birşey yoktu, koridorlara dağılanlarla beraber bizde önce lavaboya gidip serinledik ,ardından yarı yarıya tribün maçlarında daha da şiddetlenen boğaz problemlerimizi gidermek için devre arası su stoğu yapıverdik, para üstü bozuk para yerine kağıt fiş vermeyi akıl etmişler artık. Maçı çok iyi takip edemediğimiz halde Fowles haricinde direnen birileri olmadığı rakamlardan da anlaşılıyordu. Biraz maç ve ortam analizi yaparak zaman öldürdük. Tribünde maça sıkıntılı başlamıştık ama takımın üstüste gelen sayıları ile onların gardı düşerken bizim destek dozajımız ivme kazanmıştı. Maç sürekli başabaş gidiverse sayıca az olmanın sıkıntısıyla bizim için çok daha yorucu olacağı belliydi, neyseki becerikli bir takıma ve koça sahiptik.

Bunun yanısıra ilk periyot uzun süre bizim bulunduğumuz bench arkası bölümde sonradan gelenlerin yerleşimiyle zaman kaybımızda oldu. Orada sete çıkıp her fırsatta arkadaşlarını öne çağırıp hadi falan filan diye bağıralım gazında olan gençler vardı ki, uzun süre sinirimi bozdular. Pota arkasından idare edilmekte olan tribüne zaman zaman yön verme hevesindeydiler ama pota arkası tarafından dikkate alınmıyorlardı. Pota arkasında da çok sağlam bir bütünlüğümüz yoktu belki ama daha geniş alana yayılmış rakip tarafa göre daha kolay idare edilebiliyordu, bestelere de yüksek katılım vardı. Buna karşılık rakip tribün ikinci periyot karşılıklı cimbombomum benim yaptı ki, bunu hem maraton kısmındakilerle hem de protokol yan tarafıyla yapabildiler. Daha az sayıda olan bizim protokol yan tarafındakilerin böyle karşılıklı tezahürata güçlü katılabilecekleri şüpheli gözüküyordu. Artık kendi takım isimlerini algılama sorunları mı vardır bilmiyorum , kupaları şirketlere bırakmayalım diye.. giden kaç sene önceden kalma tezahüratlarını da icra ettiler.

Üçüncü periyot için takımlar sahaya gelip hazırlandıktan sonra maç başladı ama iki tarafta da henüz koridorlardan dönüp yerini almayan çok kişi vardı. Bizim pota arkasının ne tezahürat ettiği duyulmuyordu bile ama bir iki dakika sonra şovumuza kaldığımız yerden devam edeceğimiz belli oldu. Rakip tarafın ilk periyotta coşkuyla saldır galatasarayım oley diye girdiği halleri geride kalmıştı, ilk bir iki uğultulu defans gazı üzerine basketleri yemeleriyle söyledikleri tezahüratlar anlaşılmaz oldu. Bizim taraf ise herkesin tekrar tribüne yerleşmesiyle akıcılığını bulmuştu, salonlarda çok iyi yaptığımız tempolarımızı birer birer girmeye başladık. Matador melodisi ile zıpladıkça zıplamaya üstüne telli turna melodisi ardından güzel bir Fener-bahçe oley sesleri coşku arttıkça artıyordu. Sayı olan hücum sonrası koç Ratgeber'in yumruklarını sıkarak sevindiğini gördüm, arkasını dönerken tribündeki ritimden hoşnut olsa gerekki taraftara doğru alkış tutuyordu, ne de olsa adam müzisyen.

Rakip tribünden gelen hani o hastaneye taşıdığımız günler... bestesi komik bulunup alkışlarla makaraya alınıp bastırıldı. Adamlar iki dakika sonra bir daha bunu girince daha komik oldu gene alkışlanıverdiler, saldır cimbom ok lets go diye dalga geçildi. İyice sinirleri bozuluyordu, bunlardan gelen küfürlü tezahüratı kaale almayıp darağacı bestesini giriverdik, milyonlarcayı yaptık. Fark otuzlardayken saldır galatasaray oley diye bağırmaya çabalamalarını da anlayamadık. Doğal olarak oluşan fark onların hayal kırıklığı ile morallerini bozuyordu ve bizim tarafta doğaçlama başlayan el kol hareketli varyasyonlar olağanüstü bir senkronizasyon oluşturdu. Yan tarafa gözüm gittiği sırada eller eller havaya dendi, orta kısımda duran amigo Sefa'nın amigo Yücel'e birşeyler işaret etmesiyle müthiş şov başladı. Kollar havada ağır tempodan başlayıp hızlanarak öne doğru paralel hareketlerle ooo ley oo ley oley oley oley diye başarılı bir doğaçlama yapıldı. Herkesin hoşuna gidince tekrar edildi, öncekinden daha güzel oldu, tabii bu esnada rakip tribün bunları izlemekle meşguldü, hatta benchteki oyuncularımız birbirlerini dürtüp pota arkasını izliyordu. Kollar sağa sola yapılarakta tekrar edildi, senkronize hareketlerin bitimiyle beraber Fener-bahçe oley diye coşku yansıtılıyordu. Eğlenceli makaralar devam ederken sahadaki kızlarda ritim bozmadan farkı otuzlara kadar dayadılar. Fenerbahçeli olmanın gururu bizlere yeter... seni sevmek deli gibi yürek ister... gibi birçok besteyi de söyleyip işte böyle her sene böyle cimboma böyle ... diyerekten nasıl geçtiğini anlamadan üçüncü periyotu tükettik.

Periyot arası karşılıklı küfürlü bestelerin yoğunluğu vardı, ayva çiçek açmış üstüne o taraftan ne kadar Fenerli varsa.... gelirken bizde lacivert ve sarı... ile ilave edilirken üçüncü periyot boyu bocalayıp maç içinde söylediklerine tekrar tekrar dönen rakip tribün son periyot başında artık ip kopmuş, bari neden geldiysek biraz daha bağırıpta öyle gidelim moduna büründüler. Son periyot başında bizden daha yüksek sesli giriş yaptılarsa da saldır galatasarayım oley komedisini gözardı edersek oyunu durdurup tekrar maçın içine edene kadar son gazlarına başvurdular. Sen şampiyon olmasanda, kupaları almasanda diye bağırırlarken, bizim tribün ise yorulmuş, maç bitmiş gibi artık daha zayıf katılımla bunlara cevap verme uğraşındaydı. Bir ara içimdeki cimbom aşkı yapılıyordu ama karşı tarafın güçlü bir üçlü girişi ile pek birşeye benzemedi. Herkesin sırtını döndüğü sırada karşı taraftan gelen Genç Fenerliler birbirlerini.... kontrası duyuluyordu, yapılan tersyüz kasap havası üstüne karşı tarafa laf yetiştirmeye girişildi, bu ters ilişki temalarına katılım daha fazla oldu. Karşılıklı atışmaların yoğunluğuyla diğer tarafın delikanlı Fener neredesin haney tezahüratı buradayız işte işaretlerine sebep oldu.

Pota arkası ortalarından yükselen Fatmagül cimbom Fatmagül cimbom senin suçun ne Fatmagül cimbom tezahüratı bir süre söyleniverdi. Havada yağan yabancı maddeler henüz sahaya değilde tribünler arasında üçüyordu. Bizim kısım menzil içinde kaldığından yakınlarımızda bir yere ayran kutusu geldi. Havadan gelen suyu yakalayıp karşı tarafa giderini yapanda ilgi çekiciydi. Aradaki polisler bir yandan iki tarafıda püskürtmekle meşgulken bozuk para şişe vb. maddelerde hava sahasını meşgul etmekteydi. Biz bunların taraftarına Fenerbahçe çok pis koyar....ardından başkanlarına ilgi gösterip ne zaman ki sallasana mendilini, adnan polat kurtarsana.... diye bağırıyorken, diğer taraf o...ç.. Aziz Yıldırım diye bağırınca kayış koptu. Küfür ede ede tırmanan gerilim ve oyunda rakipten yenen fark üstüne kendi taraftarının sahaya da atmaya başladığı maddelerle hal ve tavırlarına sinirlenen adnan polat önce ellerini açıp ne yapıyorsunuz gibisinden bakınırken kendi taraftarının küfürlü tezahüratına sinirle yerinden fırlayıp, bizim yöneticilerin elini sıkıp gidiverdi. Bunu gören bizler biraz daha makaraya koyarken, rakip tribün başkanlarının kendilerine gider yaptığı bu hareketi tepkiyle karşıladı, protokol tarafına doğru yüklenenler çok oldu. Bunun üzerine emniyet o tarafa da önlem almaya yöneldi.

Attıkları bir tane ses bombası bizim bench arkasına düşüp gürültüyle patladı. Sahaya atılan ayran ve su şişeleri ile maç duruverdi. Ardından bizim tribün patlayıcı maddeleri atanlara yönelip çıldırın çıldırın o..ç... diye bağırırken onlarda hepiniz o..ç.. diye cevaplıyordu. Bu kargaşa içinde takımlar hemen benclerine sığınıverdi. Yeni transferlerin şaşkınlıkla etrafı izlediklerini görüyorduk, orta blok saha içi koltuklara yerleşen Anna Vajda ile Begüm oradan kaçıp Fenerbahçe taraftarı önündeki alana geldiler, karşı taraftaki altyapı oyuncularıda güvenli bir yere alındılar. Bir ara sahaya vahşi batıdan çıkmış kovboy gibi kement sallaya sallaya uzun bir elektrik kablosu atan galatasaraylı bizi eğlendirdi, bir görevli sahaya düşmeden havada yakaladı. Onların pota arkasına girip birilerini almaya niyetlenen birkaç polise çok sert tepki koyup daha fazla yukarı çıkmalarına fırsat bırakmadılar. Bizim tribünler ise vur vur ooh ooh gazlarıyla kışkırtmaya başladılar. Bir de saldır Tufan reis ooley, İstanbul Çevik Kuvvet şakşakşak tezahüratları pota arkası orta üstlerden geliyordu ki, birkaç saat önce dışarda kendilerine koyun muamelesi yapan adamlara karşı bu nasıl sevgidir çözemedim.


Hakemler soyunma odasından dönünce bizim takım serbest atışı kullanmak için rakip tribün önündeki potaya hareketlendi, gs oyuncuları ise hala benchteydiler. Ortada dımdızlak duran beş tane kızımıza yabancı maddeleri tekrar yağdırmaya başlamaları bizim tribünleri öfkelendirdi. Hepiniz o...ç... sesleri yükselirken, güvenlik boşluğunun oradan yüklenmeler oldu, hatta protokol tarafına yakın üstlerden bir yol bulup oraya çıkarma yapmaya niyetlenen bazı taraftarları polis farkına varıp geri yolladı. a.....a.. galatasaray tezahüratına diğer taraftan tersi karşılığı geldi. Adamlar maçın içine edip üstüne Nevizade gecelerini söylediler ve emniyetle itişe kakışa 10 dakika kadar sonra tribünü boşalttılar. Bizim tarafta bak yine yeşillendi fındık dalları melodisinin üstüne kollar yukarda oval vaziyette himne galatasaray melodisini söyledi. Söyle cimbom söyle ne oldu... falan diyerekten adamlarla karşılıklı atışa atışa şşşt şşt nereye... salondan çıkmayın biraz .... geçelim diye diye adamları uğurladık.

Bir anda boşalan ortam bizlere garip geldi, uğraşacak kimse olmayınca işin zevki kaçtı. Bizim tribünden maç öncesi de birkaç defa yaptıklarını tahmin ettiğim kaşar ışıl tempoları gene duyulmaya başlandı, ilk başlarda kalabalık bir koro ile söyledik ama pota arkasındaki dağınık kümelerden biri bitirip diğeri başlayaraktan oradan bir buradan ikide bir aynı şeyi söyleye söyleye işi cıvıttılar, bir ara duyulan ışıl ortaya ... çektir tayfaya kısmına kadar vardı. O ortamda rakip tribün boşaltılmış maçın başlaması beklenirken bütün oyuncuları tezahüratlarla sıradan geçirip alkış tutulabilirdi. Herneyse sonunda bizim takımı hatırladılar da şampiiiyooon .... tempoları tutulurken oyuncuların da yüzleri güldü taraftara dönüp alkış tuttular.

Boş ortamda ne taraftarda ne oyuncularda kimsede öncesi kadar heves kalmasa da , koç yedekten genç oyuncuları da oyuna sokuverdi. Yeniden başlayan maçta rakibin ilk hücumu sırasında ıslık uğultu çıkarıyorduk, ama gevşeyen konsantrasyonla artık kopmuş maçta öncesine göre daha kolay sayılar buldular. Biz de delikanlı cimbom neredesin haney... diye bağırıp, mihribanı söyledik. Gene pazar günkü futbol derbisi üzerine mesajlar veridikten sonra maç bitmek üzereydi, maç bitimine doğru son boşlukta atkılar açılıp samanyolu yapıldı, bu kadar romantizme bizim takımın yerli oyuncularının tepkileri çok sempatikti, birbirlerine bakıp gülümsüyorlardı.gene şampiyon sesleri ile maç bitti.

Takımın rakiple tebrikleşip, kendi içindeki kutlaması falan biraz zaman aldı. Pota arkasından gene kaşar ışıl sesleri çıkarken bizim oyuncuları kaptan Nevriye etrafına topladı, sonra pota arkasına yöneliverdiler, takım kendilerine gelirken kaşar ışılla meşgul olan pota arkasını dumur ederek susturup karşılıklı sarı-lacivert çektiler. ( Aslında bu kısmı karıştırıyor olabilirim, böyle bir vaziyet oldu ama ikinci defa kupa ile beraber mi geldiklerinde olmuştu tam hatırlamıyorum)
Alkışlar arasında tören için yapılan anonslarla sahaya döndüler. Bu taraftar sizinle gurur duyuyor sesleri yükseldi ama gs oyuncuları madalya töreni için anons edilince yuhlamalar başladı. Biz yuhalarken bizim bench arkasında sol tarafımızda olanlardan 15 kişi kadar centilmenlik niyetine alkış tutan münferitler de vardı. Sıra ışıl'a gelince pota arkasından oooley sesleri ile bir kez daha dalgalar artıverdi, ışıl oldu mu Fenerbahçe koydu mu gibisinden tezahüratları dinleyerek tören için beklerken dudaklarını ısırmaktaydı.

Sıra bizim takıma gelip bildiğimiz kupa kaldırma konfeti yağmuru vesaire oley oley oley oley şampiyooon Kanaryaa değil de gene bizzat setteki amigonun ağzından Feeener diye söylettiğini gördüm. Bu fasıl takımın kupayla oraya buraya yöneticilere git gelleri röportajları diyerekten geçiyorken bizim tribünde sisli bir geceyarısı söyleniyordu. Kupayla taraftarın önüne gelip tekrar alkışlandılar, her üç taraftaki taraftara doğru selam verdiler, fileyi kesmelerini bekliyordum ama yapmadılar. Pota arkası çaprazlardan herkes yılar Nevriye Yılmaz... tezahüratı yükselince bütün salon katılıverdi, dönüp selam verdi. Polislerde artık bizden bıkmış halde hadi arkadaşlar boşaltalım diye yavaştan yavaştan bench arkasındaki bizleri sıkıştırmaya başladılar. Ama biz hem yavaştan adımlıyor hem de oyunculara tezahürat etmeye uğraşıyorduk, kaşar ışıl ritminde Penny Penny Taylor sesleri yükseliverdi, mahçup bir el sallama geldi, onu takiben Birsel Vardarlı sıradaki isimdi. Esmeral bizim tarafa gelip teşekkür edince onun ismi haykırıldı, bu esnalarda pota arkasından Taurasi Taurasi oley oley oley sesleri yükseliyordu, ilk anda anlamadı herhalde bir reaksiyon göstermedi. Şaziye saha içi koltuklardaki taraftarlarla sarmaş dolaştı. Nevin şapkasını tezahüratlar eşliğinde taraftara fırlattı. Oyuncular birer birer çıkış koridorundan giderken bizde polis tarafından sıkıştırılaraktan oraya kadar gelmiştik, alkışlarla uğurlamaya başladık, oyuncular demirlerden eğilerek yandan üstten el uzatanlara çak yaparak gidiyordu. Anna Vajda arkasından diğerleri birer birer gidiyordu. Taurasi yaklaşırken gene tezahüratlar başladı Taurasi Oley oley oley belli ki hoşuna gidiyor gözüktü. Tempoyla beraber dans eder gibi zıplaya zıplaya bir o tarafa bir bu tarafa alkış tutarak uzanan ellere çak yaptı gitti. Koç Ratgeber maç içinde defalarca gördüğüm gibi eğlenceli sıcak bir adam olduğu hissiyatını verdi, herkese dönüp alkışladı selam verip gitti. Nevriye'de kupa elinde hepinize çok teşekkürler, bu kupa sizin için deyip diğerleriyle beraber diğer kalanlarla içeri girdi.

Genel gidişata bakılırsa bizim onlara daha çok teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüverdim, zira maçın başlarından sonra sahada üstünlüğü ele geçirip bizimde tribünde sayısal dezevantajın gölgesinde kalmadan daha rahat ve eğlenceli bir akşam geçirmemizde onların rolü büyüktü. Kuru havada girdiğimiz salondan yoğun yağış altında yollara dökülüverdik.

http://fenerinkraliceleri.blogspot.com/

22 Ekim 2010 Cuma

Hafta Sonu Spor Ekranı.


22 Ekim Cuma

20.00 Karabük – Eskişehirspor (LİG TV)
20.00 Sivasspor – Bucaspor (DIGI)
21.30 Hamburg – Bayern Münich (TRT HD-TRT 3)

23 Ekim Cumartesi

14.45 Tottenham – Everton (PL TV / SPORMAX)
15.30 İstanbul Belediye – Gaziantepspor (DIGI)
15.00 gs mp - Alanya Belediyesi - TBBL (SPORTS TV)
16.30 Mönchengladbach – Werder Bremen (TRT HD-TRT 3)
17.00 Chelsea – Wolverhampton (PL TV / SPORMAX)
17.30 MEF Okulları - Ziraatbankası ( SPORTS TV)
19.00 Antalyaspor – Konyaspor (DIGI)
19.00 Trabzonspor – Gençlerbirliği (LİG TV)
19.00 Zaragoza – Barcelona (NTVSPOR)
19.30 West Ham – Newcastle (PL TV / SPORMAX)
21.00 Real Madrid – Racing Santander (NTVSPOR)
22.00 Sochaux – Toulouse (KANAL A)
22.00 Fenerbahçe Ülker - Aliağa Petkim ( FB TV - Banttan)
23.00 Valencia – Mallorca (NTVSPOR)

24 Ekim Pazar

11.00 Fenerbahçe - G.Saray U17 Akademi Ligi ( FB TV)
13.00 Excelcior - Ajax ( BEYAZ TV)
14.00 Giresunspor – Samsunspor (TRT 1)
14.30 Ankaragücü – Bursaspor (LİG TV)
14.30 Panküp Kayseri - Fenerbahçe ( SPORTS  TV - FB TV)
15.30 Manisaspor – Kasımpaşa (DIGI)
15.30 Stoke City – Manchester United (PL TV / SPORMAX)
16.30 Borussia Dortmund – Hoffenheim (TRT H-TRT 3)
16.30 Fenerbahçe - İBB ( SPORTS TV - FB TV)
18.00 Manchester City – Arsenal (PL TV / SPORMAX)
18.00 PSG – Auxerre (KANAL A)
18.30 Bayer Leverkusen – Mainz (TRT HD-TRT 3)
19.00 FENERBAHÇE – GALATASARAY (LIG TV)
19.30 Gaziantep Belediye – Altay (TRT 1)
21.45 Sampdoria - İnter ( TV 8)
22.00 Lille – Marseille (KANAL A)
22.00 Villarreal – Atletico Madrid (NTVSPOR)
22.30 Fenerbahçe - İBB (FB TV Banttan)

* Beko Basketbol Ligi maçları programda yer almamaktadır.Şifreci zihniyeti protesto ettiğim için.Futbol da aynı denilebilir.Futbol'u çoktan kaybettik ,artık onu dert etmenin bir anlamı yok.Almadım şifre ilk çıktığından beri ve almayacağım da ama basketbol fırsat gelmişken esaretten kurtarılmalıydı.Fakat Turgay ve Aziz basketbolu zincire vurmaktan geri durmadılar ne yazık ki.
*  İtalya Ligi Serie A nihayet adam gibi bir yayıncıya kavuştu.
TV 8 yayınlayacak İtalya Ligini.
İtalyan Ligi, TV8 ekranlarında yayınlanacak.
İşte Bu Haftanın En Önemli Maçları
24 Ekim Pazar Saat 21:45 Inter Sampdoria
25 Ekim Pazartesi Saat 21:45 Napoli-Milan

Kraliçelerden ''Klasik Ezik Terbiyesi'' 75-58 (Maçın Yorumu)


* Tebrikler Kraliçeler
 http://www.vamosbien.org/VB/wp-content/uploads/fb_gs_pankart-300x171.jpg
Kraliçeleri , teknik ekibi ve taraftarı kutluyorum ''Klasik Öğrenilmiş Çaresizlik Ezik Terbiyesi'' için.
* Maça onlar daha iyi başladı,biz ise çok basit hatalar yaptık,kolay şutları kaçırdık.İlginçtir maçın yıldızı olan Nevriye çok kötü başladı,üst üste boş döndü ama sonradan bir açıldı pir açıldı.
 Laneti kıran Newlin oldu.8.dk.da üst üste 5 sayı atarak 9-7 öne geçirdi takımımızı ve ondan sonra tutabilene aşk olsun.Çeyreği 13-10,devreyi de 44-20 ile bitirdik.
 
Maç çoktan bitmişti.Öyle bir 2.çeyrek oynadık ki neye uğradıklarını şaşırdı ezikler.2.çeyreğin 2.beş dakikasını harika oynadık.27-14 ile fark 13'e çıkmıştı ve kırılma noktasıydı.Bu noktadan sonra yabancılarımızın tutukluğuna rağmen ''Türk Bayan Basketbolunun 3 Altın Kızı'' Nevriye-Birsel ve Esmeral'in + Newlin'in  klas ve tecrübeleri hegomanyamız altında ezilen ve deli para harcayarak bu üstünlüğümüzü kırmak isteyen eziklerin çırpınışlarını boşa çıkardı.
* Zaten iki  takım arasındaki yıllardır en büyük fark bizim yerli oyunculardaki üstünlüğümüz.
* 30'a varan fark Taurasi'nin kendini sıkmaması ile 40'dan dönerken kudurmuş eziklerin ''klasik bayat  çamura yatma numaraları'' ile maçın uzun süreler durması ve hocanın genç + yedeklere şans vermesi ile 17'ye kadar inerek bitti.Doğrusu buna üzüldüm.30-40 farkı fazlasıyla haketmişlerdi.
4 dk.kala 71-45'te bizim taraftarlara sis bombası attılar (nasıl soktularsa) maçı 30 dk.durdular,maç sonunda skor 75-58 idi.13-4'lük bir seri yaptılar  oyunu soğutarak.
Son dönemde 3 tane üçlük basket atan Gülşah Gümüşay'da farkın erimesinde önemli etken oldu.
* Her ne kadar bizim 3  yabancımız milli takımda oldukları için geç katılsalarda hem kaliteleri hem de yorgunluklarına rağmen onların yabancılarından daha öndeydiler ama Penny haricindeki yabancılarımız
beklediğimiz gibi katkı veremedi.Horokova'yı gene de beğendim.
* Taurasi çok ilginç bir şekilde tutuktu.6/0 üçlük atması görülmüş şey değildi.2/1 ikilikte aynı şekilde.
Ezikler yatsınlar kalksınlar dua etsinler bir de Taurasi gününde değildi.Yorgunluğuna verelim.
* Nevriye dediğim gibi adeta Fowles'a meydan okudu.Kötü başladı ama sonradan müthiş açıldı.
16s.14r.2a.ile MVP oldu bana göre.
* Nevriye'den sonra Birsel ve Penny maçı bize getiren oyuncularımdan öne çıkan isimlerdi.
Birsel'in kritik anlardaki 4/3 üçlüğü,Penny'nin 8/6 gibi yüksek yüzdeli ikiliği ve 6 ribauntu süperdi.
* Matoviç23.19 dk.da  9/3 ikilik ,2/1 üçlük 9 sayı,3 ribaunt ile az etkili olurken,Newlin 20.20 dk.da
7 sayı 2 ribaunt ile kısıtlı uzun rotasyonumuza ciddi soluk kattı.
* Takım savunmamız ve yardımlaşmamızda çok iyiydi.İlk devrede sadece 20 sayı yedik.Onun çoğunda da Fowles''ın payı var.
* Özge sayı atarak ''Gerçek Fenerbahçeli'' oldu.
* Bu kadro Fenerbahçe Bayan basketbol tarihinin en güçlü kadrosu.
* gs'de gözler ve umutlar Fowles'ın üzerindeydi.İyi de başladı maça.Ribauntları falanda topluyordu ama Nevriye Ona karşı kendini göstermek için full konsantre oynayınca giderek etkinliği düştü.10 sayıda kaldı ama 15 ribaunt alması dikkat çekiciydi.Atletik olması büyük avantaj tabii.
Augustus - Hodges ve Currie gibi güvendikleri atıcılar karavanacı çıktı.Ben Gintare'yi bekliyordum 4.yabancı olarak ama Hodges'ı oynattı Ceyhun.Bence yanlıştı.

Augustus13/2,Currie 5/1,Hodges 5/2 ikilik atmış 23/5 yani.Paso şut sallıyorlardı habire.
Böyle bir takım zor gördüm.Genç Gülşah'ın 3,Bahar'ın 1 son anlardaki üçlüğü ile biraz rezilliği düzeltmeye çalıştılar.Bu 2 genç oyuncuyu çok beğeniyorum zaten.
* Işıl Albeni hanım az konuş çok çalış demiş Atalarımız.Sonra şapa oturturlar böyle.
Bu kaçıncı hiç mi ders almıyorsun yahu ?
* Maçı şifreli yayınlayan SPORTS TV'yi de kınıyorum.Yorumcu eski oyuncumuz Şükran Albayrak'ı da aynı şekilde.Olayları çıkaran yaratıklar için bir şey diyemedi.

* Son olarak yaptıkları çirkeflikler için diyecek hiç bir şey yok.
Yaratıkların ''Çaresizlik psikozu''.Kolay değil tabii sürekli ezik,rezil-kepaze ol.


Arkadaşların derlediği veciz yorumları buraya alıyorum.
Herkes görsün rezilliklerini ve ağladıklarını.

 

Emrah Oktay Nickli Üyeden Alıntı
Fenerbahçe´ye ezilme sezonu başladı yine. Bugün bayan basket‚ pazar futbol ondan sonra erkek voleybol‚ sonra bayan voleybol daha sonra erkek basketbol arada kürek sonrasında yine bayan voleybol sonra bi daha futbol arada 1 tane belki erkek basketbol galibiyeti sonra erkek voleybol vs vs

Yeter artık lan. Senet mi imzaladık biz bu kulübe yenileceğiz diye. Yemişim şampiyonluğunu da Türkiye Kupasını da Avrupa´sını da. Zaten hiç birinde bir nane yediğimiz yok. Bari şu adamlara karşı direnç gösterelim. Senelerdir 18-1‚ 17-0 gibi tüm branş sonuçlarından ne zaman düze çıkacağız. Ne zaman 9-9‚ 10-8 gibi bitecek sezonlar. Bu kadar mı çaresizdir bu camia Allah kahretsin..

Ahaha anladılar sonunda da en azından ezilmeyelim diyorlar talebe bak  

- hafta sonu da yenilirsek Adnan Polat da istifa etmezse yazıklar olsun...

- ümidin var mi abi o mactan?


TUBA PALAZOĞLU karpuz atıyor mubarek bari potaya yetişse top birdefa daha YAZIKLAR OLSUN. Bu oyunu haketmiyoruz‚ YENİL ama ONURLUCA ŞEREFLİCE yenil. Oraya giden arkadaşlarımıza yazık ettiniz


- sizce 50 ye ulaşırmıyız?

- Ulaşırız Fener artık bıraktı maçı‚ Acıdılar demek çok koyor bana ama işin aslı öyle. Adnan Polat pişkin pişkin oturuyor‚ sonra centilmenim diyecek‚ staddan kaçmadım diyecek ama bu kaçıncı be POLAT. NEYSE BEKLE KUPAYI KALDIRIRKEN FENERLİLERİ ALKIŞLARSIN 

Fenere yeniliyomuşuz herkes kızıyormuş. 3-4 sene önce fenere yenilmiyorduk diyorlarmış. Nasıl yenilelim 2.ligteydik diyordu Başkan. Cevaba bakın. Sinirlerim çok bozuk.

bunlar adamı gülmekten öldürür
 yorumlara bak

rezalet bir taraftarımız var.hayvandan farksızlar.her yerdee eziliyoruz.allah kahretsin 

yoruma bakk 

Beyler birseyler yapalım ne bu ya her alanda geciriyorlar bize ‚ zevk mi alıyoruz bundan . Taraftar uyansin artık ya !! Su yönetim biran önce gitsin . 

75-58 kupa fenerin maalesef

ne maalesifi dostum‚ nereden döndük bunada şükür diyorum en azından adamlar bir nebze olsun farkı kapatmamıza izin verdiler. Yoksa 40'ı bulurdu fark

Ligin kısa bi özeti oldu bu daha lig başlamadan ligi ikinci sırada kapatırız finalde fener alır kupayı gene hep aynı senaryo ne zaman şu takın üstüne geçcez acaba merak ediom allah verede bu hafta ki futbol maçında büyük bi fark yemesek.  


http://fenerinkraliceleri.blogspot.com/

Kraliçelerden ''Klasik Ezik Terbiyesi'' 75-58 (Maç Yazısı,İstatistikler,Resimler)

ŞAMPİYON FENERBAHÇE

18. Bayanlar Cumhurbaşkanlığı Kupası Fenerbahçe’nin
21.10.2010
Fenerbahçe, Abdi İpekçi Spor Salonu’nda karşılaştığı Galatasaray Medical Park’ı 75-58 ile mağlup ederek 18. Bayanlar  Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda şampiyonluğa ulaştı.


Abdi İpekçi Spor Salonu’nda oynanan 18. Bayanlar  Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda, Galatasaray Medical Park’ı 75-58 ile mağlup eden Fenerbahçe, kupadaki 7. şampiyonluğuna ulaştı.

Karşılaşmanın ilk basketi Galatasaray Medical Park adına Seimone Augustus’tan gelirken, Birsel Vardarlı’nın top çalma sonrası kendi bitirdiği hızlı hücumla ilk 2 dakika 2-2’lik eşitlikle geçildi. İlk dakikalarda takımların hücumlarda düşük yüzdeyle oynadığı gözlenirken, Sylvia Fowles ve Nevriye’nin karşılıklı sayıları sonucu, 4-4’lük skor ile eşitlik korundu. Karşılaşmanın 5. dakikası dolarken, Monique Currie’nin dip çizgiden kaydettiği 3 sayılık isabet Galatasaray Medical Park’a 4-7 üstünlüğü getirdi. Takip eden 2 dakikada iki takım da sayı üretmezken, 8. dakika içerisinde Nevin Nevlin’in üst üste bulduğu 5 sayı, 9-7 ile Fenerbahçe’yi maçta ilk kez öne geçirdi. Ancak, aynı dakikada gelen Doneeka Hodges’un üçlüğü Sarı Kırmızılılar’ın üstünlüğü 9-10 ile geri almasını sağladı. Kalan sürede ise Fenerbahçe, hücumda Esmeral ile etkili olurken, savunmada da rakibine başka sayı şansı tanımadı ve ilk periyodu 13-10’luk skorla önde geçti.

İkinci periyot ise Fowles ve Penny Taylor’ın karşılıklı sayıları ile başladı. Ardından, Nevriye ile etkili olan Fenerbahçe, periyodun ilk 3 dakikasını 20-14’lük skorla 6 sayı önde geçti. Bu bölümde Galatasaray Medical Park, bir de 24 saniye içinde hücum etmeyi başaramayınca, Sarı Kırmızılılar’ın baş antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu, maçın ilk molasını aldı. Ancak, moladan sonra da Birsel’in elinden bir üçlük bulan Fenerbahçe, Nevriye ile 4 sayı daha üretti ve son 5 dakikaya girilirken 27-14 ile farkı 13 sayıya kadar çıkardı. Bunun üzerine Galatasaray Medical Park, bir mola daha aldı. Moladan sonra Fowles’un turnikesi ile 2 sayı üreten Galatasaray Medical Park, 10-0’lık Fenerbahçe serisini sona erdirmiş oldu. Ancak, sonraki bölümde Sarı Lacivertliler bir de 9-2’lik seri yakalayınca, son 3 dakika içerisinde, 36-18 ile fark 18 sayıya kadar çıktı. Kalan bölümde de Matovic, Taurasi ve Nevriye üçlüsü ile sayılar üretmeye devam eden Fenerbahçe 44-20’lik skorla, soyunma odasına 24 sayı önde gitti.

Üçüncü periyot karşılıklı isabetlerle başlarken, ilk 2 dakika sonunda Fenerbahçe, 48-24 ile aradaki farkı korudu. İlk dakikalarda Penny Taylor’ın etkili oyunu göze çarparken, periyodun 4. dakikası da 52-26 Fenerbahçe lehine geçildi. Sonraki dakika içinde takımlar, Tuğba Palazoğlu ve Ivana Matovic ile karşılıklı birer üçlük kaydetti ve skor 55-29’a taşındı. Takip eden bölümde Taurasi ve Nevin Nevlin ile sayılar üreten Sarı Lacivertliler, periyodun sonuna 3:25 kala, 61-32’lik skorla o ana kadar maçtaki en büyük farkı yakaladı. Galatasaray Medical Park ise sonraki hücumdan da top kaybıyla dönünce, baş antrenör Ceyhun Yıldızoğlu molaya başvurdu. Moladan sonra Horakova, kullandığı serbest atışlardan birini sayıya çevirirken Galatasaray Medical Park, Işıl Alben ile üç sayılık bir isabet kaydetti ve periyodun son 2 dakikasına 62-35’lik skorla girildi. Kalan bölümde iki takım da ancak serbest atışlardan sayı üretebildi ve periyot, 64-36 Fenerbahçe lehine sonuçlandı.

Final periyodunun ilk basketi de Fenerbahçe adına Penny Taylor’dan gelirken Melisa Can, üst üste sayılarla Galatasaray Medical Park’tan karşılık veren isim oldu. Ardından Birsel ile bir üçlük bulan Fenerbahçe, Nevriye’nin orta mesafe isabetiyle de skoru 71-42’ye taşıdı. Takip eden 2 dakika 30 saniyede iki takım da sayı üretmeyi başaramazken suskunluğu bozan, Galatasaray Medical Park’tan Gülşah Gümüşay oldu. Gülşah’ın etkili oyununu sürdürdüğü takip eden bölümde, Galatasaray Medical Park, 14-2’lik seri yakaladı ve karşılaşmanın son dakikasına 73-58’lik skorla girildi. Son dakika içinde sayı üretebilen tek isim Fenerbahçe’den Şaziye oldu ve maç 75-58’lik Fenerbahçe üstünlüğü ile sona erdi.

18. Kadınlar Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kazanan Fenerbahçe'ye şampiyonluk kupası ve madalyalarını Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Bahattin Cebeci ve Türkiye Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel verdi.

SALON: Abdi İpekçi

HAKEMLER: Murat Biricik – Ali Şakacı – Erman Erdemli

FENERBAHÇE (75): Özge Kavurmacıoğlu 2 (1 ribaunt), Olcay Çakır (1 asist), Hana Machova Horakova 3 (4 ribaunt – 1 asist), Birsel Vardarlı 11 (3 ribaunt – 2 asist), Esmeral Tunçluer 4 (1 ribaunt – 2 asist), Şaziye İvegin 2, Nevriye Yılmaz 16 (14 ribaunt – 2 asist), Diana Taurasi 8 (2 ribaunt – 3 asist), Penny Taylor 13 (6 ribaunt – 4 asist), Ivana Matovic 9 (3 ribaunt - 1 asist), Devran Tanaçan, Nevin Nevlin 7 (2 ribaunt – 1 asist)

GALATASARAY MEDICAL PARK (58): Tuğba Palazoğlu 5 (1 ribaunt), Doneeka Hodges 8 (1 asist), Yasemen Saylar, Bahar Çağlar 7 (8 ribaunt – 1 asist), Işıl Alben 3 (1 ribaunt – 3 asist), Melek Bilge 2, Gülşah Gümüşay 9, Nihan Anaz (2 ribaunt - 1 asist), Monique Currie 6, Melisa Can 4 (6 ribaunt – 1 asist), Seimone Augustus 4 (2 ribaunt – 2 asist), Sylvia Fowles 10 (15 ribaunt – 1 asist)

1. PERİYOT: 13-10
2. PERİYOT: 31-10
3. PERİYOT: 20-16
4. PERİYOT: 11-22

 

 
Fenerbahçe Baş Antrenörü Lazslo Ratgeber, zorlu bir mücadele oynadıklarını belirtirken, “Karşılaşma öncesi yapmış olduğumuz toplantıda başkanımız, yönetimimiz ve taraftar için kalpten oynamamız gerektiğini konuştuk. Menajerimiz Didem Akın için de önemliydi bu karşılaşma. İyi motive olduk ve iyi mücadele ettik. Ancak bu gayretli mücadelemizin yanında daha da iyi basketbol oynamalıyız. Yerli oyuncular ile yabancıların bir arada iyi kaynaşması gerçekten de bizim için önemliydi” dedi.

Galatasaray Medical Park Baş Antrenörü Ceyhun Yıldızoğlu ise oyuna istedikleri gibi başlayamadıklarını söylerken, “Maçın kopma anlarında da istediğimiz direnci gösteremedik. Fenerbahçe çok tecrübeli bir ekip. Uzun bir yolumuz var. Hem lig hem de Euroleague’e konsantre olmamız gerekiyor. Biz yerli ve yabancı oyuncu ayrımı yapmaksızın bir takımız. Takım olarak doğru işler yapmamız gerekiyor. Bundan sonraki karşılaşmalarda direnci göstermemiz gerekli” diye konuştu. 


Karşılaşmayı 2 sayıyla tamamlayan Şaziye İvegin ise basın toplantısında yapmış olduğu açıklamada, “Hem kupa hem de derbi mücadelesi oynadık. Maç öncesi bu kadar farklı kazanacağımızı düşünmüyorduk. Basketbol olarak belki iyi düzeyde olmayabiliriz ama mücadele gücümüz iyiydi” ifadesi ni kullandı. 

18.Kadınlar Cumhurbaşkanlığı kupasını kazanma başarısı gösteren Fenerbahçe’de Nevriye Yılmaz, zorlu geçen bir karşılaşmayı kazanma başarısı gösterdiklerini söyledi.

Mücadeleyi 16 sayı- 14 ribaund- 2 asist ile tamamlayan Nevriye Yılmaz, maç sonrası yaptığı açıklamada, “Zorlu geçen bir karşılaşmayı kazanma başarısı gösterdik. Geniş bir kadroya sahibiz. Önemli olan bu mücadeleden galibiyetle ayrılmamızdı. Biz de bunu başardık. Farklı galibiyet elde ettik ve umarım bunun devamını sezon içerisinde de getiririz” dedi.

Galatasaray Medical Park karşısında 11 sayı- 3 ribaund- 2 asist ile oynayan Birsel Vardarlı ise “Takım olarak iyi basketbol oynadık. Kupayla başlamak bizim için önemliydi. Bunu başardığımız için mutluyuz” açıklamasında bulundu.  

Tribünde yine olay 
İki takım arasındaki karşılaşmada yine olaylar çıktı. Karşılaşma öncesi başlayan gerginlik, 15. dakikada saha kenarında loca diye adlandırılan tribünlerde kavgaya dönüştü. Oyun da yaklaşık 10 dakika durdu.
Mücadelenin son çeyreğinde ise tribünlerden sahaya su şişeleri atılması nedeniyle karşılaşmanın hakemleri salonda anons yaptırdı. Galatasaray tribünlerinden Fenerbahçe benchinin arkasında oturan gruba doğru atılan ve salonda çok  büyük bir gürültü çıkaran yabancı madde bir bayan taraftarın fenalaşmasına yol açtı. 36. dakikadaki olayların ardından bir süre daha duran karşılaşma için takımlar oyun alanına çıktığı anda sarı-kırmızılı tribünlerden atılan yabancı madde yağmuru yeniden başladı ve maç bir türlü başlamadı. Galatasaray seyircisinin salondan çıkarılmasından sonra yaklaşık yarım saat duran mücadele, kaldığı yerden devam etti.


Polat terketti
Karşılaşmanın 36. dakikasında iki kulüp taraftarları karşılıklı olarak Adnan Polat ve Aziz Yıldırım  aleyhine tezahüratlara başladı. Ancak Galatasaray tribünlerinden maça gelmeyen Aziz Yıldırım’a edilen küfürler, sarı-kırmızılı ekibin başkanını da çileden çıkardı. Polat ayağa kalkıp, taraftarlarına sitemkâr bir şekilde el hareketi yaptıktan sonra salonu terketti. Fenerbahçeli yönetici Murat Özaydınlı da ayağa kalkarak Galatasaray tribünlerine tepki gösterdi.

GALATASARAYLI TARAFTARLAR ÇIKARTILDI
Maçın son bölümlerinde  G.Saray taraftarlarının sahaya attığı yabancı maddeler nedeniyle karşılaşma ikinci kez durdu. Bu dakikalarda iki taraftar grubu, kulüp başkanları Adnan Polat ve Aziz Yıldırım'a küfürlü tezahüratta bulunurken, karşılaşmayı protokol tribününden takip eden Adnan Polat salonu terk etti.
Özellikle maçın 36. dakikasında sarı-kırmızılı tribünlerden çok sayıda pet şişe, maytap gibi cisimler sahaya atılırken, mücadele durdu. Kısa süreli beklemenin ardından Fenerbahçeli oyuncular sahaya tekrar çıktı. Ancak  G.Saray tribünlerinden yabancı maddeler atılmaya devam edildi ve bunun üzerine hakemler soyunma odasına gitti. Daha sonra çevik kuvvet ekipleri, sarı-kırmızılı taraftarları salondan çıkartırken, 30 dakikayı aşkın bir beklemenin ardından karşılaşmanın kalan bölümüne devam edildi.


 
Cumhurbaşkanlığı Kupası Fenerbahçe'nin / 10
 Cumhurbaşkanlığı Kupası Fenerbahçe'nin / 8

Etiketler