Bayanlar Eurolaegue’de ilk devre maçlarını kayıpsız geçen Fenerbahçe, ilk maçta geriden gelerek yendiği Rivas Ecopolis karşısında bu sefer de zor anlar yaşadı. Özellikle boyalı alan sayılarıyla daha ilk periyotta çift haneli farkı yakalayan Sarı Lacivertliler, daha sonra rakibinin kendisini yakalamasına engel olamadı. Temsilcimiz son dakikaya da 1 sayı geride girdi ancak, Taurasi’nin isabetli serbest atışları, Fenerbahçe’yi gruptaki 6. galibiyetine taşıdı.
Diana Taurasi’nin eşleşme avantajıyla bulduğu sayıların ardından Ivana Matovic’le de boyalı alandan skor üreten Fenerbahçe, ilk 3 dakikayı 8-3 önde geçti ve rakibi Rivas Ecopolis’i erken bir molaya zorladı. Moladan sonra da Matovic ve Nevriye ile rakibe zor anlar yaşatan Sarı Lacivertliler, 7. dakikayı da 19-9 üstünlükle geçti. Sonraki 3 dakika içinde temsilcimiz, hücumlarda biraz zorlandı ve 21-15 ile fark 6 sayıya kadar indi ancak, son dakika içinde Matovic ve Taurasi ile yeniden etkinlik kazanan Fenerbahçe ilk periyotu 25-17 önde tamamladı.
Fenerbahçe, ikinci periyota harika bir savunmayla başladı ve ilk 3 dakikada İspanyol rakibine yalnızca 1 sayı imkanı verdi. Hücumlarda ise Nevriye Yılmaz, adeta Matovic’ten bayrağı devraldı ve temsilcimizin boyalı alan etkinliğini sürdürdü. Fenerbahçe’nin periyottaki ilk 10 sayısının 8’ine imza atan Nevriye, 35-20’lik skorla farkın 15’e yükselmesinde başrolü oynadı. Takip eden bölümde konuk ekip, Paris, Bonner ve Cruz üçlüsüyle farkı kapatmaya çalışsa da Fenerbahçe buna izin vermedi ve periyotun son 2 dakikasına da 42-28’lik skorla girildi. Kalan sürede ise Matovic’in serbest atışlarına Rivas Ecopolis’ten Valdemoro 4 sayıyla karşılık verdi ve devre arasına 44-32’lik skorla girildi.
Devre arasından sonra maça hızlı dönen taraf Rivas Ecopolis oldu. 2 dakika gibi kısa bir süreye 12 sayı sığdıran İspanyollar, skoru 47-44’e getirdi. Fenerbahçe’nin baş antrenörü Laszlo Ratgeber, duruma molayla müdahale etmek istese de Nevriye ve Penny Taylor’ın sayıları temsilcimize yetmedi ve Bonner’ın üst üste sayıları, 5. dakika geçilirken Rivas Ecopolis’i 51-52’lik üstünlüğe taşıdı. Takip eden bölümde de Fenerbahçe’nin top kayıpları devam edince, konuk ekip, avantajını 4 sayıya çıkardı. Bunun üzerine Ratgeber bir mola daha aldı. Bu moladan sonra Fenerbahçe kendine geldi ve son 3 dakikaya 9-2’lik bir seri sığdırdı. İyi savunma karşısında rakibinin yaptığı top kayıplarını iyi değerlendiren Sarı Lacivertliler, son periyota 62-59 önde girdi.
Son 10 dakikaya da Taurasi’nin sayılarıyla başlayan Fenerbahçe, ilk dakika geçilirken 66-59’la 7 sayılık farkı yakaladı. Temsilcimiz sonraki 2 dakikada da Nevriye ile sayılar buldu ama rakibin Valdemero, Aguilar ve Paris üçlüsüyle bulduğu sayılar, 3. dakika geçilirken farkı 3’e indirdi. Takip eden bölümde de üst üste kaçan şutlar rakibin aynı üçlüyle ürettiği sayılarla birleşince, bitime 3:47 kala, 72-72 ile maça bir kez daha eşitlik geldi. Temsilcimiz buna rağmen Nevriye’nin basketiyle son 2 dakikaya 76-74 önde girmeyi bildi ama Aguilar’ın üç sayılık isabeti Rivas Ecopolis’i bitime yalnızca 1 dakika kala öne geçirdi. Kalan sürede Fenerbahçe, hücumları ABD’li yıldızı Diana Taurasi ile kullandı. Taurasi, temsilcimizi ilk öne geçirme girişiminde başarılı olamasa da ikinci girişiminde, kendisine 3 sayılık atış halindeyken yapılan faul sonrası çizgiye geldi. 9 saniye kala kullandığı 3 serbest atışı da sayıya çeviren Taurasi, Fenerbahçe’ye 79-77 üstünlüğü getirdi. Rakibin kalan 9 saniyedeki hücumunu da savunmayı başaran Sarı Lacivertliler, karşılaşmadan 79-77 galip ayrıldı.
***********************************
* Tebrikler Kraliçeler.
* Kolay maçı zora soktuk ve kaybetme durumuna getirdik.Eğey uğraştık (!) kaybetmek için ama başaramadık :))
* Eyvallah üst üste zorlu maçların yorgunluğu var da Ratgeber sürekli aynı oyuncuları oynatarak buna neden olmuyor mu ? Niye sakatlığı falan yokken yabancı kısıtlaması yokken Anna Vajda oynamıyor ?
Niye Esmeral ve Newlin az süre alıyor ? Niye Şaziye hiç süre almıyor ?
Kızların canı çıkacak hocam yahu.
Maç sonrası '' 7 gün içinde 3 zorlu sınav verdik.Mental ve fizik olarak yorgunuz.Yarın izinliyiz.Kimse birbiriyle görüşmeyecek'' gibi bir şeyler söyledi.İyi güzel de hocam dediğim gibi rotasyonu genişletmezsen olacağı bu.Allahtan Diana'nın zekası sayesinde kaybetmedik.
Umarım kazanırken ders alırız.
Hafta sonu Alanya Belediyesi maçında artık yedek ve az şans bulan oyuncuları oynatmak gerek.
Taurasi ve Penny kesinlikle dinlendirilmeli.
* Taurasi için tek kelime ile ''Nazar değmesin'' diyorum.40 dakika oynadı.22s.8r.6a.
Ve son topta çizilen tüm setleri alt üst eden müthiş oyun zekası ve tuzağı ile 3 atışlık faul yaptırması.
* Yorgunluktan olsa gerek ikinci yarı savunmada gevşek,dağınık ve konsantre değildik.El bile kaldırmadık bazen.Sürekli hücumu düşünmek,koş koş basketbolu oynamak iyi değil.
* 16 top kaybımız da kötü.
* Ribauntlarda da üstün değildik.34-33 Rivas önde.13 hücum ribauntu verdik.
* Taurasi'den sonra Nevriye 24s.7r.ile takımı taşıdı.Ancak savunmada etkisizdi.
* Horokova hala kötü.Sayısı yok gene.Nasıl bir oyun kurucu ve MVP hayret ?
* Rivas takımı ilk maçın tersine çok iyi durumdaydı.4 oyuncuları çift haneli sayıya ulaştı.
Elle tutulur 4 oyuncuları C.Paris,Valdemoro,Aguilar ve Bonner iyi oynadılar.
Aguilar 8/4 üçlük ile takımını sürükledi.
* Neyse zorlu periyodu kayıpsız geçtik.Kısa sürede iyi dinlenip,rejenerasyon ile devam etmeliyiz.
Ama dediğim gibi Ratgeebr mutlaka rotasyonu 8 kişiden fazlaya çıkarmalı.
* Tribün iyiydi ama korna sesleri kafamı şişirdi valla.
* Bu arada gs mp Fransa'da Tarbes takımına 70-57 mağlup olmuş.Güzellllllllllllll.
Sport: Nou Camp’da futbol orgazmı AS: 8 değil ama 5 yetmez mi? Marca: Tokat. Mundo Deportivo: Barcelona dünyanın en iyi takımı olduğunu gösterdi. La Vanguardia: Barça, Real Madrid’i şov yaparak küçük düşürdü. El Pais: Barça’dan Real’i aşağılayan gösteri. L’equipe: Yüce Barcelona. La Gazetta dello Sport: Barcelona haykırdı, Real’in dili tutuldu. Ole: Gülmekten ölmek (Messi’nin fotoğrafıyla) A Bola: Bu Barcelona gerçekten çok özel. De telegraaf: Katalanlar Real Madrid’ten kıyma yaptı. Daily Mail: Morinho için Nou Camp’ta cehennem gibi bir Clasico. Bild: 5-0 Özil’in acı gecesi.
Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!
FOTOĞRAFLAR !!!!
Barcelona-R.Madrid geyikleri..
Real Madrid'de Yılmaz Vural sesleri
Barcelona'nın THY'den sonra yeni sponsoru 'Beşler Sucuk' oldu!
Real Madrid'in topla en çok orta yuvarlakta buluştuğu maç. 6 santra az değil tabii...
Ayıp denen şeyin Barcelona'da olmadığını gördük. Real Madrid'e de 5 atılmaz ki..
Barça bir gol daha atsa ve 6-0 bitse, kasım ayının kutsallığına bir kez daha inandıracak maç olacaktı ama neyse...
3'ten sonra Mourinho sahaya havlu atsaydı daha iyiydi. Direkt kroki olmuştu takımı, küsüp maçı seyretmeyi tercih etti. Sanırım maç sonrası vereceği röportajı düşünüyordu.
Messi mi? Ronaldo mu? Artık tartışılmasın Ronaldo beynini fiziği kadar cok kullanmıyor futbolda. Messi Einstein gibi oynuyor fark burada.
2 sorum olacak 1. Messi Sen İnsan mısın? 2. Barcelona Sen Yeryüzünün takımı mısın?
Başlaması gerekenden 2 saat önce, saat 22:00'de başladı maç... (+18)
Jose Mourinho ile bu maçta en sıkıntılı anları sanırım maçın istatistiğini tutan amca yaşamıştır:pas: barcelona: ..346..347..348....350 üleynn bi durun çayımdan yudum aldırmadınız kör olasıcalar.
Sahada Real Madrid'e ait ikinci bir top olsaydı bile en fazla 5-2 biterdi.
Barcelona'nın Real Madrid'e topsuz idman yaptırdığı karşılaşma...
Casillas'ın suçu ne?
NE DEDİLER ?
Guardiola ;
"Maçta böyle şeyler olur" diyerek ortamı yumuşatırken, rakiplerini de şu sözlerle teselli etti: "Bu maç iki takım arasındaki farkı ortaya koymamalı. Futbolcularımın hepsi çok iyi oynadığı için böyle bir skor ortaya çıktı''
MosMourinho ne dedi ?
Hak edilmiş bir galibiyetti. Her zaman Barcelona'nın tamamlanmış bir ürün olduğunu söyledim. Real Madrid ise bugüne kadar çok iyi oynasa da tamamlanmış bir ürün olmadığını söyledim. Bu sonuç iyi oyuna bir mükafat olurken, kötü oyuna ise bir ceza oldu. Bu galibiyeti yorumlamak kolay. Ayrıca sindirilecek bir netice. Bazen zor sindirilecek maçlar oynarsınız ama bu kolay sindirilecek bir sonuç. Tabii ki kaybetmeyi istemezsiniz ama bu yenilgiyi sindirmemiz kolay olacak".
"Ben büyün oyuncularımla maç sonunda 1 dakikalık bir konuşma yaptım. Şampiyonluk şansımızın, sezonun bitmediğini, kim bilir belki de tekrar bu noktaya gelebileceğimizi söyledim. Geçen sene Inter mağlubiyetinden sonra buradan biz Şampiyonlar Ligi finaline çıktık. Buradan geri gelmeyeceğimizi kim söyleyebilir? Önemli maçları kazandığınız zaman ağlamak için sebebinz vardır; mutlukluktan ağlarsınız. Bugünkü gibi 5 gol yerseniz ağlayamazınız. Bir sonraki maç için çalışmalısınız. Ben önümüzdeki maçın cumartesi değil, yarın oynanmasını isterdim."
El Clasico öncesi Mourinho...
Ve El Clasico sonrası Mourinho
"Açıkçası çok basit goller yedik, pozisyonlara dikkat ederseniz bu iki gol bizim suçumuzdu. 2-0 geride giderken ve karşı hücumlar çok etkiliyken iki şey düşünürsünüz. Ya 2-0'da kalırım dersiniz, ya da daha çok karşı hücuma çıkacağım dersiniz. Barça çok iyi bir maç çıkardı. İyi oynadıklarını söylemekte haklılar. Ben ise kendi takımımla ilgileneceğim. Bugüne kadar iyi oynadılar, bugün kötüydüler. Cumartesi günü, bunun tarihi bir olumsuz sonuç olduğunu göstererek yola devam edeceğiz".
"Yedek kulübesindeyken kaybettiğinizi farketmiş olabilirsiniz. Bu riskli bir maç. Ben devre arasında takımıma yardım etmeye çalıştım. Maç 3. golden sonra bitmişti ve istediğim şey takımımın dengesini kaybetmemesi ve güzel şekilde ilerlemesiydi. Ancak bazen durumu değiştirememekten ötürü kötü hissediyorusunuz".
"Çok fazla hayal kırıklığına uğardım. Daha çok beklenti içindeydim. Daha fazlasını bekliyordum ancak maç sona erdi ve bugün için yapacak başka bir şeyimiz yok. Yarından sonra ise yapacak çok şeyimiz var. Yine idman yapaağız, diğer maçımızı bekleyeceğiz, 2 puan fark var ve yola devam edeceğimizin farkındayız".
David Villa ;
"Çok önemli bir galibiyet. Ortasahayı tamamen kontrol altına aldık. Topa sahip olma oranından da ne kadar üstün olduğumuz belli oluyor. Takım olarak kendi tarzımızda oynamak bize keyif veriyor
Şimdi 2 puan farkla lideriz ancak sıkı çalışmayı sürdürmeliyiz. Henüz Kasım ayındayız. Nasıl maçtan önce kaybedilmiş birşey yoksa, maçın ardından da kazanılmış birşey yok. Daha 13 hafta geride kaldı.
İlk El Clasico maçındaı ve bundan daha fazlasını isteyemezdim. 2 gol attığım için mutlu ve gururluyum."
Batista : Xavi bir bilgisayar
Arjantin Milli Takımı Teknik Direktörü Sergio Batista, Arjantin’in spor gazetesi Ole’ye verdiği demeçte, Barcelona’nın oyununun etkileyici olduğunu ve oyunun alkışı hak ettiğini belirtti.
Batista, "Barcelona’nın zeki ve yetenekli oyuncuları var. Oyuncular birbirini iyi tanıyor ve herkes maçın sonucunun ne olacağına karar veriyor, nereye saldırılacağını belirliyor ya da atağa yeniden başlamak gerekiyorsa onu hesaplıyor. Xavi’nin dışında Iniesta, takımın diğer beyni" dedi.
TOTTİ İtalya'nın Roma takımının kaptanı Francesco Totti de Barcelona’yı gelmiş geçmiş en iyi takım olarak nitelendirdi.
"Bu Barcelona yenilmez" diye konuşan Totti, "Real Madrid’e karşı oynayan Barcelona’nın karşısına 3 takım birden çıksa da fark etmezdi. Barcelona oyuncuları müthişti. Madrid’den daha az koştular ama top hep onların hakimiyetindeydi" değerlendirmesini yaptı.
Totti, "Barcelona’nın gelmiş geçmiş en iyi takım olduğunu düşünüyorum" görüşünü de dile getirdi.
JUANDE RAMOS
Real Madrid’in eski teknik direktörü Juande Ramos ise "İki takım arasındaki farkın aslında 5 golden fazla olduğunu" savundu.
Maçtaki skoru "hezimet" olarak nitelendiren Ramos, "Gerçekler acıdır, ama durum bu. Barca,Madrid’den iyi. Skorborddaki fark iki takım arasındaki farkı yansıtmıyordu. Barcelona ile Real Madrid arasında 5 golden fazla fark var" dedi.
La Liga takımlarından Espanyol’un teknik direktörü Mauricio Pochettino da "Barcelona’nın maçta ortaya koyduğu oyunla dünyada hayatı durdurduğunu" söyledi.
Pochettino, "Bu oyunla, ülke ve dünyada hayat durdu. Maçı evimde elimde bir kadeh şarapla izledim, çok büyük keyif aldım. Barcelona, Real Madrid’den çok daha iyiydi. Bir futbol resitaliydi" dedi.
KEANE İngiltere 2. Futbol Ligi (Championship) takımlarından Ipswich Town’ın teknik direktörü Roy Keane de Barcelona’nın oynadığı futbola övgüler düzdü.
La Liga’nın hayranı olduğunu belirten İrlanda Milli Takımı’nın eski oyuncusu Keane, La Liga’nın Premier Lig'den iyi olduğunu ve Barcelona-Real Madrid maçının izlediği en iyi maç olduğunu söyledi.
Keane, "39 yaşındayım, yıllardır futbol izlerim. Çok iyi maçlarda da oynadım, ancak bu açık ara izlediğim en iyi maçtı" dedi.
Real Madrid Teknik Direktörü Jose Mourinho'nun da hayranı olduğunu belirten Keane, "Mourinho’nun acı çekmesi bana zevk vermedi. Takım için umut var. Her takım farklı yenilebilir. Özellikle genç teknik adamlar, göreve başladıklarında ağır mağlubiyetlerle karşılaşabilirler. Harry Redknapp’ın, teknik direktörlüğe başladığı dönemde 8-1 ya da 9-1’lik bir mağlubiyet aldığını biliyorum" diye konuştu.
Tottenham'ı çalıştıran 63 yaşındaki Harry Redknapp, teknik direktörlüğe 1983’te Bournemouth’da başlamıştı.
VALERO
La Liga’da 3. sırada bulunan Villareal'in orta saha oyuncularından Borja Valero, "Barcelona’nın yenilmesi çok zor bir takım olduğunu, rakibe çok iyi pres yaptıklarını" söyledi.
Real Madrid’in eski oyuncusu, "Kaybetmeye alışkın olmayan Real Madrid gibi bir takımı 5-0 yenmek kolay değil. Barcelona bence gelmiş geçmiş en iyi takım" diye konuştu. Barcelona'ya karşı gerçekten futbol oynamak istiyorsanız, (yani tamamen kapanıp rakibi bozmaya kurulmamışsanız) işiniz çok zor. Çünkü bu garip takımın felsefesi evde, işte, sokakta, her yerde top. Guti
“Çok üzüldüm. Bu kadar fark beklemiyordum. Real Madrid’de organizasyon bozukluğu gözlemledim. Messi, Xavi ve Iniesta gibi teknik kapasitesi üstün oyuncular ağırlıklarını koydular”
Rıdvan Dilmen ''Tarihe Tanıklık ettim''
Nou Camp'ta maç sona ermiş. Telefonda Sevgili Müdürüm Emrah Kayalıoğlu bana soruyor: "Bu iki takımdan hangisini tutuyorsun?" "Boynumda kaşkol, kafamda şapka... Tabii ki Barcelona" yanıtını veriyorum.
Barcelona'yı çocukluğumdan beri izliyorum. Futbol kültürünü beğeniyorum. Birkaç maçlarına da gitmiştim. Örneğin yine Jose Mourinho yönetimindeki İnter'le oynadığı maçı da izlemiştim. Eleme olana değil, grup maçına. 2-0 kazanmışlardı. Bu kez sadece skor değişti.
Oyun gene aynıydı.
Sürekli Mourinho'ya bağırıyorlar. Meğerse "Tiyatroya çık" diyorlarmış. Mourinho, çok saygı duyduğum bir teknik direktör. Ama Barcelona o kadar hırslanmış ki hem taraftarı hem de oyuncusuyla... Kültürüne yerleşmiş olan bol pası o kadar yaptı ki... 5 gol ve kaçan 5 gol pozisyonu vardı hanelerinde.
Real Madrid'in ise sıfır pozisyonu...
OYNARKEN ZEVK ALIYORLAR
Acun Ilıcalı yanımda... "Ya bu Barcelona'da ben de oynarım" dedi. Hakikaten de oynarken zevk alıyor Barcelonalı futbolcular. Ramos, Pepe, Carvalho, Khedira, Xabi Alonso savunma ve ön orta sahalar sarı kartlar gördüler. Sadece sertlik yapabildiler. Tabii ki bu Real Madrid'in kötü takım olduğunu göstermiyor.
Genelde göstermiyor olarak kaldı. Çünkü Barcelona öyle bir oynuyor ki, adeta idman maçı havasında başlıyor ve bitiriyorlar.
Gerçekten tarihe tanıklık ettiğim için mutluyum. Barcelona'dan sevgilerle..
Türkiye'de oynanan “kaosbol”
Barcelona, Real karşısına tek bir yeni transferle (Villa’yla) çıkıyor, Beşiktaş'ın derbi 11’inde 5 yeni var. Barça son 8 yılda 2 hocayla çalışmış, G.Saray'sa 9... Barcelona’da Villa atmıyor, Almeria’ya 8 atıyorlar; Messi atmıyor Real’e 5 atıyorlar. Fener’i bir aydır tek başına Alex sırtında taşıyor. Türkiye’de yönetimler kaos, teknik kadrolar kaos, futbolcu listeleri kaos... Barcelona’nın oynadığı futbolsa, Türkiye’de oynanana en fazla “kaosbol” denebilir herhalde. Uğur MELEKE
NOTLAR :
* Dünya üzerinde 400 milyon kişi izlemiş bu maçı.NTV SPOR totalde 11.66 raiting alırken,AB grubunda da 15.84 raiting'e ulaştı.
* Barca 684 pas yapmış % 89 isabetle,Real Madara ise 331 pas 225'i başarılı..Xavi bile tek başına 110 pas yapmış.
* 2.gol tarihe geçti.58 saniyede 21 pasın sonunca Pedro golü attı.
* Topla oynama yüzdesi % 67-33.
* 12 sarı,1 kırmızı kart çıktı.Carvalho'nun kırmızısını sarı ile geçiştirdi hakem.
* Barca maç boyunca 15 şut çekmiş,6'sı isabetli ve 5'i gol.
Real Madara ise kaleye 5 şut çekebilmiş,2'si isabetli.
* Real Madara bu sezonki ilk yenilgisini böyle kepaze olarak alırken,MosMourinho ilk kez 5 yemiş.
Geçen Nisan ayındaki Barca yenilgisinden beri üst üste 26 resmi maçta kaybetmiyorlardı.
* Barca'nın ''Müthiş 5'lisi''nin boyları 1.75'i geçmiyor.David Villa 1.75,Xavi ve İniesta 1.70,Messi ve Pedro 1.69.
* Barca'da 8 Alt yapı ürünü futbolcu vardı,Real Madara'da ise 1 sadece Casillas.
5 gol atan Barca 11'ine 85,Real Madara ise 296 milyon euro harcadı. Barça'nın, Fos Galacticos önündeki 11'inde Valdes, Pique, Puyol, Busquets, Xavi, İniesta, Pedro ve Messi bonservis bedeli olmadan alttan yetişti. Yani kadro değeri 1.5 milyar Euro'luk takımda sadece Villa (40 milyon), Abidal (15 milyon) ve Alves (30 milyon) için 85 milyon Euro harcandı.Hocası da kendi içlerinden Pep Guardiola.Yıllık 3,5 m.euro alıyor. Real Madara ise sahaya çıkan 11'i, serbest kalma bedelleriyle yaklaşık 2.5 milyar Euro. Takımda alttan gelen tek isim Casillas... Onun dışındaki Ramos (30), Carvalho (7), Pepe (30), Marcelo (6), Alonso (35), Khedira (14), Mesut (15), Di Maria (35), Ronaldo (94) ve Benzema (30) için 296 milyon Euro verdi. Sadece tek fark burada da değil; Barça'nın hocası kendi içinden, 3.5 milyon Euro alan Pep Guardiola, Real'in ise 10 milyon senelik ücret alan Jose Mourinho. İşte başarının ve aklın zaferi de burada saklı.
* İddaa'da Barca'ya oynayanlar 1'e 55 kazandılar.Tek maç kuponunda ciro 5,6 milyon TL.oldu.
Toplam ciro 14 milyon TL.
* Barca seyircisinin hoşgörüsü ; 1 RM'li eleman atkı bile açabildi aralarında.
* Pep Guardiola Real Madara ile hem futbolcu hem teknik direktör olarak oynadığı 13 maçta 10.galibiyetini aldı.
* Messi 2 asist yaparken ne uğursuzluktur ki MosMourinho'nun çalıştırdığı takımlara karşı 8.maçında da gol atamadı.
* Maganda ezik Ronaldo ise kariyerinde Barcelona'ya karşı oynadığı 6.maçında da gol atamadı.
* 1994 Ocak ayında da 5-0 yenmişti Barcelona Real Madara'yı.
KİŞİSEL YORUMUM
* Nefret ettiğim ''İspanya'nın G.Saray'ı'' olarak gördüğüm RM'yi burnu büyük,ukala Mourinho başlarındayken böyle kepaze ederek yenmek büyük mutluluk.Aldığım keyfi anlatamam.
Katalan Sport gazetesinin manşeti "Camp Nou'da orgazm" gibiydi gerçekten.
Yüreğimin yağları eridi resmen.
Farkın 5'te kalmasına da kızdım ve üzüldüm.Yakalamışken Almeira gibi bunları da 8 atmak lazımdı.
* Bu maç Fener'in G.Saray'a 6-0 yendiği maçın muadilidir bana göre.Yani gözünüz aydın gs'liler yalnız değilsiniz artık Real Madrit'in de bir 6-0'ı var. - Muahahahahahahaaaaaaaaaaaaa -
* 2 Mayıs 2009'da Bernabeu'de 6-2 yenmiştik.Ama bu 5-0 başka. O maçı da hatırlayalım ;
* Real Madara MosMourinho sayesinde uzun yıllar sonra ilk kez ümitliydi maç öncesinde.
MosMourinho'nun İnter ile ''kalenin önüne tır çekerek'' tabiri gerçekten doğru Anti futbolun tillahını oynayarak ve Milano'daki maçta hakem hatası ofsayt golün sayesinde elemesi ile bir şey yaptığını zannetmişti.Ancak kendisi de biliyordu bunun suni bir sonuç olduğunu,o yüzden bu maçta kendisini ispat etmek için kapanmadı,açık futbol oynadı ve gördü ebesinin nikahını.Yani ''Savunma yaparak yendim'',''Hücum yaparakta yenerim'' dedi ve gördü.
Di Maria,Mathias Oezil ile falan nasıl durduracaktı acaba ? Lassana Diarra veya M.Diarra,Arbeloa filan birilerini koysaydı anlardık ama burnu büyük,kendisini kaf dağının ardında gördüğü için donkişotluk yapmaya kalktı ve kepaze oldu.İş işten geçtikten sonra Lass ve Arbeloa'yı aldı.
* Böyle bir maçı ve bu devirde Barcelona'yı izlediğim için çok şanslıyım.Gerçekten başka gezegenin futbolunu oynuyorlar.Pas manyağı yaptılar Real Madara'yı.
* MosMourinho nasıl böyle bir taktik ile çıktı anlamak mümkün değil.Ego alkın önüne geçiyor işte.
Messi,Pedro ,D.Villa gibi hızlı adamlara ve arkalarındaki mükemmel pasörlere karşı defansı orta sahaya kadar çıkarıp çizgi defans - ofsayt taktiği ile durdurmayı denemek nasıl çılgınlıktır yarabbim.
Schuster bunu 8jk'da yapıyor ve görüyor gününü Konya karşısında bile.
Öyle olunca müthiş motivatör (!) ,usta taktisyen (!) ,dünyanın en iyi antrenörü (!) denilen adam kariyerinin en ağır tokadını yedi ve karizmayı - kestaneyi fena çizdirdi.
* Barca'yı durdurmak istiyorsanız pas bağlantılarını kesmelisiniz.Ama nasıl yapacaksınız tabii.
Adamlar tuvalette bile pas yapıyorlar.İlk yarım saatte % 75 topa sahiplerdi ve işi bitirmişlerdi bile.
* Sonuçta Real Madara öyle acz içinde kaldı ki birden futbol takımı olduklarını unuttular Hokey ve Rugby,Amerikan futbolu takımı olduklarını sandılar,tekmeye,pisliğe başladılar.
* Böyle bir tarihi maçı arşive geçirmek ayrı bir zevkti.
Fenerbahçe Acıbadem:Fürst, Skowronska, Seda, Eda, Fofao, Sokolova, Nihan (L) (Naz,Çiğdem,Ergül)
Setler: 16-25, 15-25, 13-25
Ligde (B) Grubunda yer alan sarı-lacivertli ekip, gruptaki 2. maçında deplasmanda Hırvat Zok Split 1700 ile karşılaştı. Split kentindeki Spaladium Arena'da yapılan ve Estonyalı Toomas Murulo ile Romanyalı Dorin Mirel Zaharescu hakem ikilisinin yönettiği karşılaşmanın setleri 25-16, 25-15 ve 25-13 Fenerbahçe Acıbadem üstünlüğüyle tamamlandı.
Gruptaki ilk maçında İtalyan Norda Foppapedretti takımını da 3-0 yenen Fenerbahçe Acıbadem, böylece gruptaki 2. galibiyetini elde etti.
Fenerbahçe Acıbadem, gruptaki 3. maçında, 8 Aralık Çarşamba günü TSİ 17.30'da deplasmanda Rusya'nın Dinamo takımıyla karşılaşacak.
* Takımı tebrik ediyorum.
* Öylesine bir maçtı ki ben yorgunlukta vardı TV başında uyukladım,oyuncularımız ise setin bittiğinin bile farkında değildi.
* Çok zevksiz ve kalitesiz bir maç oldu.
* Fazla teknik değerlendirme yapmakta gereksiz.Zaten çıkmaz not.
Bir kaç satır yazarak,haberin içini doldurmak gerekirse ;
* Fürst kalitesini gösterdi.Açık ara maçın yıldızıydı.8/7.% 88 hücum,5 blok toplam 13 sayı.
* Sokolova 14 sayı ile en skorer oyuncumuz olurken,attığı etkili servislerle (4 ace) dikkat çekti fakat manşette ve hücum yüzdesinde düşük performansı vardı.Manşette 15/2.% 60(27) İyi manşeti % 27,bir tane de arkaya bıraktığı ace olan sayı var.Konsantrasyon eksikliği vardı.Zaten set bitti,hala servis atmaay gidiyordu.
* Seda'da çıkış var 2 maçtır.Gerçi rakiplerde zayıftı ama en azından moral kazanmış oldu.
% 58 hücum yüzdesi ile 13 sayı.4 manşette hata yok.% 100(50)
* Fofao vasat bir performans sergiledi.Hataları da vardı ama olabilir.
Ortaları özellikle iyi kullanıyor.Fürst 13,Eda 12 sayı.Smaçörleri de oynattı.Kasia 8,Sokolova 13,Seda 12.Yani gene dengeli bir dağılım var diyebiliriz.Smaçörleri dengeli oynatmış.Sokolova 21,Kasia 18,Seda 19 top kullanmış.Eda 9,Fürst 8.Normal.
* Zayıf rakip karşısında 9 servis sayısı (8 hata),9 blok iyiyse de 39/2 hata.% 69(38) manşet iyi değil.
* Rakip gerçekten çok zayıf.İtalyan antrenör nasıl gitmiş bu takıma anlamadım.
Brezilyalı pasörleri de iyi değildi.2.sette yerine 2.pasör Usiç girdi ve iyi oynadı Ona göre.
Etkili servisleri ile 4-0'lık bir seri bile yaptırdı.
Beklediğim kadar sayı aldılar aslında.Set başına 15'i geçemezler demiştim 16-15-13 aldılar.
* Takımın adı ve formalarında Zok Split 1700 iken rejinin Zok Split 1970 yazması ilginçti.
* 2 liberonunda libero forması ile oynayabilmesi yeniliğini de ilk kez görmüş olduk.
Güne Burhan Felek'te mesai ile başlayıp, Caferağa'da aslan terbiyesi için yola düşmüştük. Elbette kazanacağımıza olan inanç herkeste hakimdi ama böylesine kötü giriş yapılan bir maçı daha çevirebilmek için sergilenen performans ve oyuncuların buna verdikleri mücadeleyle karşılıkları klasik bir Caferağa büyüsünü tamamladı. Açıkçası bu salondan ayrıldığımızda çok özleyeceğiz, orada gerçekten bir taraftar-takım bütünlüğünde savaşabildiğimizden Caferağa bambaşka bir yer.
Voleybol maçının son seti başlarında salondan ayrılıp, onları galibiyet için alkışlayamadan gitmek biraz üzücüydü. Ancak Caferağa'da derbi olduğu zamanlarda giriş çok sıkıntılı olabiliyor, aşırı ilgi olunca biletler tükenip dışarda kalanlar olabiliyordu. Bu nedenle salondan ayrılan taraftarların büyük bir kısmının da oraya gidebileceğini düşünerek fazla geç kalmadan yol alalım dedik.
Araba ile Haydarpaşa'nın oradan geçerken, tarihi gardaki yangından hiç haberim yoktu, bundan bahsetmeleri üzerine o tarafa göz attım. Kimbilir hangi sebeplerle çıkan yangın, o gar üzerindeki arazide yapılan rant planları üzerinden İstanbul'un bir güzide klasiğine daha göz dikmişti, itfaiye araçlarının gözüktüğü acı bir manzaraydı,duman yükseliyorsa da alevler gözükmüyordu.
Kadıköy içinden, Moda ara sokaklarına oradan da Caferağa'nın önüne vardık. Salona yaklaşırken klakson çalarak Fener temposu tutmak, tezahürat etmek zevkliydi. Salon önünde şaşırtıcı olarak fazla kimse yoktu, acaba millet içeri mi doluştu diye kuyruğa giriverdik. Kuyrukta 20-25 kişi vardı, elimde bir tane turuncu renkli biletlerden vardı, ama bu maç satılan biletlerin mor olduğunu görünce ben de bir bilet alıverdim. Burada da girişte çantamı fazla kurcalamadılar. Biz içeri girerken Aziz Yıldırım ve birkaç yönetici salona çıkan merdivenlerden arkadaki idarecilerin kapısına gidiyordu.
İçeriye girince telefonla konuşan Nedim Karakaş gözüktü, direkt sol tarafa yönelip salona bir göz attık ki, taraftarların toplandığı sol köşe oldukça boştu, geri kalan taraflar dolu gibiydi. Girişte sıkıntı olur diye aceleyle maçtan yarım saat önce salona varan bizler şaşırmıştık. Girişin hemen altında sahaya yakın olan taraftar bloku ise doluydu, oranın müdavim topluluğu yerini almıştı. Maça kadar bir süre oturup dinlenmek lazım diye onların arasına girip ayakta durmaktansa, sol taraflarındaki ön blokta bir yere oturmaya başladık.
Orada rastladığım Ünifeb eskilerinden bir arkadaşımla muhabbet ediverdim, biz gelmeden önce salona giriş için çok uzun kuyruk olduğunu, kapılar geç açılınca,bayağı bir dışarda bekleyen kalabalık olduğunu söyledi, anlaşılan biz gelmeden önce bu kalabalık erimişti, bir kısım taraftar gruplarıda biletlerini alıp dışarıya dağılmışlar.
Oyuncular ısınmaktaydı, yavaş yavaş sol köşedeki kalabalık artıyordu. Serbest atış düzeni halindeki takım tribüne çağrılıverdi, onlarda hemen çağrıya karşılık verip hepbirlikte alkışladılar, şaampiyon sesleriyle tekrar hızlı bir şekilde aynı oval dizilişi kurdular, atışı yapanı oyuncular alkışlıyordu,sıra dönüyordu, atan oyuncu orta sahaya bir koşu yapıp geri geliyordu.
Uzak tarafta ısınanlar arasında zenci kalabalık göze çarparken, bizim bu seneki kadroda hiç zenci oyuncu olmaması maçın en ilginç ve dengeler konusundaki hassas noktaydı. Atletik Amerikan zenci oyunculara karşı pota altında ve ribaundlarda fazla açık vermemek lazımdı. Işıl ile uğraşanlarda artıyordu, tribüne yerleşenlerin ilk yaptıkları iş ona laf atmaktı. Birkaç tane takım elbiseli gelip bizim tribünün önlerine doğru bakarak birşeyler konuştular, bir süre sonra oraya özel güvenlikçiler yetmemiş gibi on tane de polis diziverdiler.
Tribün kalabalığı arttıkça tezahüratlarda başlamıştı, ben ise son beş dakikaya kadar yerimden kıpırdamadan oturarak bekledim. Sadece bir ara Ömer Onan oley tezahüratları duyunca ayaklanıp, ona katılıverdim. Böyle bayrak oyuncuların diğer takımlarımızın maçlarına da gelmesi çok büyük keyif veriyor, protokol tribününde ayağa kalkmış tribünleri selamlıyordu yanında eşi de vardı. Tribündekiler onu farketmişti ama Aydın hoca ve Neven Spahija'nın da maçta olduğunu ben evde tekrarını izlerken görebildim, belki de maç başlarken geldiler.
Maçın başına doğru voleybol tribününde biz çıkarken hala orada duran Alper ağabeylerde geliverdi, iskeleden yukarı tezahüratlar ede ede, derbi maçı izleyen rakip taraftarların olduğu barlar sokağından rota çizerek, yağmur yağacak,seller akacak,samiyen bu gece i... dolacak diye sataşaraktan gelmişler. Onlar geldiğinde girişte bilet kalmamış ama bir şekilde ayarlamışlar.
Anna Vajda kadroda olmayan yabancı oyuncumuzdu,benchte oturup ısınan arkadaşlarını izliyorken, takım menajeri Didem Akın kulağına birşeyler söyleyip eline katlı halde bir forma verdi. Anna, her maç bizim tribünün önünde duran tekerlekli sandalyedeki taraftarımızın yanına gelip bunun takımın ona bir hediyesi olduğunu gösterircesine sarılıp verdi, üstten bu taraftarımızın mutluluğunu görmek mümkün olmadıysa da tahmin etmek zor değildi.
Uzak taraftaki pota arkasında birkaç tane sarı kırmızı eşofmanlı oyuncu oturuyordu, herhalde kadroya giremeyenlerdi, onlar dışında biraz daha ters köşede zenci uzun boylu bir erkek vardı, maç sonu onun slyvia fowles ile bir alakası olduğunu düşündüm.
Ömer Koçsan bize yakın olan pota arkasında göze çarptı, masaya yönelip oradaki görevlilerle ve ardından da Batur ağabey ile de selamlaşmaya yanına gitti. Bu maç anonsculuğu Mustafa Özben'in yapacağını da gördük, onun da sıkı hazırlandığı sonradan belli oldu. Diğer salondan yetişen Kıvanç'ta elinde dosyalarıyla yerini aldı.
Maç başlama vaktine doğru gelip yerleşen gruplarla sol köşe yükünü çekmişti ama, önlere ve merdivenlere doğru yığılma vardı, onun için sanki üstlerde ve diplerde bazı kısımlar boş gibiydi.
Maç yenilgisiz rakibin ilk mağlubiyeti alması için ciddiyete alınması halinde sıkıntı olmayacak gibiydi, yalnız taraftarların bir kısmında olan fark atarız rehavetleri, deplasmanlara zor maçlara gidip gelen yorgun oyunculara da yansırsa hiç iyi başlamayabilirdik. Bu da maç öncesi endişelendiğim gibi zaten maçları kovalayan aynı taraftarlarca doldurulan sol köşedekilerin de yorgun olmasıyla zor geçebilirdi.
Rakip takım anonsları hızlı bir şekilde geçiştirilirken yuhlanıyorlardı, sıra bizim takıma gelince herkes ayakta oley tempolarıyla okundu. Daha sonra anonscunun sahada maça başlayacak ilk beşteki oyuncuları birer birer özel sıfatlarla "o mevkisinde gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biri..." falan gibi gazlamalarla tanıtması çok ilginçti. Anonsların bitişiyle hiçbirşeye değişilmez senin sevgin bu dünyada.... diyerek taraftar gazlamaya başladı.
Maçın başlangıcıyla beraber daha ilk hücumlarında ıslıklarla uğultu koparmaya başladık, top bizdeyken bizim için saldır Kanarya sesleri yükseliyordu. Daracık salonda herkesin aynı senkronizasyonda tempoyla alkış tutup tezahürat etmesinin zevki de bambaşka hissediliyor. Yalnız takımımız maça iyi bir şut ritmi tutturamadan girmişti, biz boş onlar dolu dönerekten fark açılmaya başladı. Arkamdaki genç, hocaya mola almakta gecikti diye sinirlenmiş, saydırıp duruyordu, yahu bir dur hele sakin ol, adam sokaktan gelip takım verilmedi, o kadar tecrübeli adam herhalde deyince, biliyorum ağabey ama içeriyi deliyorlar molayı geç aldı, hala zone yaptırmıyor diye bilinçli cevap verince güldüm.
Gidişat güzel değildi, faul atışlarında dahi iyi değildik ama büyük bir özgüvenle hala bizim için saldır Kanarya diye tezahüratlar devam ediyordu. Top rakipteyken ıslıklanıyorlardı ancak bütün tribünün katıldığı o müthiş boğucu anlar henüz yaşanmıyordu. İçeriye dalan seimone ve pota altındaki oyuncularımızı dağıtarak sayıları bulan slyvia ile farkı belli seviyede koruyorlardı.
Bir ara 16 sayıya kadar çıkan fark ile sıkıntıya giren oyunda; taraftar da yahu bugün olmuyor, ne atarsak girmiyor, onların ki giriyor diye dertleniyordu. Sağ tarafımdaki arkadaş bir yandan kulaklığı takmış futboldaki derbiye kulak veriyor diğer yandan maçın gidişatıyla negatif düşüncelere gömülüyordu. İkinci periyottaydık, galiba geçen seneki maçta orada patlama göstermiştik ama bu sefer bir kıvılcım çakıyorken biraz sonra gene söndürüyorlardı. Bu arkadaşa merak etme dedim, geçen senede farkı açtıkları maçta çevirmiştik, hele ikinci yarı bizim olduğumuz tarafa hücum etcekler, biz tribünden baskıyı iyi kurarsak takımda savunmayı sertleştirirse tıkanırlar, bu arada Taurasi bir şut ritmini bulsa burayı kopartır dedim.
Haydi Fener haydi..tam zamanı şimdi sesleri ikinci çeyrek farkın azaldığı anlarda bir istek yansıtıyordu, farkı 10 sayı altına indiriverdik. Hemen gözümüzün önünde o taraftaki hakeminde dibinde dışarı çıkan top tartışması oldu. Taraftarlar hızlı ve sert reaksiyonla tepkiyi koyunca, baş hakem gelip kararı bizim lehimize değiştirdi. Bu arızalı hakeme tepkiler toplu halde yükseldi, hakem noluyor ....oynuyor şeklinde. Bir süre sonra da orta sahadaki mücadelede bariz yarı saha beklentisiyle bütün herkes tepkiyi koydu, muazzam bir gürültü ile bütün herkes hakeme bela okuyordu. ama nasıl olduysa devam ettiren hakem potamızda ışıl'ın üçlüğüne sebep oldu, bizim olduğumuz noktadan o şekilde gözüktüyse de tekrarlarını birkaç defa izleyerek ne olduğu anca anlaşılabilirdi.
Rakipte slyvia fowles'ın faul problemine girmesi işimize gelecekti, yoksa pota altına istediği yerlere pas alırsa durdurmak güç oluyordu, diğer yandan augustus'ta gününde olunca indirdiğimiz sayı farkını gene çift haneye çıkardılar. Salonda olunca televizyondan daha detaylı olarak görülen mücadele dozajı,sert müdahaleler bunlara verilen reaksiyonlar tam bir kıran kırana maça çevirdi, çok sert fauller, hareketli perdelemelerle rakibi yere yığmalar, top aldırmamak için öne geçme çabaları vs. sahada tam bir savaş veriliyordu, biz de tribünden bu ateşi körüklemekle uğraşıyorduk, devre sekiz sayı farkla tamamlandı.
Devre arası yorgunlukla koltuklara yığılıverdik, çantamdaki havluyu kullanıyordum, etraftakilerle gene benzer konuşmalar geçiyordu, herkes artık şut sokmamızı bekliyordu ama basit faul atışlarında bile çok kaçırmamız karamsar düşünenleri en çok üzen noktaydı.
Önümüzde gs oyuncularının birkaçı ısınmak için sahaya dönmüş, şut atıyordu. Koridora,tuvalete falan gidip dönen herkesin ilk ağzından çıkan kaşar oluyordu, ona sataşıyorlardı. Bu laf atmalar haricinde maç sırasında yapılan bütün toplu tezahüratlar içinde küfür geçen kısım %5 bile değildi, bu şekilde bir atmosfer yaratarak maçı çevirmek daha da anlamlı oldu.
Bizim oyuncular da sahaya dönmüş şut atıyordu, alkışlar yükseldi, devre başlamadan önce anonscudan moral alkışı isteği gelince alkışlar daha da katlanarak yükseldi. Üçüncü periyota hızlı girip hemen farkı eritelim arzumuza karşın onlar da dikkatli davranıyordu. Taraftarın oyuncuların dizilişini takip edip eğer karşı sahaya kalabalık yerleşildiyse biraz daha baskı kurmasını beklerdim ama bir süre ezbere tribün yapıverdiler. Zira GFB içinden birkaç kişi giriş kısmındaki sete çıkıp etrafa, çevredekilere haydi beyler hem izleyelim hem de biraz bağıralım demeye başladılar.
Maçın bu periyodunda üç faul olan fowles'ın bir faul daha almasını arzuluyordum, gene onun sayesinde olmayacak sayıları bulup bizim sayılara hemen cevap yetiştiriyorlardı. Biz faul atarken salon genelinde bir sessizlik çökerken az bir kitle tezahürat yapıyordu, ama bu sessizlikten istifade edip ışıl'a laf atanlarda çok oluyordu. Bir de o pota arkasında oturan gs eşofmanlı şıllıklar bizim oyuncunun konsantrasyonunu bozmak için tam atacakken çığlık atıyordu. Son periyot onlara da güzel güzel kol giydirdik.
Belli bir çabayla sürenin sonuna kadar savunmayı becerip son anda yenen sayılar moral bozuyordu, farkı 11-12 sayı civarında tutmayı başarıyorlardı ama taraftarın bizim için saldır Kanarya sesleri kesilmiyordu. Bu aralarda Horakova'nın hatalı pasına genel bir reaksiyon tepki oluverdi, koç hemen Birsel'i oyuna sürdü. Stres ve oyun tansiyonu çok yükselmişti, böyle anlarda basit hataları olgun karşılamak salondakiler açısından zor oluyordu.
Son periyoda dokuz farkla girecektik, işler iyi gitmiyordu ama burası Caferağa'ydı, nice maçların taraftarlarca çevirildiği büyülü salon. Üst taraflardaki kısımda göremediğim birisi etraftakilere coşturucu bir nutuk çekiyordu, bu maçı çevirecez gazını verirken, aşağıdakilere de hep beraber bağırılması için sesleniliyordu. (Edit : Orada taraftarı susturup onlara nutuk çeken, en gerekli anda gaz veren kişi tam da tahmin ettiğim gibi Amigo Nurullah'mış, keşke üstlerde arka planda kalmasa, etrafa saygısızca laf eden diğer gençlere seti bırakacağına onunla beraber herkes coşabilse)
Takım son periyot öncesi gs oyuncularından önce ayaklanıp sahaya girerken, tribünler onları çağırıyordu, Fenerbahçe buraya... Oyuncular tribüne gelmediler ama kendi aralarında konuşup sahaya yerleşiverdiler, gs oyuncuları da sahaya dağılırken tribünlerden bizler inandık siz de inanın bizim için bu maçı alın... tezahüratları yükseliyordu.
Taraftarın sergilediği inanç ve özveri sahada karşılığını bulacak mıydı? Yenilsen bile maçın sonunda sırılsıklam olsun o forma.. sesleri arasında son periyot başladı. Üstüste hücumları değerlendirip moraller yükselmişti, rakip topla bizim sahaya gelirken adeta altı kişi savunma yapılmaya başlandı, önlere yığılanlar sahaya savunmayı gaza getirmek için haykırıyordu. Oyuncularımız da bu emeklerin karşılığını verircesine bütün güçlerini ortaya koymaya başladılar, herkes yerlere atlıyor, top kapma mücadelesi için varını yoğunu veriyordu, her topa müdahale, alınan ribauntlar alkışlarla karşılanıyordu, hemen ardından tezahüratlar yükseliyordu.
Fenerbahçe koy oley ooo o....cimbomboma koy oley... sesleri eşliğinde yaklaşmaya başladık, rakip koç tırsarak molayı alıverdi, molalarda da coşku devam ediyordu, bir süre müzik açılmadı. Çantamda duran havluyu bir daha yerine koyamadım, ortam çok sıcaktı ve aşırı terlemeye başlamıştım.
Bizim için saldır Fenerbahçe sesleri öyle bir yankılanmaya başladı ki, yani herkesin gözlerinden fışkıran ateşle bu coşkulu gürültünün stadta falan bu şekilde yapılabilmesine imkan yok. Fark bir sayıya inmiş, yanımdaki arkadaş kulağındaki kulaklığı falan atmıştı, öne geçeceğimiz belliydi ama ne zaman. Haydi Fener haydi diye beklenen sayı hakemin Matovic'e hücum faul çalmasıyla rötar yaptı, gene büyük tepki kopuyordu.
Hem sahada, hem tribünde müthiş bir baskı uyumu sağlanmıştı, ortalık yıkılıyordu, rakip oyuncular potaya yaklaşana kadar ölüp bitiyordu. Sıra tekrar bize gelmişti ve Taurasi'nin nihayet gelen üçlüğü inanılmaz bir coşku yarattı, sanki stadta gol sevinci yaşanıyorcasına herkes birbirinin üstündeydi, ama bitmemişti, daha yeni başlamıştık. Bir de Taurasi'nin geriye koşarak erkek maçlarındaki sertlikte bir blok ile tam bizim önümüzde kazandırdığı bir top var ki, bütün herkes alkışlarla öne yıkılıverdi, galatasaraylı kızlar müthiş bir geri dönüş yapan kraliçelerimiz karşısında moralmen dağılıyordu.
Saldır Fenerbahçe ooley diye herkes zıplayarak birbirini kamçılarken, maçın yıldızlarından Penny'de üçlük ile bizi rahatlattı. Baskılar sonuç veriyor, birbirlerine iki pas yapmakta zorlanıp geri saha yapıyorlardı, Fenerbahçe Fenerbahçe oley sesleri yükseldi.
Bu arada sol köşe tribündekiler bunca efor sarfederken diğer kalan yerler biraz daha pasifti ama maçın heyecanlı kısmında oralardanda da coşanlar vardı. Alttakiler GFB'nin setteki amigosuna seslenip yan tarafı da ayaklandırmasını söylediler. Bütün salon ayağa, ayağa kalkmayan cimbomlu olsun diyerek herkes eller havada hazırlanırken maç devam ediyordu, bir hücumu tezahüratsız geçiverdik. Bir sonraki hücumumuz sırasında milyonlarca taraftarın yanyana... diyerek girmiştik tam ..en büyük sensin Kanaryaa diyerek alkışlı kısmına denk gelirken Penny'den bir üçlük daha cuk oturuverdi, herkes gülüyordu.
Neye uğradıklarının şaşkınlığıyla son sallama hücumlarını yapıverdiler, işte böyle her sene böyle cimboma böyle koyarlar sesleri yükseliyordu. Üstlerden yükselen Fatmagül cimbom, Fatmagül cimbom, senin suçun ne Fatmagül cimbom sesleriyle kısa bir makara yapılırken, oyuncular rakip takımdakilerle tebrikleşiverdiler ve hemen sol köşedeki taraftara doğru yöneldiler.
Onlar yaklaşırken bütün herkes Fener-bahçe Fenerbahçe oley diye hızlanan tempoyla yırtınıyordu, oyuncular da bu etkiyle yumruklarını sallıyordu. Elleri ortada toplayıp Fener çekerek alkışlar tutarak dağılacak gibi oldular ama öndekiler Nevriye'ye seslendi, Sarı-Lacivert-Şampiyon-Fener yapmadan bırakmayacaktık. Nitekim ilk denemede senkron bozukluğu olunca, dağınık olan oyuncularda biraraya toplanıp hemen ikinci bir ayar çekilerek tekrar denendi. Sarı diye bağırıyorken, Taurasi yorgun haliyle thank you diye karşılık veriyordu, karşılıklı tezahüratımızı yaptık, hepsi tekrar alkışlarla önce protokole doğru yöneliverdi.
Maç bitmişti ama eğlence bitmemişti, sol köşedekilerin neredeyse büyük çoğunluğu yerlerinden ayrılmamıştı, tezahüratlarla coşku devam ediyordu. Bu maç sonunda mikrofonu eline alıp duygularını ifade eden oyuncu Birsel oldu, ağzından taraftarımıza teşekkür çıktığı anda bütün herkesin alkışları yükseldi. Birsel Vardarlııı, Birsel Vardarlı tezahüratlarına dönerek alkış tuttu. Röportaj için Fenerbahçe televizyonu spikeri bazı oyuncuları bizim karşımızdaki alana götürmekteydi. Taurasi'yi gören herkes Tauraaaasi Tauraaasi oley oley oley tempolarını haykırıyordu, yıldız oyuncu gördüğü ilgiden hoşnut hoplayıp zıplıyordu, you are the best, you are the best, you are the best Taurasiii you are the best... tezahüratı ile ilgi devam etti, saygıyla öpücük yollayıp eğiliverdi, elleriyle you are the best diye işaret yapıyordu. İlgi onun yanına yaklaşan Penny Taylor'a yöneldi, Penny Penny, Penny Taylor.. diye giden tezahüratla ikisi arasında birşey konuştu gülüverdi, mahçup olmuş gibi el salladı.
Tribünler kasap havası için geri sayım yapıyordu, oyuncuların röportajını anonscu Mustafa Özben tercüme edecekti ama taraftar gibi onlar da geri sayımı elleriyle takip edip yerlerinde duramadan zıplıyordu. Taurasi daha fazla dayanamadı, röportaj sonrası çılgına dönmüşcesine tribüne koşuverdi, ön sıradakilerle kucaklaştı, hepsine sıradan çak yaparak tekrar Tauraaasi Tauraaasi oley oley oley sesleri eşliğinde soyunma odasının yolunu tuttu.
Diana ve Penny röportaj için beklerken koç Lazslo'da yanlarına gelmişti, o da keyifle elleriyle tezahüratlara tempo tutuyordu. Bütün tribün döndük sahaya doğru,açtık ellerimizi,yalvardık Kanarya'ya duysun diye bizleri, avaz avaz sesimiz yükseliyor tribünden, şampiyonluk hırsını yaşıyoruz yeniden.... diyerekte bizden büyük var mı diye sorguluyordu. Bunun üstüne gitmekte olan Penny'e tekrar tezahüratlar oldu, o da el sallayarak gidiverdi. Alper ağabey organizasyonunda Pınarbaşı yaptık, üstüne bir baba hindiyi cimboma bindirdik sonra Ratgeber,Ratgeber..i love you Ratgeber diyerek koça yönelik tezahüratlarımızla onun da gidişiyle mesaimizi bitirdik. Alper ağabey yukarıya bakıp bizi görünce mimikleriyle bittim diyordu.
Maç bitmişti 15-20 dakika olmuştu ve hala tezahüratlarla büyük bir kalabalık salonu inletmekteydi, güzel bir geri dönüş yapılarak galibiyete imza atılmıştı, böyle bir takıma böyle bir salonda sahip olan taraftarın yapabileceği en verimli atmosferlerden birinin hazzını yaşıyorduk. Ama modern salonlar yapıldıkça, büyük ortamlara geçildikçe, seyirciler ortalığı doldurdukça bizler sürekli eski günleri anıp bu ortamları anca anılarımızda anlatırız.
Dışarı çıkmadan önce tuvalete giderek gene üzerimizi değiştiriverdik, günün üçüncü tshirtünü giyiverdim. Biz dağılarak dışarı dökülürken, salonun arka tarafında gs eşofmanlı kızları görünce uzaktan laflar atılıyordu, bu seferde avans vermedik olmadı, gelecek sefer otuz avans verecez diye sinir etmeye başladık. Büfeden suları alıp iskeleye doğru yürürken, salon altındaki otoparktan çıkan arabayı pota arkasında gördüğüm zenci adam kullanıyordu, slyvia fowles gelip ön koltuğa oturdu, o boyla nasıl sığdıkları ilginç,zira arkada da iki Amerikalı oyuncu daha vardı, slyvia see you next time ona da işaret yaparak yola devam ettik.
Ben cumartesiyi boş geçirmiştim ama haftasonu iki gününü de feda edip beş maçta da bu renklerin peşinde maç izlemekle yetinmeyip, bütün enerjisini tüketen tribün emekçilerine saygılarımı sunarım.